Yeryüzünün en yetenekli, en yaratıcı insanlarından biri, kısa bir süre önce aramızdan ayrıldı. Daha doğrusu parmaklarımızın arasından kayıp gitti. Tutamadık, yakalayamadık. Geri gel diyemedik.
Adı Nedim Göknil’di. Bebekli Nedim’di. Boğaz’ın afacan sokak çocuğuydu... Robert Kolejli Nedim’di... Okulun tüm güzel kızları ve tüm sahne etkinlikleri ondan sorulurdu... Avcı Nedim’di; Derin, Giray, Ömer ve Trakya’nın tüm avcıları tanığımdır... Ayşe’nin Nedim’iydi; bütün dünya, yeryüzü bir yana, Ayşe’si bir yanaydı... Tüm arkadaşlarının, hepimizin neşe kaynağıydı.
Bilirim, bu “neşe kaynağı” sözcüğü, tehlikeli bir tanımdır... Yeterince açık değildir. Nedim’in neşe, sevinç ve yaşama tutkusu, üretme ustalığının gerisinde, yetenek ve yaratıcılık yatardı.
Tiyatro, edebiyat, müzik, resim, tarih ilgi alanlarıydı. Piyano, gitar, kontrbas, bateri çalar, beste yapar, şarkı sözü yazar; usta dansçılara taş çıkaracak kadar güzel dans eder, koreografları kıskandıracak dans adımları icat ederdi. Elinde gitarı bir an Onno Tunç’la müziği, bir başka an Sezen Aksu’yla şarkı yarıştırır; Joan Baez’e eşlik eder, cazdan rock and rolla, oradan bluesa uzanıverirdi... Ben yine de en çok doğaçlama, içinde bulunduğu ortamı dile getiren, çevresindekileri anlatan, anında uyduruverdiği şarkılarını severdim...
Nedim’e, Nedim olmak yetmezdi. Yeryüzündeki tüm dilleri, lehçeleri, herkesi taklit edebilir; bilmediği dillerde söylevler verebilir; ustası olduğu Türkçe ve İngilizceye taklalar attırabilirdi. Gözlerinizi kapatıp onu dinlediğinizde karşınızda Demirel ya da Erbakan’ın; Churchill ya da Sudi Arap Kralı’nın, Hitler ya da Brejnev’in, “Davet” filminde “Hintli Peter Sellers”ın konuştuğunu sanırdınız. Çok iyi bir kulağa sahip olması ve taklit yeteneğinden öte, zekâsını da konuştururdu bu işi yaparken... Büründüğü kişiliklere monologlar, diyaloglar döktürtürdü... Yaş günlerimizde Castro’dan, Saddam’dan, Bush’tan, Arafat’tan, Clinton’dan ya da Monica’dan mektup almak, Nedim yüzünden hiç de şaşırtıcı olmazdı bizler için.
Bir zamanlar Robert Kolej’in en parlak tiyatrocusu Nedim, burs kazandığı halde tiyatro okumaya ABD’ye gitmedi. Türkiye’de başladığı profesyonel tiyatro yaşamı kısa sürdü, iş dünyasına atıldı. Yeteneklerini, yaratıcılığını, donanımını pek de gönüllü olmadığı alanlarda kullanmaya çalıştı.
Bunca çok yönlü olması mı, bir alana odaklanmasını engelledi? Hayat koşulları mı? Pupa yelken rüzgârlarla, dalgalarla yarışan teknesinin ha bire kayalara çarpması mı? Kendi icat ettiği kayalar, fırtınalar mı? Düşlerle gerçekler arasındaki, beklentilerle eldekiler arasındaki uçurumlar mı onu sınırladı? Bilemeyiz...
Altı yıl önce Ayşe’sini alıp Bodrum’a yerleşti. Giderek içine kapandı. E-posta adresini “solonedo”ya çevirecek denli kapandı. Doğanın tahribatı, insan ilişkilerinin zorluğu, onu hırpalar oldu. Kırgınlığını, küskünlüğünü ve üzüntülerini öfkeye dönüştürdü... 2010’da “Bodrum... Bodrum”, 2011’de “Mina: Bir Tutkunun Anatomisi” adlı kitapları yayımlandı.
Sonra....Sonra, 11 Şubat günü, 72. yaşına beş gün kala aramızdan ayrıldı. Dedim ya: Parmaklarımızın arasından kayıverdi.
Dünyamızdan bir gökkuşağı, yüreğimizden yeri doldurulmaz bir dost eksildi.
Zeynep Oral
Son Köşe Yazıları
Nedim Göknil...
Yazarın Son Yazıları
Sevgili Osman, Çiğdem, Can, Mine ve Tayfun
Bu mektubu size Gezi’nin yıldönümünde yazıyorum.
Devamını Oku
04.06.2026
Baldwin hâlâ yaşıyor
James Baldwin’in “Kimseler Bilmez Adımı” kitabı, uzun yıllar sonra Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle ilk kez Türkçe yayımlandı.
Devamını Oku
31.05.2026
Bayram gibi bayramları özlerken
Tam bayram öncesiydi.
Devamını Oku
28.05.2026
Nefes alamıyoruz
Sevgili okurlar, Chicago’dayım.
Devamını Oku
24.05.2026
Diktatörlerin ortak dili: Maval
“Bana maval okuma” deriz karşımızdaki aklımızla alay ettikçe, yalan söyledikçe, iftira attıkça, yalanlarla iftiralarla bizi oyalamaya kalktıkça, karşımıza geçip bize “masal” okudukça...
Devamını Oku
21.05.2026
Müzik ve Vicdan
Kimi akşamlar vardır; yalnızca bir konser dinlemezsiniz.
Devamını Oku
17.05.2026