Tek dileğim: Hesap sormak!

19 Şubat 2023 Pazar

Küçük Seher’i anımsıyorum. Seher, o günden beri susuyordu. Hep susuyordu. “O gün” dediğim 1999 yılının 17 Ağustos günüydü. Marmara depremi...

Günler geceler boyu yöredeydim. Değirmendere’de, Kırklareli 65. Piyade Tugayı’nın Cumhuriyet Mahallesi’nde kurduğu çadırlarda tanıdım onu. Çok uzun susuşlardan sonra, kucağıma tırmanıp, başını göğsüme dayadıktan sonra, konuşmaya başlamış, şöyle demişti: “Ben o günden beri hep çok korkuyordum. Hele geceleri... Uyursam, gözlerimi kaparsam, yine sallanırız, yine her şey yıkılır, yine herkes ölür diye korkuyordum. Ama şimdi...” 

***

6 Şubat’tan beri, acının tarifi yok. 

Olağanüstü dayanışma çabalarıyla; halktan çaldıkları parayı depremzedelere “yardım” adı altında vergiden düşenlerin “şov” yapmaları arasında...

Diyanet’in “Evlatlık çocukla nikâh olur” fetvasıyla; “Not alıyoruz”, “Kaos çıkar” tehditleri; bilimle, bilgiyle inatlaşma arasında...

Dayanışmayı durdurma, önleme, engelleme çabalarıyla, seçimleri engelleme önleme çabaları arasında... 

Cehaleti ve liyakatsizliği yüceltmekle, iktidarı eleştirenleri yok etme kararı arasında... 

Şimdilik 40 bin ölüyle (kimliği saptanamayanlar yok bu sayıda) otoriter şahsım yönetiminin gerçekleri örtbas etme çalışmaları arasında gidip geldiğimiz şu günlerde ben sık sık Seher’i düşünüyorum. 

O gün bugün, Seher’i unutmadım. Deprem olmasın diye gözlerini kapamayan küçük Seher yedi yaşındaydı. Korktuğu için uyumuyor, uyumadığı için korkuyordu. Uyumadıkça acısı çoğalıyordu. 

Sonra bir gece “yardım”a gelen bir gazeteci abla ona gökyüzündeki en parlak yıldızı gösterdi. “Bak Seher, bu yıldız senin olsun” dedim. O yıldız, Seher’in yıldızı oldu. Akşamları yıldızıyla konuşmaya başladı. Birkaç gün sonra onu yeniden gördüğümde boynuma sarılıp şöyle dedi: 

“Şimdi... Yıldızıma baktıkça, onunla konuştukça korkum geçiyor, acım azalıyor... Şimdi her akşam, çadıra girmeden ona bakıyorum. Ben gözlerimi kapasam bile, benim yıldızım uyumuyor, beni seyrediyor. Ben de korkmuyorum.” 

***

Yöredeki her çocuğa bir yıldız bulmamız gerek diye düşünüyordum o günlerde...

Bugün ise evrendeki tüm yıldızların, korkuyu ve acıyı gidermeye yeterli olmadığını biliyorum. Artık tek dileğim var: 

Bir an önce suçlulardan hesap sormak! Sadece inşaatı yapan, malzemeyi çalan, kolonları kesen vb. değil, sayısız raporu yok sayan, mimarlık fakültelerine ilahiyatçıları atayan, uzmanların sesini, bilimi, liyakati yok sayan, kötülük üreten, utanmaz hainlerden de! 

Çoktan vazgeçtim. “Her Türkün dünyaya bedel” olmasından, “Her Türkün hesap soracağı” günlerin özlemini çekiyorum...

ELVEDA EDEBİYATIMIZIN NEFERİ

Sevgili Hikmet Altınkaynak sonsuzluğa göçtü. Onu 70’li yıllarda tanıdım. Sanat dergimizde ne zaman başımız sıkışsa imdadımıza koşardı. Sonra PEN Yazarlar Derneği’nde, çeşitli edebiyat jürilerinde ve Cumhuriyet’te yollarımız sık sık kesişti. Sessiz sakin, efendi, nazik, bilgisiyle böbürlenmeyen, alçakgönüllü, sorumlu bir aydın, kibir bilmeyen, çok çalışkan, herkese sevgiyle, iyi niyetle, güler yüzle yaklaşan bir insan... Daha hayattayken ona “Edebiyatımızın neferi” adını takmıştım. Ve o bundan çok hoşlanırdı. Hoşça kal sevgili arkadaşım, hoşça kal edebiyatımızın neferi... 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tiyatro dünyasından... 14 Temmuz 2024

Günün Köşe Yazıları