Cumhuriyet ve mensupları

30 Mayıs 2017 Salı

Yıllar önce can dostlarım Ergun ile Ersin Elgin’in kızları evleniyordu. Damadın ailesi hakkındaki sorumu Ergun şöyle yanıtladı:
- Aile Cumhuriyet okuru desem bir fikir vermiş olurum.
Cumhuriyet, çalışanı ve okuru hep birlikte, bir yaşam biçimini bir dünya görüşünü ifade ederler
Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Cumhuriyet yazarı olmanın bedelini yaşamlarıyla ödemişlerdir. Şu anda Silivri’de tutuklu bulunan vakıf yöneticisi ve gazete çalışanı arkadaşlarımız, Cumhuriyet mensubu olmanın bedelini özgürlükleriyle ödeme nöbetindeler.
Habercilik yaptıkları, Cumhuriyet ve demokrasinin ilke ve kazanımlarını savundukları için, aynı zamanda hepimizin yerine yiğitçe yatıyorlar, toplumun sevgi ve saygısını hak ediyorlar. Haklarındaki FETÖ’cülük yakıştırmalarını izan sahibi hiç kimse ciddiye almıyor ve bunu da yüksek sesle dile getiriyor.
Cumhuriyet çalışanı, yöneteni olmak mihnetli olduğu gibi, okuru olmak da zordur, bedellidir. Bu gazetenin okurları salt bu durumları yüzünden saldırılara, baskılara, kovuşturmalara, işten çıkarılmalara maruz kalmış, ama gazetesini okumaktan da savunmaktan da vazgeçmemiştir.
Cumhuriyet bu şekilde çalışanı ve okuyanı ile büyük bir aileyi oluşturur ve eğer okurun gazeteye ilgisi azalırsa, o durumda yöneteni, çalışanı hep birlikte, böyle bir duruma neden olduğumuz için kendimizi sorgulamalıyız.

***

Bütün zorluklarına, yoksunluklarına, tehditlerine, baskılarına karşın, aynı zamanda okuru, çalışanı ile Cumhuriyet mensubu olmak, insanı yükümlülük altına sokan ayrıcalıklı bir armağandır da. Kapısından içeri 43 yıl önce girdiğim bu kurumun mensupluğuna layık olmam gerektiğini düşünürüm hep ve bilirim ki bu özverili insanlarına, mensuplarına saygı ve onlarla dayanışma aileye layık olmanın önkoşullarından biridir.
Silivri’de aynı zamanda bizim adımıza, bizim yerimize yatanları akıl ve insafla bağdaşmaz FETÖ’cülük suçlamaları karşısında savunmak, bir demokrasi borcu olduğu gibi bir insanlık görevidir.
Cumhuriyet’te şu ya da bu görevde çalışmış, yazmış, yönetim görevinde bulunmuş olanların herhangi birisi, örneğin gazete içindeki anlaşmazlıklara, Saray’ı taraf kılmak için girişimde bulunmuş olmakla suçlandıklarında, bu ithamı aklımızın süzgecinden geçirmek, bu konuda somut bir kanıt olmadığında, o suçlamaya karşı durmak zorunda olduğumdan burada bu tür iddialara katılmadığımı da açıkça belirtmek isterim.
Bu yazı, bu vecibeyi yerine getirmek için kaleme alınmıştır, yoksa Cumhuriyet Vakfı’nın eski ve yeni yönetimleri arasındaki anlaşmazlığa taraf olmak için değil.

***

Cumhuriyet ailesine yakın olmayanlar arasında bu gazete ve mensupları hakkındaki düşüncelerime karşı çıkanlar, abarttığımı söyleyenler olabilir. Gerçeğin tekeline sahip olduğumu hiçbir zaman düşünmediğimden, bunlara karşı verebileceğim tek yanıt benim öyle hissettiğim ve algıladığım olacaktır.
Yine aynı şekilde, Cumhuriyet yazarlarının, istisnasız hepsinin değilse bile büyük çoğunluğunun albenilerinin, ustalıklarının, yetkinliklerinin, bilgi birikimlerinin, başkalarından farklı olduğunu düşünürüm.
Burada çalıştığım yıllar içinde, zaman zaman bu yazarlardan bazılarının kimi yazılarını okuduğumda “Keşke bu yazıyı ben yazmış olsaydım” diyerek kıskandığımı itiraf etmek isterim.
Seçkin arkadaşlarımın, müstesna vasıfları kıskançlığımı kısa sürede giderir, geriye hayranlıklı dolu takdir duyguları kalır.
Bu konuda yakın zamanla ilgili birçok örnek de verebilirim.
Ama bunların ayrıntılarını girmeye gerek yok. Yalnız konumuzla da ilgili olan en sonuncusunu zikredeyim. Sevgili Orhan Bursalı’nın 28 Mayıs Pazar günkü köşesinde çıkan “Bunca yıllık gazete babamın malı mı?” yazısını ben kaleme almış olmayı çok isterdim. Onu yapamadığıma göre, atlamış olanlar varsa, okumaları için uyarmış olmakla yetineyim.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Dur bakalım ne olacak? 1 Haziran 2021