Arif Kızılyalın

Ya kahramansın ya hain!

22 Haziran 2021 Salı

Büyük sevinçlerin, üzüntüleri de aynı cesamette oluyor!

İşin aslına bakarsanız, 55 Avrupa ülkesinin katıldığı 24 takımlı Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine katıldığımızda, savaş kazanmış komutan edası ile “Bizim Çocuklar” çığırtkanlığı yapmasak, tam da finaller öncesi takımın önemli isimlerini TV reklamlarına çıkarıp, “3 yetmez 4 gol atacağız” naraları attırmasak ve büyük bir israfa imza atıp, EURO 2020 finallerine yükseldikleri için teknik kadro ve futbolculara fahiş bir ayak bastı parası ödemesek, eve erken dönüş bu kadar yaygara kopartmazdı!

Ama biz ülkece sadece futbol değil, her konuda uç noktaları seviyoruz; ortamız yok; yazının başlığındaki gibi, ya kahraman arıyoruz her meselede, ya hain! 

Şu prim meselesi aldı götürdü tüm sempatiyi!

İddiaya göre Nihat Özdemir yönetimi, EURO 2020 finalistliği için 10 milyon dolar ya da Avro ödemiş futbolculara. Avrupa kıtasındaki ülkelerin neredeyse yarısının katıldığı bir organizasyona gittik diye hem de döviz bazında prim verilmiş takıma! Arnavutluk, Andorra, Leichistein, Moldova, Bulgaristan vb. geride bırakıp finalist olduk diye kişi başı neredeyse 300 bin dolar/Avro ödemişiz! Almanya’nın sadece şampiyon olurlarsa futbolcu başı 400 bin Avro vereceği 2021’in futbol ikliminde gerçekten vicdanı sızlatan bir durum bu. 2002’de dünya üçüncülüğü ile taçlanan süreçte Haluk Ulusoy federasyonunun verdiği hediye jeep’leri dilimize pelesenk etmiştik, şimdiki TFF’ye soru bile soramıyoruz, “Bu prim işi doğru mu” diye.

Maddi konuları bırakıp saha içine dönersek; kötüydük.

Takım mühendisliği olmayan bir 26 kişi vardı. Örneğin Okay ve Ozan Tufan’ın aksadığı bölümde Türkiye’nin oyun kurucusu stoper Kaan Ayhan olamazdı olmadı da! Keza turnuvaya yorgun gelen Burak ısrarı da takımın kimyasını bozdu. Stoperlerinizin oyun kuramadığı, iki bekten sadece birinin hücumla çıktığı, hamle eksiği bulunan Okay’ın bağlantıyı sağlayamadığı, Hakan Çalhanoğlu’nun topsuz oyunda kaybolduğu, Burak’ın da ileride basamadığı gün gibi aşikârken, Şenol Hoca, 26 kişi içindekiler ya da Türkiye’de bıraktığı Mahmut ile Halil’i hiç düşünmedi.

B Planımız yoktu anlaşılan! Dersimize çalışmamıştık. Oysa, rakipler gayet güzel analiz etmişti bizi.

Petkovic de, Galler Hocası da, hatta Mancini de basın toplantılarında, "Türkiye'nin zaaflarını biliyorduk"dedi. Peki biz izlemiş miydik örneğin Galler'in uzun stoper ve santforlarını! Ya da İsviçre'nin Shaqiri ve Xhaka dışında yaratıcı oyuncusu olmadığını biliyor ve ona göre mi oynuyorduk, yoksa, "Türkiye rakibine göre oynamaz" fantezisi içinde miydik?

Teknik meselenin dışında iletişim bağlamında da çok eskide kalmıştık!

Sevgili Selim Soydan Ağabeyin milli takımlar sorumlusu olarak takımla hareket etmesi, dönemsel kopukluğa; mental yükün Şenol Hoca’ya binmesine yol açtı. Oysa, bir iki ünlü isim TFF bünyesindeki Rüştü, Hami veya dışarıdan Lemi Çelik, Semih Yuvakuran, Bülent Korkmaz, Metin Tekin bu işi pek âlâ gönüllü yapardı. Yük Şenol Hoca’ya bindi derken, onun da enerjisi düşüktü. Çünkü tanıdığım Güneş, 3. maç öncesi, “En iyiler arasına giremedik” demezdi. Bildik Güneş olsa, İrfan Can golü attıktan sonra, rakip kaleden topu kendi alır, santraya koyar, maçı çevirmeye uğraşırdı!

Ne yazık ki milli takımlar da artık TFF’ye ayak uydurdu. İnşallah Şenol Güneş, Katar elemeleri öncesi, eski havasını bulur; çünkü 25-26 yaş ortalamalı, güzel bir takımımız var!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Benim adım Busenaz.. 4 Ağustos 2021