İstihbarat zaafı yok

26 Temmuz 2016 Salı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “France 24”e verdiği demeçte, bir kez daha “istihbarat zaafı”ndan söz etmiş.
Çok kişi, darbe öncesi ve darbe esnasındaki istihbarat zaafından söz etti.
Fethullah Gülen’in örgütü, yıllar süren kararlı bir yürüyüşle TSK’nin, polisin, yargının kilit noktalarını ele geçirirken, eğer yalnızca bunu engellemekle yükümlü olanların aymazlığa varan ihmalinden yararlanmış olsaydı, bir istihbarat zaafından söz edilebilirdi.
Ama durum öyle değildir. “Paralel yapı”nın devletin kilit noktalarını ele geçirmesine bilerek göz yumulduğu için, hatta TSK’nin etkisizleştirilmesi konusunda, “askeri vesayeti tasfiye ediyoruz” diyerek, kol kola hareket edildiğinden, devletin ana kurumları rehin alınmıştır.
Kısacası istihbarat zaafı yok, işbirliği var.
Cumhurbaşkanı’nın söz konusu demecindeki yanlış okuma her konuda kendisini gösteriyor. Örneğin Türkiye’nin kredi notunun düşürülmesinin yanlış, hatta kasıtlı olduğunu iddia eden Tayyip Bey, mali disiplinden taviz olmadığını, Türkiye ekonomisinin göstergelerinin , dünyanın pek çok ülkesinden daha iyi durumda olduğunu söylerken, kredi notunun düşürülmesi gerekçesinin ekonomik değil siyasi olduğunu belirtmeye çalışıyor.
Oysa herkes biliyor ki bütün ülkelerde siyasi istikrar ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılık, ekonomik istikrarın önde gelen koşuludur, hele ki Türkiye gibi sıcak para bağımlısı ülkelerde...

***

Hükümetin çıkardığı kanun hükmündeki ilk kararnamede de, benzeri durumlar mevcut. Fethullahçı illegal yapılanmayla mücadele konusunda, gözaltı süresinin 30 güne çıkarılması ve savunma hakkına getirilen sınırlamaların hangi derde deva olacağını kestirmek güçtür. Paralel yapılanma, kanunlardaki boşluklardan savunmadaki hünerlerinden ve özgürlükler konusundaki liberal uygulamalardan yararlanarak, başarıya ulaşmış değildir ki, bu düzenlemelerle engellensin.
Göz yumma, hatta daha da ilerisi, müzahir olma durumu devam ettikçe, bu önlemler paralel yapıcılara vız gelecek, devlet içinde uzantıları olmayanları etkileyecektir ki, bize açıklandığına göre, OHAL ile hedeflenenler de güya onlar değildir.
Fethullahçı tasallut ile perişan hale gelmiş demokrasimizi de aynı şekle sokmuş olan yargıdaki bozulma, yargının bağımsızlığını ortadan kaldırarak, onu “yürütme ile uyumlu” hale sokma girişimleri ile yoğunlaştığına göre, çaresi de yargının bağımsızlığının hızla yeniden sağlanmasıyken, paralel yapılanmanın dışında kalmış yargıçların iktidardan bağımsız yasal sendikal örgütleri YARSAV’ın kapatılması, yargıda nelerin yapılmak istendiği konusunda ciddi ve haklı kaygılar yaratmaktadır.

***

Bir illetin giderilmesinde, bir yanlışlığın düzeltilmesinde, ilk yapılması gereken, ona neden olan etkenlerin doğru teşhisidir.
Yanlış teşhisle doğru tedavi olmaz.
Eğer darbenin tekrarının önlenmesi isteniyorsa, nedenlerin doğru okunması gerekir.
Oysa olayların başlangıcından bugüne kadar geçen süre içinde, hep yanlış okumalar yapıldı ve yapılıyor, üstelik siyaseti okumakta mahir Tayyip Bey de bunlara katılıyor, hatta başı çekiyor ve “darbeyi önlüyoruz” diye onunla hiçbir ilgisi olmayan, özgürlükleri kısma girişimleri birbirini izliyor.
Darbe de, ünlü Reichtag yangını gibi olağanüstü yetkiler konusunda eşsiz fırsatlar sunan bir konuma bürünüyor.
Bu durumda, “Ortada yanlış okuma falan yok, darbeyi Allah’ın lütfu olarak gören Tayyip Bey, fırsatı ganimet bilip, sultasını pekiştirme peşinde” diyenlere kızmak mümkün mü?
Ama biz yine de demokrasi konusunda toplumsal uzlaşı çabalarına katkıda bulunmak için, devletin paralel yapının tasallutundan arındırılması girişimlerine destek verelim, derim.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mahcup laikler 10 Eylül 2021
Bir ulus doğuyor 3 Eylül 2021