Tarihin Kanlı İronisi...

17 Haziran 2013 Pazartesi

15 Haziran. Gece saatleri. Ekranın sağ yanında vali konuşuyor: “Vatandaşlarımızı kucaklayıcı bir anlayış içersindeyiz...” Ekranın sol yarısında ise, eşzamanlı olarak bu “kucaklayıcı”lığın somut görüntülerini seyrediyorum. Bir gün önce Uğur Dündar’ın söyledikleri kulaklarımda çınlıyor: “Söz ve yazı, her zaman yalan söyleyebilir; görüntüler ise asla!” Bir zamanlar, lise yıllarımdaki Latince derslerinde, “söz” ve “yazı” konusunda daha farklı bir şeyler öğrenmiştik: “Söz uçar, yazı kalır” (Verba volant, scripta manent). Demek ki o zamanlar, topluma söylenen yalanların bugünkü kadar yaygın olmadığı zamanlarmış. Ya da görüntü iletişimi bunca yoğun değilmiş.
Şimdi ise çok farklı.
Şimdi ekranın sağındaki sözü, soldaki görüntüler anında, eşzamanlı yalanlıyor. Yani sözün yalanını anlamak için yazının kalıcılığını veya yıllanmasını beklemek kesinlikle gerekmiyor. Çünkü görüntüleri sözlerle eşzamanlı izlerken, karar verebilmem açısından önümde yalnızca iki seçenek var: Ya
“kucaklama” eylemi ve “kucaklayıcı” nitelendirmesi anlam değiştirmiş, ya da ekrandaki kişinin sözünü ettiği, bizim bildiğimiz sözcükler değil. Çünkü karşımda biber gazıyla ve içine kimyasal madde karıştırılmış basınçlı suyla “yakıcı” olmuş bir “kucaklayıcılık” var. Yakıcı, dahası “öldürücü” bile olabilen bir kucaklama. Fakat sevgi ve sevecenlikle ilintili olmadığı kesin.
Her şey, on dokuz gün önce sabahın beşinde gençlerin toplandığı bir parkın basılmasıyla başlamıştı. Dün, bu kez akşam 17’den sonra, her şey bir baskınla bitirilmek istendi. Üstelik bu ikincisi tam kalleşçeydi, çünkü en azından hemen böyle yapılmayacağı konusunda söz verilmişti. Ama her iki durumda da önceden herhangi bir savaş ilan edilmemişti. Tıpkı
Ingeborg Bachmann’dan yıllar önce çevirdiğim “Her gün” adlı şiirin başlangıç dizeleri gibi: “Savaş, ilan edilmiyor artık, / sürdürülüyor. / Sıradanlaştı inanılmaz olan. / Çarpışmalara / katılmıyor kahraman. / Güçsüzler girdi ateş hattına. / Günün üniforması sabır, / nişan, zavallı yıldızı umudun,/ yüreğin tam üstünde ...”
Bundan neredeyse elli yıl önce yabancı bir iklimde yazılan dizeler, bu kadar mı örtüşür şimdi içinde yaşadığımız iklimle? Gençlere karşı ilan edilmeden sürdürülen bir savaş. Nice inanılmazların sıradanlaşmaya yüz tutması; örneğin uğradıkları saldırı nedeniyle yaralananların bakıldığı mekânların bombalanması. Ve sonra:
“Vatandaşlarımızı kucaklayıcı bir anlayış içersindeyiz...”; dahası, milli iradenin ayaklar altına alındığı bir ortamda: “Milli iradeye saygı...”
Alman yazar ve şair
Georg Büchner, ünlü oyunu “Danton’un Ölümü”nden söz ederken: “Tarihin bağımsız yasaları vardır...” demişti. Burada dile getirmek istediği olgu, tarih diye kaleme alınan yalan yanlış şeyleri zamanla tarihin kendisinin düzelttiği idi.
Zaman, yalanın en büyük düşmanıdır.
Ve aslında tarih, en az yasa koyuculuğu kadar usta bir ironi yazarıdır. Kara mizah anlayışı bazen çok kanlı olsa bile!

\n

Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017