“Clean Break” (Temiz Kopuş), 1996 yılında Richard Perle liderliğindeki bir ekibin şu anki İsrail Devlet Başkanı Binyamin Netanyahu için hazırladığı, İsrail’in Ortadoğu politikasını barışçıl olmayan yollarla kökten değiştirmeyi hedefleyen raporun adı. Bölgeyi yeniden şekillendirecek sert politikalar belirlendi bu kirli üst kurmacada! Rapor James Colbert, Charles Fairbanks, Douglas Feith, Robert Loewenberg, David Wurmser, Meyrav Wurmser gibi Siyonist grubun emperyalizm tabanlı görüşleri üzerine oturtuldu. Amaç Washington ile Tel Aviv’in yeni dünya düzenindeki rollerini pekiştirmek. Ve Netanyahu, 30 yıllık bu planla yeni Ortadoğu projesini örüyor!
Raporda ilk adım Filistin’i terörle ilişkilendirip bitirmekti öyle yaptılar, ardından Irak’ta Saddam Hüseyin rejimi devrildi, Suriye son tahlilde dağıtıldı, Lübnan kaosun ortasında. Suudi Arabistan, Katar, BAE, Bahreyn, Mısır, Batı’nın emperyalizmin oyuncağı haline getirildi ve sıra İran’a geldi. Çünkü fosil atık gücü ve rejimiyle sadece bölgenin değil uzak Asya’nın da payandası olarak görülmüştü Tahran! Evet, ABD-İsrail’in İran’a başlattığı saldırı Clean Break üzerinden okunmalı. Ve rapor gereği İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye gelme olasılığı da gözden kaçırılmamalı, o yüzden “Güçlü ordu, güçlü Türkiye” politikası hem iktidar hem muhalefetin bu ülkeye namus borcu!
TARİHİ OKUYAMAMAK!
Batı medyası, sansürlese de İran sanılandan daha dirençli bir ulus devlet çıktı. Dağılacağı söylenen rejim de sağlamlaştı. Liderleri öldürülüyor, yerine bir başkasını koyup direnişe devam ediyorlar.
Aslında biliniyordu bu gerçek; gelgelim savaşı Batı ve Batılı uzmanlar üzerinden okuyan kıymeti kendinden menkul Türk medyası tuzağa düştü, nedense görmek istemediler İran’ın gücünü; yeni yeni kabulleniyorlar Tel-Aviv ve Körfez’deki yapay vaha görünümlü başkentlere atılan füzeleri.
Oysa biraz tarih okusa şu uluslararası ilişkiler uzmanı (!) kadro; örneğin MÖ 400’lü yıllarda tarihi değiştiren mızraklı savaş arabalarının, şu anki İranlıların ataları Persler tarafından icat edildiğini bilirler, on yıllardır yeraltında balistik füze üreten bir ülkeyi hafife almazlardı! MÖ yıllarda savaş aletleri üretenler şimdilerde, milyarlarca dolarlık ABD uçak gemilerini 5-10 bin dolarlık SİHA’larla vuruyorsa birileri ayine-i İskender’i (dünyayı gösteren ayna) ters tutuyordur hem ABD’ye hem ABD yanlısı bizim mahalleye!
Aslında bu direnç saldırılar başladığında da görüldü, Paris’ten apar topar Tahran’a dönen muhalif bir İranlı kadının geçen cuma açtığı pankart savaşa verilecek tepkiyi gözler önüne sermişti. Büyük olasılıkla ülkesindeki yasaklar nedeniyle Fransa’ya göç eden genç kadın şöyle seslenmişti geri döndüğü İran sokaklarından dünyaya:
“Ben protestocuyum ama çocuk katilleri ülkeme demokrasi getiremez, İran için hayatım feda.” Evet bu rejim düşmez, Paris’te şah hayatı yaşayan Pehlevi ailesinin uzantılarını da İran kabul etmez! Eğer sıra dışı bir gelişme yaşanmazsa (kara harekâtı ve nükleer bomba gibi)!
18 MART’TA ÇANAKKALE’DE!
Yunanistan’ın, 18 Mart haftasında Çanakkale’nin sadece 3-5 km ötesine patriot füze rampaları kurması komşulukla bağdaşmadı. Limni Adası ile Yunanistan’ın kuzeyindeki üslere kaydırılacak F-16’lar düşünüldüğünde provokasyon rüzgârı esiyor Ege’de! Ki Lozan ve Paris antlaşmaları füzelerin yerleştirildiği adaları, “gayrı askeri” olarak tanımlamıştı. Savunma Bakanı Dendias Bulgaristan’ı olası İran saldırısından korumak olarak yorumlasa da bu adımı, iktidar partisi milletvekili Angelos Sirigos, asıl amaçlarını TV’lerdeki demeciyle itiraf etti. Sirigos, patriotları içine sindiren NATO’nun “bölgenin silahsızlandırılmış statüde olmadığını” fiilen kabul etmiş olacağını savundu! En iyisi hazır 18 Mart gelmişken F-16, Bayraktar ve Kızılelmaları Çanakkale anmasını gerekçesiyle adaların üzerinde uçurmak hatta yetişirse kuzey görevi biten Türk Donanması’nın gururu TCG Anadolu’yu Yunan karasularının hemen yanı başına demirlemek!
Dipnot: TRT’den canlı yayınlanma önerisinden milletvekillerinin bile izleyemediği bir havaya büründü Ekrem İmamoğlu’nun da yargılandığı İBB davası. Adalet ve siyaset tarihimiz de “sakıncalı vekil” tanımı ile tanıştı. İşin garibi davayı izleyecek vekillerin isimlerinin mahkeme heyetince belirleniyor. Diyelim ki fiziki koşullar yetersiz, salon küçük; o halde kontenjan verilir, partiler kendi belirler isimleri! Böylelikle Vatan Yahut Silistire’deki “istemezük” tanımı da Silivri ile anılmaz! Ayrıca, sürecin sürkeli sekteye uğraması 107’si tutuklu sanığa verilen en büyük ceza çünkü takvimine uyulsa en az 80 kişi tutuksuz yargılamaya geçerdi ilk ara karar sonrası bu delillerle!