Üniter, laik, ulus devletin önemi

Üniter, laik, ulus devletin önemi

11.12.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ortadoğu’da sorunun kaynağı üç sözcükle özetlenebilir: Emperyalizm, uluslaşamamak ve geri kalmışlık… 

Ortadoğu kaynamaya devam ediyor. Irak, Filistin, Lübnan derken şimdi de Suriye. Yaklaşık 13 yıldır devam eden iç savaşın ardından Suriye’de Esad rejimi yıkıldı. Suriye merkezi hükümeti düştü. Suriye, aralarında terör örgütlerinin de olduğuçeşitli grupların kontrolünde parçalara bölünmüş durumda.

Ortadoğu’da yaklaşık 14-15 yıldır devam eden bu yıkım süreci sonunda Ortadoğu paramparça edildi, ediliyor. Önce Irak şimdi de Suriye parçalandı. Sırada başka devletler var.

ORTADOĞU’DA SORUNUN KAYNAĞI

Ortadoğu’da sorunun kaynağı üç kelimede özetlenebilir:

Emperyalizm, uluslaşamamak ve geri kalmışlık. Bölge ülkelerinin demokratikleşememesinin temel nedeni de burada gizlidir.

Ortadoğu’da 100 yıl kadar önce sınırları emperyalizm tarafından cetvelle çizilen devletler, -belki kısa süreler hariçgerçekten tam bağımsız olamadılar. Bu devletler hiçbir zaman din, mezhep, cemaat, aşiret, kabile, ırk aşamasından kurtulup uluslaşamadılar; hep ayrıştılar, bölündüler, hiçbir zaman ulusal birlik ve bütünlüğü sağlayamadılar. Uluslaşamadıkları için de hiçbir zaman ulusal egemenliği gerçekleştirip demokratikleşemediler; ulusların kendi kaderlerini kendilerinin belirledikleri bir çağda, özelde Araplar genelde Ortadoğu halkları hiçbir zaman kendi kaderini kendi eline alamadılar, hep birilerinin, emperyalizmin ve eli kanlı diktatörlerin ağzına baktılar. En önemlisi de aklın zincirlerini kırıp, bilime dayanıp, laik bir devlet kurup gerçekten çağdaşlaşamadılar. Bilgi üretemediler. Toplumun yarıdan fazlasını oluşturan kadınlara temel haklarını vermediler. Uygar dünyanın bir parçası olamadılar. Kısacası yüzyılın başında Türklerin, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başardığı büyük dönüşümü, (bağımsızlık, çağdaşlaşma) Araplar başaramadılar. Ortadoğu’da, Arap-İslam dünyasında Atatürk rolüne soyunan liderlerin hiçbiri kendi halkının Atatürk’ü olamadı. 

Her ne kadar Ortadoğu'dan Güney Asya'ya, Afganistan'dan İran'a, Irak'tan Suriye'ye İslam dünyası, Atatürk'ün tam bağımsızlık mücadelesinden ve aydınlanma devrimlerinden etkilenmiş ve buralarda ortaya çıkan bazı liderler, özellikle çağdaşlaşma yolunda bazı adımlar atmışlar ve ülkelerini çağdaş uygarlık yoluna sokmaya çalışmışlar, hatta az çok bir dönüşüm sağlamışlarsa da hiçbir zaman Atatürk'ün Türkiye'de yarattığı büyük dönüşüme benzer bir kalıcı dönüşüm yaratamamışlardır. ABD'nin 1980'lerde "Yeşil Kuşak", 1990'larda "Ilımlı İslam", 2000'lerde "BOP" gibi projeleriyle İslam dünyasındaki ve Ortadoğu'daki çağdaşlaşmacı, aydınlanmacı, devrimci hareketler baskılanırken, önce "ılımlı İslamcı", daha sonra da "radikal İslamcı" hareketler, hatta "dinci" terör örgütleri desteklenmiş ve sonunda İslam dünyası ve Ortadoğu, adeta kendi Ortaçağı'nın bile gerisine dönmüştür. 

