Yüksel Pazarkaya

Kaygan Mantık

07 Şubat 2014 Cuma

Başbakan Erdoğan’ın Berlin gezisi iki kimlikli gerçekleşti. Erdoğan, Alman muhataplarıyla, özellikle Başbakan Angela Merkel ile Türkiye Başbakanı kimliğiyle görüştü. Türkiye’nin AB’ye girme çabalarına Berlin’in verdiği “destek” için teşekkür etti. Bu “desteğin” devamını diledi. Bayan Merkel, “Benim görüşümde bir değişiklik yok. Ben Türkiye’nin tam üyeliğine kuşkuyla bakıyorum” deyince, sayın Başbakan sustu. Demek ki, Ankara - Brüksel ilişkileri daha bin yıl böyle sürebilir... İki tarafın da pazar olarak birbirlerine gereksinimleri sürecektir. Başbakan, AB’nin bize gereksinimi var derken bunu vurgulamak istemiş olmalı.
Almanya’daki AKP taraftarlarıyla Berlin’deki toplantıya ise Sayın Erdoğan, AKP Genel Başkanı kimliğiyle çıktı. Özellikle ağustostaki Cumhurbaşkanlığı seçimi için alışılmış propaganda konuşmalarından birini yaptı. Almanya’da yaşayan Türk yurttaşları, olasılıkla ağustosta ilk kez büyükelçilik ve konsolosluklarda kurulacak sandıklarda doğrudan oy kullanabilecekler. Son gelişmeler ışığında Erdoğan’ın, Almanya’dan gelecek oylara büyük gereksinimi olacağı görülüyor.
Bu konuşma beni en çok mantık açısından ilgilendirdi. Propagandanın mantığı olur mu, diyeceksiniz, haklısınız. Siyasette savların ve vaatlerin mantığı olmaz. İktidar yolu, hesabı sorulmayan ve verilmeyen vaatlerle, savlarla döşenmiş irrasyonal bir yoldur. Erdoğan bunun kanıtını yurtiçinde ve yurtdışında yaptığı her konuşmada bol bol veriyor.
Berlin’de, Almanya’nın her yanından taşınmış birkaç bin yandaşın gözünün içine baka baka, kendilerinde en ufak bir yolsuzluk olmadığını söylüyor.
Mantık
şu: Dışsatımı rekor seviyeye getiren bir hükümet yolsuzluk yapmış olabilir mi? Son yılın ilk üç çeyreğinde yüzde dört büyüme sağlayan bir iktidarda nasıl yolsuzluk olurmuş? Cumhuriyetin yetmiş yılda yaptığı yolların en az on katını on yılda yapan bir iktidarda yolsuzluk olur mu? Milli hasılayı on yılda bilmem kaça katlayan bir hükümet yolsuzluk mu yapar, vb. Mantık şu: İleri sürdükleri gibi yolsuzluk yapmış olsak, bu kadar çok işi başarabilir miydik? Olağan bir kişi söylese, psikolojik muayene gerekir. Ama bir siyasetçi, hele hele bir siyasi iktidarın başı, iktidarını daha güçlü bir biçimde sürdürmek ve kişisel olarak daha üst makama gelmek için böyle konuşursa olağandır. Başka türlüsü zaten düşünülmez.
Başkentinde konuşmanın yapıldığı Almanya, sürekli dünyanın dışsatım birincisi. Ama orada bile gün geçmiyor ki, yolsuzluk tartışması ve eleştirisi yapılmasın. Elbette Almanya’daki yolsuzluk boyutları bizde kimsenin gözüne batmayacak denli ufak ve silik. Örneğin, bir siyasi hiç ara vermeden bir özel sektör işletmesinde görev alabilir mi? Bu tür konular, sorgulamanın ve eleştiriler her gün gündemde.
Özetleyecek olursak, Alman televizyonunda baştan sona naklen ve Almanca çevirisiyle verilen konuşma, Alman medyasında gezinin seçim propagandası niyetiyle yapılmış olduğu yorumlarına yol açtı.
Ama kalıcılığı hem kendileri, hem Ankara tarafından dile getirilen yaklaşık üç milyon Türkiye kökenlinin Almanya’daki uyum ve başarı sorunları konusunda bir tek sözcük sarf etmeyen Başbakan Erdoğan, Almanya’yı ve oradaki yurttaşları fiilen seçim alanına çekti.  


Yazarın Son Yazıları

Kaygan Mantık 7 Şubat 2014
Yargı ve Demokrasi 30 Ocak 2014
Din Kisvesi 29 Aralık 2013
Dershane ve PISA 13 Aralık 2013
Rommel’in Ardından... 17 Kasım 2013
Bir Zihniyetin Yargısı 11 Ağustos 2013
Aziz Nesin'i İhbar... 7 Temmuz 2013
Konuşma Sanatı 26 Haziran 2013
Çöp Ye! 17 Eylül 2012