Barış Doster

Türkiye-İsrail ilişkileri, Arap dünyası ve ABD

30 Aralık 2020 Çarşamba

Arap ülkelerinin birbiri ardına İsrail’le ilişkilerini normalleştirme kararı alması, Türkiye-İsrail ilişkilerinin de normalleşeceğine ilişkin beklentiyi yükseltti. Zaten bir süredir iki devlet arasında sessiz sedasız sürdürülen temasların, önümüzdeki günlerde, İsrail’e büyükelçi atanmasıyla ileri bir düzeye ulaşması bekleniyor. Peki, İsrail’e ilişkin iktidar kanadından gelen olumlu açıklamaların, başka sebebi var mı? Evet, var. Sıralayalım...

Birincisi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yalnızlığı.

İkincisi, Libya’daki gelişmelerin, Türkiye’nin istemediği yönde seyretmesi.

Üçüncüsü, üç hafta sonra ABD’de başkanlık koltuğuna oturacak Joe Biden’a mesaj verme çabası.

Dördüncüsü, yüksek teknolojiye sahip silahların temininde tedarikçileri çeşitlendirme gayreti.

Beşincisi, Suudi Arabistan ve öncülük ettiği Arap ülkelerle ilişkileri düzeltme isteği.

Altıncısı, Doğu Akdeniz’deki enerjinin dünyaya pazarlanmasında İsrail’le işbirliği niyeti.

Yedincisi, dış kaynak arayışı.

Peki, bu maddelere göre atılan adımlar ne kadar işe yarar? Evdeki hesap çarşıya uyar mı? Umulan sonuçları verir mi? Zor. Çünkü Türkiye’nin başka adımlar da atması gerekir. Mesela dış politikada güvenilir, öngörülebilir olmak. Toplumsal düzlemde, iç cepheyi güçlendirmek. Ekonomik bağlamda, üretim ekonomisine yönelmek. Sanayi ve teknolojide büyük hamleler yapmak. Hukuk devleti, demokrasi, özgürlük çıtasını yükseltmek gibi...

Zayıf ekonomiyle güçlü diplomasi mümkün mü?

Türkiye’nin niyetinden bağımsız olarak, nesnel koşulları gözetmek şart. Küresel ve bölgesel dengeleri; komşu ülkelerin, hasım güçlerin, Türkiye’nin atacağı adımları nasıl karşılayacağını; Türkiye’nin gerçekleri ile niyetlerinin örtüşüp örtüşmediğini bilmeliyiz öncelikle. Dış politikanın bir de ekonomik yönü var, özellikle de enerji boyutu. Çünkü Doğu Akdeniz’de, 3.5 ile 10 trilyon metreküp arasında değişen miktarda doğalgaz; 1.5 ile 3.5 milyar varil arasında değişen miktarda petrol rezervi var olduğu tahmin ediliyor. Bu zengin kaynaklar da hem bölge ülkelerinin hem de emperyalist güçlerin rekabetini keskinleştiriyor. Kabarık enerji faturası, Türkiye’nin cari açığının da en büyük nedeni.

Türkiye’nin bir diğer açmazı, nerdeyse tüm temel konularda büyük gerilim yaşadığımız Avrupa’nın, Türkiye’nin dış ticaretindeki, ekonomisindeki ağırlığı. Malum, Türkiye, dış ticaretinin yarısını Avrupa Birliği ile yapıyor. 2019’da AB ile dış ticaret hacmi 162 milyar dolar, Türkiye’nin toplam ihracatı ise 180 milyar dolardı. Dış politikayı, İsrail ve Arap ülkelerine yönelik adımları konuşurken, ekonomik tabloyu da gözetmek şart.

Kısacası, üretimden kopmuş, zayıf ve kırılgan ekonomiyle; enerji ve teknoloji bağımlılığıyla; yüksek işsizlikle; güçlü dış politika olmuyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları