Ankara Adliye (İstinaf) Mahkemesi’nin “mutlak butlan” kararı ile CHP’nin 38. kurultay öncesi duruma çekilmesi ve süreçte delege oyuyla seçilen yönetimin tüm karar ve uygulamalarının yok hükmünde sayılması Türk siyasi tarihinde örneği olmayan bir sivil darbedir.
Üç yıl önce gerçekleşmiş, sonuçları YSK tarafından kesinleştirilmiş, mazbataları verilmiş bir kurultayın iptalinin hukuki boyutlarını hukukçuların değerlendirmesine bırakarak kararla ilgili kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan hava büyük resmi görmekten uzak olduğunu belirtmek isterim. Çünkü siyasi darbe üzerinde durmayıp konunun parti içi bir siyasi çekişmeye indirgenmesiyle puslu bir hava oluşturulmak istenmekte ve gerçeğin üstü örtülmeye çalışmaktır. Bu da karşıdevrim güçlerinin algılarla olguları değiştirme stratejisinin bir parçasıdır.
HEDEF REJİM DEĞİŞİKLİĞİ
Dolayısıyla, yaşananlar, amaçlı, planlı bir projenin adımlarıdır. Amaç 2017 referandumu ile oluşturulan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini kalıcı kılmanın da ötesinde rejimin mutlak monarşiye dönüştürülmesidir. Bu bağlamda 2017 referandumu mühürsüz oyları AİHM’e götürmeyen genel başkanın Kılıçdaroğlu olması bir rastlantı değildir.
Bu yönüyle karşıdevrimin adımları hızlanmış, süreç bütün tuşlara aynı anda basıldığı tehlikeli bir noktaya taşınmıştır. Büyük resim budur. Dolayısıyla ulus devletimiz, laik Cumhuriyetimiz hedef alınmıştır. Yaşananlar, ulus devlet, laik Cumhuriyet hedefini gerçekleştirmek üzere devlet kuran CHP’ye çökülmesidir.
“Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğu onaylanmış mevcut iktidar partisi ile CHP’nin eski genel başkanı, görev sürecinde siyasal İslamcı, etnik bölücü birçok figürü parti içine davet etmiş ve “yeni CHP” adıyla ulusalcıları tasfiye etmiş, türban yasası gibi uygulamalar ile karşı devrimin adımlarına yön vermişti. Dolayısıyla kaybettiği 13 seçimden sonra Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin yönetimine başka türlü gelme şansı yoktu ve bir karşıdevrimci olarak görevini tamamlamadan da gitmesi olmazdı...
YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ
“Terörsüz Türkiye” adıyla başlatılan ve hedefi ülkemizi bölmek olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) İran’da çökmesi sonrası, ABD emperyalizmi projenin Türkiye ayağını siyasi ve hukuki operasyonlarla tamamlamak için yerli işbirlikçileriyle birlikte adımlarını hızlandırmıştır.
Bu noktada amaçlarını gerçekleştirmek isteyen emperyalizm ve yerli iş birlikçilerine karşı Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının karşı durduğu gibi karşı durmak ikinci Kuvayı Milliye (Milli Güçler) direnişini başlatmak gerekmektedir.
Bu durum karşısında Türk milleti, “Milli kuvvetleri (ulusal güçleri) etkin kılmak ve milletin kararını (iradesini) egemen yapmak temel ilkedir” esasında birleşecek bu emperyal projeyi tarihin çöplüğüne atacaktır.
Bulunduğumuz yer yarım kalmış “Tam bağımsızlık için Mustafa Kemal yürüyüşü”nü tamamlamanın yeridir. Yeniden Atatürk Cumhuriyeti demenin zamanıdır...
HATİCE TOPCU
ADD GENEL BAŞKAN YARDIMCISI