Müjdat Gezen

Yaşamdan kesitler

18 Mart 2024 Pazartesi

İnsan, kendi yaşamından kesitler yazarken biraz zorlanıyor. Şunu mu yazsam, bunu yazmasam mı? Acaba daha önce yazmış mıydım? Bir süre takılıyor adamın aklına. Ayrıca, kişileri yazarken inanılmaz bir sansür beliriveriyor kafanızda. Şu kişiyi yazıp da bu kişiyi yazmazsam, acaba yazmadıklarım alınırlar mı? Mesela kızımı yazıp, ablamı yazmayabilirim. O anda öyle gelmiş olabilir. Ablamın oğlunu yazıp, ağabeyimin oğlunu yazmazsam acaba bana küser mi? Böyle olunca, mahalle arkadaşlarımı yazayım mı, yazmayayım mı diye düşünürüm. Ya birini unutursam? Yakınlarım için de bu düşünceler geçti kafamdan. 

İnsanları kırmaktan çok korkarım. Kimse üzülsün istemem. Bu yazı, o anda kafama gelenleri anlatan bir tür. Programı, sırası, tarihsel akışı falan yok. Benim yazdığım bu gazeteyi alan okurum, yaşamımla ilgili pek çok şeyi biliyor olabilir. O nedenle burada bilmedikleri veya az bildikleri şeyleri söyleyip okurun ilgisini ayakta tutmak istiyorum. Benimle ilgili merak ettikleri varsa, burada bulabilsin. Ne düşünüyorum, hayata dair fikirlerim ne, ideolojik inancım ne, yaşama bakışım ne, pek çok konuda ben nasıl davranıyorum? Bu ve buna benzer soruları yanıtlamaya çalışacağım. Dediğim gibi, belli bir programım yok. Ama tamamen de programsız değilim. Not defterlerim var yanı başımda. Onlara başvuruyorum. Unuttuklarım olursa (kişi veya olay), ömrüm de yeterse, onları da başka bir yazımda yazarım. Ellerim tutarsa, aklım yerinde kalmışsa...

Kültür

Komünizm suçundan yargılandım 1981 yılında. Oysa ben komünist değildim. Sosyal demokrat hiç değilim. Sosyalist tanımı bana iyi geliyor. Eskiden komünist sözcüğünden çekinen komünistler sosyalist olduklarını söylerlerdi. O koca ülkenin adı da rejimi komünist olduğu halde adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği idi. Sosyalizm bence bir gün dünyanın dönüp dolaşıp varacağı son durak olacak. Ben eğitim, yol, sağlık hizmetlerinin ve buna benzer pek çok şeyin sosyalizmle var olabileceğini, düşünüyorum. Bunu daha önce hiç bu kadar açık dile getirmedim. Açıkça söylüyorum: Ateist değilim. Beni ayakta tutan bir gücün varlığına inananlardanım. Dünyayı iki kez turladım. Sosyalist ülkelerin hemen hepsine gittim. Asya, Avrupa, Amerika, Avustralya, Afrika bu kıtaların tümünü ziyaret ettim. Avrupa’da çok fazla ama diğerlerinde çok ülke gezdiğim söylenemez.

Sovyetler Birliği’ne ilk gittiğim 1976 yılında hayran kalmıştım. Sadece iki şehir görebildim. Moskova ve Leningrad (St. Petersburg). İkisi de muhteşemdi. Zaten oldum olası Rus kültürüne hayranımdır. Müzikte ve edebiyatta, balede, tiyatroda, dünyanın en büyük sanatçılarını yetiştirmişlerdir. Barışnikov, Nureyev balede dünya yıldızı oldular. Edebiyatçıları buraya sığdıramam ama Çehov’un yeri, Tolstoy’un yeri, Puşkin’in yeri, Turgenyev’in yeri (saymakla bitmeyecek) bir ayrıdır bende. Müzikte Çaykovski, Korsakov, Borodin (besteciler buraya sığmayacak) dünya çapındadır. Nâzım Hikmet’e yoldaş olmuş Mayakovsky hâlâ dünyanın en büyük şairlerinden olarak anılır. Stanislavski dünyanın en büyük tiyatro kuramcısı olarak bilinir. Bu kültüre saygı duymamak imkân dışıdır.


