Faşizm tepeden inmez!

Faşizm tepeden inmez!

04.02.2024 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Viyana’nın ünlü Volksoper’i ‘Halk Operası’ 125 yaşında. Avusturya imparatorunun yüzüncü yıl kutlamaları için kurulmuş. Zaten adı da “İmparatorluk Tiyatrosu” diye konmuş. Ancak imparator ya da kayser, bir türlü zahmet edip operaya teşrif etmeyince başta genel sanat müdürü, sonra burada çalışanların hepsinin tepesi atmış; yapının adını “Halk Operası”na çevirmişler ve tiyatro dolup taşmaya başlamış. 

Bütün bunları nereden mi biliyorum? Gece bekçisiyle suflör, sahnede birbirleriyle dertleşirken duydum ve öğrendim. En iyisi baştan başlamak: 

POLİTİKA DEĞİL TİYATRO YAPABİLMEK

Volksoper kuruluşunun yıldönümünü kutlamak için 2023 sonunda kendi tarihinden ve serüveninden yola çıkarak yeni bir müzikli oyun hazırladı: “Lass Uns Die Welt Vergessen”. Tam çevirisi: “Unutalım Bu Dünyayı” Ancak oyunu izledikten sonra “Boş vermişim bu dünyaya!” da diyebiliriz diye geçti içimden. 

Perde açıldığında 1938’in ilk ayları. Sahnede oyuncular, dansçılar; bir kenarda reji masasında yazar, rejisör, besteci, koreoğraf, tiyatronun müdürü; orkestra çukurunda müzisyenler... Her gün bir başka sahnenin provası yapılıyor. Elbet bir operetin provası. Ülkenin en romantik, en pastoral, en rüya gibi bölgesi Wachau’dan “Selamlar ve Öpücükler” adlı bir operet. Dekorda çiçekler, böcekler, nehirler, ortalık günlük güneşlik. Provada, her tiyatroda rastlanan sorunlar, danslar, şarkılar... 

Sonra... Sonra... Birdenbire olmuyor. Tepeden güm diye inmiyor. Sinsi sinsi yaklaşıyor, adım adım ilerliyor. Yasaklarla güçleniyor. Bir gün yeni bir kural, ertesi gün bir kuraldışılık. Kâh havuç kâh sopa göstermeler.

Bugün üç müzisyen yok, ülkeyi terk etmişler. Ertesi gün bir oyuncu kolunda Nazi bandıyla geliyor. Derken üç oyuncu... Rejisör istediği kadar “Biz politika değil, tiyatro yapıyoruz” diye tepinsin; tiyatro müdürü “Nazi bandını dışarıda tak, burada takamazsın” desin. Oyuncuların çoğu, besteci, yönetmen, orkestra şefi Yahudi. Derken provayı bırakıp “Biz Hitler’in 15 Mart mitingine gidiyoruz” diyenler...

Barbara Pálffy/Volksoper Wien

PERDE ASLA KAPANMAZ 

Birdenbire olmadı, tepeden güm diye inmedi. Sinsi sinsi, halkı sindirerek, korkutarak, yalanla, yozlukla, görmek, duymak istemeyenlerle, sonra usul usul kabullenmeyle, o aydınlık sahne karardı karardı. Ortaçağ, korku, kapanma... Ve artık kimse, “Biz politika değil tiyatro yapmak istiyorduk” diyemedi. 

Değil tiyatroda, evlerinin en mahrem köşelerinde bile yasak müzikleri dinleyemez, yasak kitapları okuyamaz, yasak düşünceleri konuşamaz oldular. Yükselen alçalan bir döner sahneyle tüm sanatçıların evlerinin içini de görebiliyorduk.. 

Avusturya Hitler’i bağrına basıp Nazizme teslim olduktan sonra da “Perde asla kapanmaz” kuralı işledi. 

Oyuncu ve müzisyenlerden kaçabilenler kaçtı. Kaçamayanlar, kovuldu, tutuklandı kamplarda ya da işkencede öldürüldü. Birçoğu tıpkı günümüzde savaştan kaçan göçmenler gibi sınır kapılarında süründü.

Ya oyuna ne oldu? Oyun devam etti. Tam bir zevksizlik, propaganda ve insanın içini acıtan bir rezillik örneği oldu. Geriye suflörle gece bekçisinin fısıldaşmaları ve anıları kaldı. 

Theu Boermans’ın yönettiği Keren Kagarlitsky’nin müziğini bestelediği (ayrıca Nazilerin yasakladığı Schönberg ile Mahler müzikleri de vardı) oyun bittiğinde günümüzü düşünüyor ve cehennemi yaşıyordum. 

WEST SIDE STORY 

Volksoper’in 2024 için seçtiği yeni prodüksiyonu yine güncel mi güncel bir müzikaldi. Evet “Batı Yakası Hikâyesi”. Leonard Bernstein ve Jerome Robbins ikilisinin muhteşem eserinin, orijinalin izinden giderek, tozu alınmış ve yepyeni bir prodüksiyonun ilk temsilini yakaladım. 

Eserin temeli yerli yerindeydi. Ancak bu kez çok genç, çok dinamik kalabalık bir ekiple yeniden yaratılırken en çok “öteki olmanın” altı çizilmişti. 

Müzik direktörü Ben Glassberg, rejisör Lotte de Beer ve Porto Rikolu ünlü koreograf Bryan Adams, iki grup genç (Jets ve Sharks) arasındaki çekişmeyi, düşmanlığı, aşkı, kavgayı, yer kapmacayı, sevişmeyi, kıskançlığı, yeryüzünün tüm duygularını; müziğe ve birbiriyle farklı hatta çelişkili danslara yüklemişlerdi. Caz ezgileri ve köşeli devinimler Jet’lerin; Latin ezgiler, sıcak ve yuvarlak, akışkan devinimler Shark’larındı. Koreografi, nefes kesen bir çeşitlilik gösteriyordu. 

Müzikali taçlandıran ise muhteşem sesleri özellikle başrol oyuncularıydı. Soprano Jaye Simmons (Maria), tenor Anton Zetterholm (Tony), mezzosoprano Myrthes Monteiro (Anita) sesleri kadar oyunculuklarıyla ve danslarıyla da izleyiciyi büyülüyordu.

Kimi konular hiç ama hiç eskimiyor ve eksilmiyor! Hayatta da sahnede de!

Yazarın Son Yazıları

Bir kayıp, bir ödül

“Ooo, Bayan Şifahi buradaymış!”

Devamını Oku
15.03.2026
İki savaş arasında

Başlık doğru...

Devamını Oku
12.03.2026
Katliam devam ediyor

Farkında mısınız, ülkemizde kadın katliamı dolu dizgin devam ediyor.

Devamını Oku
08.03.2026
Vicdan biraz vicdan

Ey siyaset!

Devamını Oku
05.03.2026
Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025