ORTADOĞU’NUN GÖRMESI GEREKEN GERÇEK

Ortadoğu’nun artık şu gerçeği görmesi gerekir: Din ve mezhep bağı, aşiret, kabile aidiyeti, cemaat kültürü, dinmezhep temelli çeşitli örgütler, akıl ve bilim dışılık “kurtuluşu” sağlamadı, sağlamayacak; “din kardeşliği”, “mezhep bağı”, “ümmet olmak” yetmedi, yetmeyecek; uluslaşma, ulusal egemenlik, demokratikleşme, laiklik ve akıl ve bilim eşliğinde çağdaşlaşma olmadan, uluslararası saygınlığa ve caydırıcılığa sahip bağımsız ve güçlü devlet kurmak asla mümkün olmadı, olmayacak. Petrol ve maddi zenginlik; kalkınma, barış, refah ve kurtuluş için yetmedi, yetmeyecek. Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrasında “Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman tam bağımsızlık istediğimizin bilinmesi gerekir” demişti. Tam bağımsızlık derken de siyasi, ekonomik, hukuki, kültürel... Her alanda bağımsız olmayı kastettiğini söylemişti. Türkiye, Kurtuluş Savaşı sonrasında Lozan Antlaşması ile bunu başardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin, şimdilik 100 yılı aşan barış ikilimi, “tam bağımsızlık” temelli bu kuruluş felsefesinin eseridir. Emperyalist işgale ve sömürüye başkaldırmadan tam bağımsız olunamaz, uluslaşmadan da demokratik ve çağdaş bir devlet kurulamaz, kalıcı barış sağlanamaz. Gerçek şu ki, Ortadoğu’nun asıl talihsizliği, Atatürk’ün yaklaşık 100 yıl önce gördüğü bu evrensel gerçeği 100 yıl sonra bile görebilen bir lider çıkaramamış olmasıdır.

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı şöyle diyor: “Çağdaş yaşayabilmek için önce ulus olabilmek gerekiyor. Uluslaşma aşamasını geride bırakmamış hiçbir toplum çağdaşlaşamamıştır, demokratikleşememiştir. Ne demek uluslaşmak? Aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanlar arasında bir biz duygusunun, bir dayanışma duygusunun uyanmış olması demek. Başka bir deyişle kabile düzeninin, aşiret düzeninin geride kalmış olması demek. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın öncülüğünü yapmaya başladığı zaman 1920’ler Anadolu’sunda 24 etnik kökenden gelen insan vardı, ama bir ulus yoktu. Ve ulus olmadan da çağdaşlaşılamayacağının bilinci Atatürk’te çok belirgin olarak vardı…”

Aşiret, kabile, din ve mezhep bağlarının çok güçlü olduğu Ortadoğu’da uluslaşmayı başarmak hiç de kolay değildir. Bunun için büyük bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır. Kışlalı’nın dediği gibi uluslaşmadan, çağdaşlaşmak ve demokratikleşmek olanaksızdır. Ortadoğu’yu eli kanlı diktatörlere mahkûm eden kısırdöngünün kırılması bu gerçeğin görülmesiyle olanaklıdır.

ATATÜRK ETKİSİ DEVAM EDİYOR

Emperyalizmin yöntemi pek değişmedi; hâlâ böl, parçala, yönet formülü geçerli. Emperyalizm, 104 yıl önce aynı formülle Türkiyeyi de paramparça etmek istemişti. 10 Ağustos 1920’de Osmanlı yöneticilerine imzalatılan Sevr Antlaşması ile Türkiye’yi etnik ve dinsel temelde parçalanmak istenmişti. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Türk Bağımsızlık Savaşı ile (Doğu Trakya’dan Anadolu’ya) Türkiye’nin bölünüp parçalanması engellendi. Lozan Barış Antlaşması ile Edirne’den Ardahan’a toprak bütünlüğüne sahip tam bağımsız, üniter, laik ulus devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam siyasal zemini oluşturuldu. 

İşte BOP çerçevesinde Ortadoğu’nun bölünüp parçalandığı günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük güvencesi, tam bağımsız, üniter, laik, demokratik ulus devlet ve onun da garantisi Lozan Barış Antlaşması’dır.

Suriye’nin parçalanmasını da gördükten sonra, yüz yıl kadar önce Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde; emperyalizme ve yerli yabancı işbirlikçilerine karşı kazanılan Türk Bağımsızlık Savaşı’nın ve onu tamamlayan Lozan Barış Antlaşması’nın değeri; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” parolasıyla önce TBMM’nin açılmasının, sonra saltanatın kaldırılmasının, daha sonra da cumhuriyetin ilan edilmesinin ve halifeliğin kaldırılmasının, böylece saray saltanatına son verilmesinin ve bir hazırlık döneminin ardından, çok partili demokratik düzene geçilmesinin önemi; din ve devlet işlerinin ayrılmasının; devlet yönetiminde din kurallarının değil, aklın ve bilim ilkelerinin esas alınmasının değeri; din ve ırk farkı gözetilmeksizin “yurttaşlık temelinde” yapılan ulus tanımının, anayasadaki “Türklük” vurgusunun gerekliliği ve Türkiye’yi çağdaşlaştıran Atatürk Devrimlerinin zorunluluğu her halde daha anlaşılmıştır. 

Son 14-15 yılda Ortadoğu’da yaşananları gördükten sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün, 101 yıl önce kurduğu tam bağımsız, üniter, laik, ulus devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin önemini ve bu devletin güvencesi Lozan Barış Antlaşması’nın değerini çok daha iyi kavramış olmak gerekir.

TÜRKİYE’YE YÖNELİK TEHDİTLER 

BOP kapsamında Ortadoğu’yu şekillendiren ABD emperyalizmi ve işbirlikçilerinin Irak ve Suriye’den sonra İran’ı ve Türkiye’yi hedef almayacağını kim garanti edebilir?

Türkiye Cumhuriyeti bu emperyalist yıkım planına “Yeni Osmanlıcı”, dinci, mezhepçi, İhvancı hayallerle değil, Atatürk’ün yönetimiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesiyle; yani tam bağımsızlık, ulusal egemenlik, laiklik, uluslaşma, akıl ve bilim eşliğinde çağdaş uygarlık, “Yurtta barış dünyada barış” formülüyle; Atatürk’ün kurduğu tam bağımsız, üniter, laik ulus devlete sahip çıkarak, ulusal birlik ve bütünlüğü koruyarak, bunun için de her şeyden önce laikliği, sosyal hukuk devletini, demokrasiyi ve adaleti güçlendirerek karşı durabilir.

Tarih-bilimsel olarak değerlendirdiğimde Türkiye Cumhuriyeti için bugün en büyük tehditleri şöyle sıralayabilirim:

1. Başkanlık sistemi sonrası TBMM’nin, kurulduğundan beri ilk kez, bu derece zayıflatılmış olması… Parlamenter sistem yerine Saray rejiminin kurulmasıyla gücün meclisten Saraya kayması… Atatürk’ün Türk Bağımsızlık Savaşı’nı bu Meclisle kazandığı, bu Cumhuriyeti bu Meclis’te kurduğu, çağdaş Türkiye’yi yaratan tüm devrimleri bu Meclisle yaptığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasiye bu Meclisle geçtiği ve Türkiye’nin en zor krizleri bu Meclisle çözdüğü dikkate alındığında Türkiye’nin bulunduğu bölgenin bugünkü durumunu da göz önüne alınca TBMM’nin zayıflamış olmasını Türkiye için en büyük tehdit olarak görüyorum.

2. Etnik, dinsel, hatta mezhepsel temelde ayrışmayı körükleyen siyasetin üniter, laik, ulus devleti her geçen gün daha fazla yıpratması… Son dönemdeki anayasa değişikliği isteğinin de bu amaca yönelik olduğunu düşünüyorum. Siyasal İslamcı ve ona eklemlenmiş gerici-bölücü siyasetin üniter, laik ulus devleti hedef aldığı çok açık.

3. Zaten çok güçlü olmayan demokrasi ve adaletin her geçen gün daha da zayıflaması ve halkın her geçen gün demokrasiye ve adalete olan güvenini daha da yitirmesi… Bu durum, devlete ve ulusa aidiyet duygusunu zayıflatmakta, ulus bilincine zarar vermektedir.

4. Eğitimin dinselleştirilmesi… Kurumların tarikatlara, cemaatlere teslim edilmesi… Bu durumun laik sisteme zarar vermesi ve akılcı, bilimsel düşüncenin akademide bile giderek mevzi kaybetmesi…

5. Ekonomik çöküş… Yüksek enflasyon, yatırım ve üretimin azalması, Türk parasının değerini kaybetmesi, bir taraftan gelir dağılımındaki adaletsizliğin diğer taraftan yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan insanların sayısının her geçen gün artması aileden başlamak üzere toplumsal çözülmeye yol açarak ulusal birlik bütünlüğü ve hatta devletin bağımsızlığını tehdit ediyor.

Ancak, bütün bu tehditlere rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin, çok zor bir coğrafyada, 101 yıldır, yeni bir savaşın parçası olmayarak tüm iç ve dış saldırılara rağmen, etnik, dinsel, mezhepsel temelde bölünmeyerek, her şeye rağmen üniter, laik, demokratik ulus devlet yapısını koruyarak ayakta kalabildiği göz ardı edilmemelidir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin ve yönetme iddiasında olanların bu 101 yıllık üniter, laik Cumhuriyet birikim ve tecrübesini iyi okuması, bu süreçteki doğrulardan ve yanlışlardan dersler çıkarması gerekir. Türkiye’yi yönetenlerin ve yönetme iddiasında olanların üniter, laik, ulus devleti zayıflatmak yerine (ulus devlet olmayınca neler olduğunu görmek için Suriye’ye, Irak’a bakılabilir) toplumda, tam da Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyetin kuruluş felsefesine uygun olarak, dinsel ve etnik ayrım gözetmeden yurttaşların eşitliğini, ulus bilincini, devlete aidiyet duygusunu artırmak gerekir. Bunun için de her şeyden önce adaleti, sosyal hukuk devletini ve demokrasiyi güçlendirmek gerekir. Ancak siyasal İslamcı iktidar ve ortaklarıyla sahte muhalefetten bunu beklemek zaman kaybından başka bir şey değildir. Bu durumda üniter, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinden endişelenen muhalefete ve özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran CHP’ye tarihi bir sorumluluk düşmektedir. 

Yazarın Son Yazıları

İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025
Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Devamını Oku
16.04.2025
Atatürkçü gençliğin yükselişi

Atatürkçü gençliğin yükselişi

Devamını Oku
02.04.2025
Atatürk’ün önderliğinde cumhuriyetçi direniş

ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ

Devamını Oku
26.03.2025