Atatürk diyor ki: “Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünmekten ziyade kendini düşünür, bu adamın kıymeti ikinci İ derecedir.”


Gerçek nedir?


Bu denli hızla değişen dünyada kuşkusuz felsefe de klasik kuralların ve kuramların dışına çıkıyor ara sıra... Mesela: İnek kutsal bir hayvan mıdır? Şarap haram mıdır? Kime göre? Neden? Kapıyı biraz aralayıp değişik köşelerden baktığımızda klasik yanıtlar kifayetsiz kalıyor. Bir Fenerbahçe taraftarına en büyük takımın Galatasaray olduğunu kabul ettirebilir misiniz? Bir siyasi partiye körü körüne oy veren birinin gözünü açmak kolay mıdır? Peki, o zaman gerçek nedir? İnsanın tıkandığı sorular vardır ya hani. Yanıtlamak için ıkınır sıkınırsınız, bir türlü tam bir cevap çıkmaz ağzınızdan. Gerçek nedir? Oturun düşünün şimdi.


Ağaç kesilmedikçe talaş dökülmez. Bu sözü neye dayanarak söylediğimi tam anımsamıyorum ama defterime yazmışım. Demek ki beğenmişim. İyi de ne demek istemişim acaba? Bir olay olmuş, ben de bu sözcükleri yumurtlamışım. Ara sıra böyle şeyler yapıyorum ya. “Kendine yalan söyleme.” “İnsan biriktirin.” “Diyorsun ki (tiyatroya okumuş yazmışlar gidiyor zaten) bu kötü bir şey değil ki.” “Elma ile armut toplanmaz” lafı yanlıştır. İki kilo elma, üç kilo armut aldım, sepette kaç kilo meyve var? Cevap: Beş kilo. İşte elmalarla armutlar toplandı. Önemli olan oradaki soru. “Daha elveda demeden hoş geldin faşizm.” “Korkutmak gün gelir, korkutanı da korkutur”... Böyle aklıma geldikçe karaladığım pek çok şey var. Yine, aklıma geldikçe yazarım buraya... Ama ta o baştaki “Ağaç kesilmedikçe talaş dökülmez” sözlerini neden yazdığımı anımsayamadım. Artık siz buna bir yanıt bulursunuz. 

Kurum

Geçenlerde AKP’nin İstanbul Belediye başkanı adayını televizyonda izledim. Henüz reşit değilken ehliyetsiz araba kullanmış. Demek ki ehliyetsiz iş yapma alışkanlığı o yaşlarda başlamış çocukta. Çünkü yine ehliyetsiz işler yapıyor. Belediyecilik konusunda ehliyeti yok.

AKP'NİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKAN ADAYI MURAT KURUM, DÜNYADA EN İYİ 8 ADIM SAYAN ADAM. BUNU BİR SİRKTE YAPSA BÜYÜK İLGİ TOPLAR.

Fıkra

İki minik çocuk konuşuyormuş.

Biri demiş ki: “Hakan benim babam senin babanı döver.”

Öbür çocuk cevap vermiş: “Erkan saçmalama biz ikiziz.”

BİRTANEM

SEN ÜZÜLME BİRTANEM

BEN ÜZÜLÜRÜM

SENİN YERİNE

SEN YÜRÜME

TAŞLI YOLLARDA

AYAĞINA TAŞ BATMASIN

BEN YÜRÜRÜM

SENİN YERİNE

VE DUYARSAM Kİ BİRGÜN

HASTALANMIŞSIN

SEN YAŞA BİRTANEM

BEN ÖLÜRÜM

SENİN YERİNE

(Canım Karıma)

2 Mart 2024

HER ŞEYE HAKKINIZ OLABİLİR UMUTSUZ OLMAYA ASLA!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Bizim ev’ 27 Mayıs 2024
Kum fırtınası 20 Mayıs 2024
Sofi 13 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları