İstese de gidememek

13 Temmuz 2021 Salı

Üzgünüm, her şey gözümüzün önünde olup bitiyor, yine de bir şey anlayamıyorum. Anladıklarını söyleyenlerin anlattıklarından da ikna olamıyorum. Organize suç örgütü lideri olduğu söylenen (kimse gibi kendi de hayır demiyor) biri, ad ve tarih vererek, yer tarif ederek, iktidar partisi görevlilerince temmuz darbe girişiminde kullanılırken ele geçilen silahların yandaş sivillere dağıtıldığını ileri sürüyor.

Kimseden çıt yok.

Ne devleti ve kamu düzenini korumak, suç oluşturan bu durumu soruşturup kovuşturmak durumunda olanların, ne devletin erkini elinde tutanların kılı kıpırdıyor.

Bu durumda, kime dayanacağız, kime güveneceğiz?

Söyler misiniz, bu durumda, bizim için kim daha tehlikeli? Mafya damgalısı mı, devlet etiketlisi mi?

Devletin bekası, kendi can güvenliğiniz açısından hangisinden daha fazla korkuyorsunuz? Sedat Peker’den mi, Süleyman Soylu’dan mı?

Söyler misiniz devlet ve mafya sözcükleri size neyi çağrıştırıyor? Arada, ikisinin birbirlerine karıştığını düşündüğünüz oluyor mu hiç?

Sedat Peker’in hemen hepsi de doğrulanıp kanıtlanmış olan suçlamalarını kamuoyu ilk defa duymuyor. Hepsi daha önceden işittiğimiz şeyler.      

***

Önemli olan, bu kez güvenilir, etkili ve yetkili bir ağızdan çıkması ve delillenip kanıtlanması üzerine Türkiye’nin bir iç çatışma riskine bu kadar yakın olduğunun bu kadar aşikâr hale gelmesi.

Bu karmaşa içinde Soylu’nun tavrı belli. Ama ya Peker’in ki?  

Peker’in açıklamaları Soylu’yu darmaduman ediyor. Peki, tek sorumlu dahil, bütün iktidar da bu açıklamalardan allak bullak olmuyor mu?

Cümle âlem iktidarın artık Türkiye’yi yönetemediğini, çözüm için önce bunların gitmesi gerektiğini görüyor. Peker’in açıklamaları, bu durumda sorumluluğun tüm iktidarı kapsadığını kanıtladığına göre, son irdelemede, Peker’in asıl hedefi devletin zirvesi olmuyor mu?

Tayyip Erdoğan’ın son zamanlardaki açıklamalarını erken seçim habercisi olarak yorumlayanlar var. Eğer öyle ise Tayyip Bey’i kazanma şansı bulunmayan bir erken seçime iten etkenin, AKP’nin artık Türkiye’yi yönetemediğinin itirafı olduğu söylenemez mi?

Gerçekten de Türkiye’de çözümün tek yolu, önce AKP iktidarının gitmesinden geçiyor.

Türkiye’de herkesin bir erken seçim istemesinin nedeni AKP’nin gidişinin önünü açmak.

Demek oluyor ki erken seçimin bir anlam taşıması ancak AKP’nin gitmeyi de kabul etmesiyle mümkündür.

Demokrasilerde, seçimle işbaşına gelen iktidarlar, daha sandıktan çıktıkları gün, zımnen de değil, alenen kabul ederler günün birinde, zamanı geldiğinde aynı yolla gideceklerini.

AKP işbaşına yeni geldiğinde buna hazır olmadığını açıkça belirtmişti.

Daha Tayyip Bey arkadaşımız Nilgün Cerrahoğlu’na, uygun gördüklerinde, demokrasi tramvayından ineceklerini söylediğinde gerekli önlemler alınmalıydı. Bu yapılmadığı takdirde, gidememe çıkmazına saplanılması kaçınılmazlaşacaktı.

Nitekim öyle de oldu.

AKP döndü dolaştı, sonunda gidememe çıkmazına saplandı.

Bir zamanlar, FETÖ’cülerle kol kola beraber dolaştık biz bu yollarda diyerek, aynı yağmurda ıslanan AKP, şimdi hüzünle şu şarkıyı terennüm etmektedir:

- İstesem de gidemem ki...

AKP, 19 yıllık iktidarı süresince temel hak ve özgürlükleri ayaklar altına alarak, basını susturarak, muhalefeti sindirerek, üniversiteyi ve gençleri söndürerek, aydın ve sanatçıları süründürerek, yargıyı kıpırdayamayacak şekilde dizginleyerek, tarımı-çiftçiyi gömerek, işçiyi ezerek, ülkenin bütün birikimlerini ve zenginliklerini talanlayarak kendisini gidememek çıkmazına sürüklemiştir.

O günlerde iktidar, kendi gitme yolunu tıkayarak, emsali görülmemiş bir talan ve yağma düzenini olşturarak rejimi ve ülkeyi de bir çıkmaza sürüklemiştir.

Bugün Türkiye bir iç çatışmanın eşiğindedir. Bunun engellenmesinin çaresi AKP’nin gitmesidir. Ne var ki AKP, toplumu da birlikte sürüklediği “istesem de gidemem ki!” batağında debelenmektedir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mahcup laikler 10 Eylül 2021