Nefret ve şiddetle yoğrulmuş, belirsizliklerle kuşatılmış bir dönemden geçiyoruz. Bir yanda tavan yapmış ekonomik kriz, öte yanda sosyal çalkantılar ve de siyaset sahnesinde ülkeyi kaosa sürükleyen olaylar.
“Mutlak butlan” kararıyla birlikte 22 Mayıs itibarıyla başlayan olayların 24 Mayıs’ta CHP Genel Merkezi’ne polis güçleri tarafından yapılan çirkin saldırıyla inanılmaz boyutlara varan görüntüler utanç vericiydi. İktidar partisi muhalefetin yenik başkanının zaaflarını ne de güzel yönlendirmişti.
Alanım siyaset değil, “tiyatro dünyası”. O nedenle de bu zengin dünyadan birkaç örnekle yol alacağım. İngiliz oyun yazarı Edward Bond’un şu sözleri sanki bir kez daha yerini buldu günlerdir yaşanan ve dün tavan yapan bu çirkin gelişmeler nedeniyle: “Yönetenlere baktığımızda şiddetin sokaklara taşmasını beklemek olağandır” der Bond. Ve de sağlam bir toplumsal düzenin gerekleri olan ekonomik ve sosyal altyapıların geliştirilmediği toplumlarda şiddetin tırmanışının kaçınılmazlığını vurgular. Evet, şahit olduğumuz bu gelişmeler bir kin, nefret, şiddet gösterisiydi. Ülkemizin çalkantılarla dolu siyasi tarihinde bir başka satırbaşıdır, 2026 Mayıs ayında yaşanan bu olaylar... Yazılarını okumaya, oyunlarını her daim izlemeye çalıştığım Heiner Müller de bu bağlamda, tarihi; toplumsal düşüncenin laboratuvarı olarak ele alırken “siyasi sorunları demokratik yöntemlerle tartışmanın, ilişkileri sorgulama sürecinin” önemine değinmiştir. Evet, insan onuruna saygının bir parçasıdır bütün bu söylemler.
SUSKUNLUK, MÜCADELE VE İSYAN
Oyun yazarı David Hare tiyatro üstüne verdiği konferansları derlediği Obedience, Struggle & Revolt (Boyun Eğmek, Mücadele Etmek & İsyan) başlıklı kitabında toplumsal sarsıntılar karşısında sessiz kalmanın yanlışlığına değinirken mücadele etmenin kaçınılmazlığını vurgular. Önerisi; isyan değil; anlamlı, amaçlı ve asla kısık sesli olmayan bir karşı duruştur. Resme bu açıdan bakıldığında, dün yaşananlar CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çıktığı yolda yalnız kalmayacağının göstergesidir. Türkiye’nin içine sürüklenmek istenen dar boğaz bu şekilde aşılacaktır kuşkusuz.
VE BİLGİ ÜNİVERSİTESİ
Evet, “butlan” patırtısı ortasında bir eğitim kurumunu, hele de bir yüksek eğitim kurumunu kapısına tek bir imzayla kilit vurarak kapatmak ve birkaç gün sonra da “Yeniden açtım” demek bu kadar mı kolaydır? Tek bir kişinin iki dudağı arasından çıkan bir söze mi bağlıdır bu ülkede eğitim kurumlarının kaderi? Öğrencileri, hocaları, idari personeli “yok” addetmek nasıl bir mantık silsilesine dayanır? Ve “Yasal olarak böyle bir şey yapılamaz!” deme cesareti nasıl olur da gösterilemez cumhurbaşkanı çevresinde olanlar tarafından?
Ne güzel söylemiş Atatürk 1925 yılında Samsun’da yaptığı bir konuşmada: “Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.” Evet, her şeye karşın, Mustafa Kemal Atatürk ve onun yolunda gidenler dün olduğu gibi bugün de yarın da aydınlatacaktır yolumuzu.