Kadir Şeker sendromu
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Kadir Şeker sendromu

03.04.2022 10:09
Güncellenme:
Takip Et:

Darp edilen bir kadına yardım etmek isterken saldırganın ölümüne sebep olduğu iddia edilen Kadir Şeker uzun süre hapis yatacak. Karar hukuki olarak tartışılabilir, ama toplum vicdanında kaıdn şiddetine yönelik travma yarattığı gerçek.

Ülkemizde Kadir Şeker’in adının geçtiği cinayet sonrasında ortaya çıkan korkuyla karışık duyarsızlığa ‘Kadir Şeker Sendromu’ adını vermek istiyorum. Bu sendromun iki boyutu olduğu kanısındayım. Biri sokaktaki vatandaş boyutudur, diğeri ise akademisyen boyutu. Önce Kadir Şeker olayını hatırlayalım.

KADİR ŞEKER OLAYI

Şubat 2020’de üniversite giriş sınavına hazırlanmakta olan Kadir Şeker evine dönerken bir adamın bir kadını darp ettiğini görür, müdahale eder, adama kadını bırakmasını söyler. O sırada adamın kadının kocası olduğu anlayınca da yoluna devam eder. Ancak çeşitli suçlardan sabıkası bulunan saldırgan, Şeker’in peşine düşer, hakaret eder, saldırır. Boğuşma sırasında saldırgan bıçaklayarak öldürülür. Olaya ilişkin farklı açıklamalardan çıkardığım sonuç böyle.

Tutuklanan Kadir Şeker’in uzun süre hapis yatacağı anlaşılıyor. Olayın adlî yönünü şüphesiz ki hukukçular tartışabilir. Ancak bu olaya ilişkin benim yorumum şudur: Şeker davasındaki karar adil olsun ya da olmasın, toplum ve özellikle kadınlar bu karardan olumsuz yönde etkilenmişlerdir, etkileneceklerdir. Nasıl?

KADİR ŞEKER SENDROMU

Söz konusu olayı izleyen günlerde ülkemizin babayiğit erkekleri sokakta saldırıya uğrayan kadınlara sırtlarını dönmeye, yardım etmekten kaçınmaya başladılar. Büyük ihtimalle Kadir Şeker’in başına gelenler onları korkutmuştu. Bu konuda kameralara yansıyan iki gözlem:

Bir markettin içinde adam yere düşürdüğü kadına tekmeler, yumruklar atmaktadır. Sadece iki metre uzakta ise bir erkek müşteri kadın kasiyere ödeme yapmaktadır, hemen oradaki bir başka erkek ise alış verişine devam etmektedir. İzleyiciler kadını korumak bir yana, polisi bile aramamışlardır.

Kadir Şeker sonrası bir başka ilginç olayda ise satırlı bir saldırgandan kaçan kadın sokakta tavla oynayan beş erkeğin yanına sığınıp oturur, ancak bu erkeklerden biri kalkıp uzaklaşır, diğerleri ise yerlerinden kıpırdamazlar, saldırgan onların yanında kadına defalarca vurur.

1964’te Amerika’da Kitty Genovese adlı kadını bir adam sokakta otuz dakika boyunca, aralıklarla bıçaklamış, kadının imdat çağrılarını duyan otuz sekiz kişi pencerelerden bakmakla yetinmiş, polisi arayan da olmamıştı. Bu kadının ölümü üzerine Amerika, “Biz nasıl bir toplum olduk?” diye ayağa kalkmış, sosyal bilimciler yıllar süren araştırmalara girişmişlerdi. Ülkemizde gözlenen yukarıdaki iki olaya bakıldığında, ne toplum ayağa kalkmıştır ne de toplumsal duyarsızlığa ilişkin bilimsel araştırmalar yapılmıştır.

AKADEMİSYEN DUYARSIZLIĞI

Ülkemizde son on yılda kadına şiddetin ivmesi artmaktadır. Bunun pek çok sebebi olabilir; olaya bütüncül (geştalt) açıdan bakmak istediğimizde, siyasetçilerin kutuplaştırıcı, öfkeli söylemlerinin, toplumdaki erkeklere kavgacı bir rol modeli sunduğunu düşünmek mümkündür. Siyasi kutuplaşmanın kadın cinayetlerine etkisi belki vardır, belki yoktur. Bu konunun araştırılması gereklidir. Ancak bunu araştırabilecek pek çok akademisyen atanmış rektörlerin üniversitelerinde çalışmaktadır. Bu yüzden bu akademisyenler, eleştirinin bile hakaret kabul edildiği bir ortamda, bir çeşit Kadir Şeker Sendromu’na tutulmuş bir halde, “Başıma bir şey gelmesin” diyerek, suya sabuna dokunmamayı tercih etmektedirler.

Gerçi münferit akademisyen çabaları vardır; örneğin Prof. Dr. Nebi Sümer siyasî iklim ve işsizlik konusunda, Prof. Dr. Deniz Kandiyoti, Prof. Dr. Ufuk Sezgin ve Prof. Dr. Zehra Yaşın Dökmen toplumsal cinsiyet ve kadın sorunları konusunda çalışmalar yapmışlardır. Ancak kanımca, gerek ülkemizdeki siyasî atmosferin ağırlığı altında erkeklerde ortaya çıkan tahammülsüzlüğü ve saldırganlığı gerekse kadına saldırıyı sessizce izleyen erkeklerin adaletsizliğe uğrama kaygılarını cesaretle ele alabilen yeterli sayıda akademisyen yoktur. Anlaşılan o ki, pek çok aydında ve akademisyende, Kadir Şeker olayı öncesinde de, siyasî atmosferden kaynaklanan bir neme lazımcılık ortaya çıkmıştır.

Bu tablo bize yakışıyor mu? Babayiğitliklerine toz kondurmayan erkeklerin kendilerine sığınan kadınlara sırt çevirmeleri bize yakışıyor mu? Çocukluğumda Erzurumda çarşı ortasında bir adamı dövmeye kalkışan yetkiliyi esnaf engellemiş, vatandaşı kurtarmıştı.

Yazarın Son Yazıları

Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık

Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık yalnızca insana özgü davranışlar değil. Ancak insanı ayıran şey, bu eğilimleri ahlak ve bilinç süzgecinden geçirebilme sorumluluğu. Doğada sahte sinyal, yiyecek isteme ve çıkar için davranış değiştirme örnekleri var. İnsanda ise bu davranışlar dil, bilinç ve ahlakla birleşince çok daha karmaşık duruma geliyor.

Devamını Oku
31.05.2026
Dahili ve harici bedhahlar

Dahili ve harici bedhahlar

Devamını Oku
24.05.2026
Düşmana saygı insana saygıdır

Düşmana saygı insana saygıdır

Devamını Oku
17.05.2026
Kızılderili nikâhı

Bir süre önce eşimle birlikte Siyu (Sioux) Kabilesi’ne ait bir nikâh töreninde bulunmuştuk. Nikâhı bu kabileye mensup Şaya Hanım kıymıştı. Törenden sonra Şaya Hanım, “Size teşekkür ediyorum” dedi. Neden teşekkür ettiğini sorduk, “Genellikle Kızılderili olmayanlar bizim nikâhlarımızı izlerken bıyık altından gülüyorlar, siz gülmediniz, ciddiye aldınız” dedi.

Devamını Oku
10.05.2026
Pers ve İran kültürü

Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz ancak ona sahip olamazsınız” yazmışım. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar.

Devamını Oku
03.05.2026
23 Nisan çocukları

23 Nisan çocukları

Devamını Oku
26.04.2026