Hulusi Akar’ı utandıracak kitap
Barış Terkoğlu
Son Köşe Yazıları

Hulusi Akar’ı utandıracak kitap

13.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Zifiri karanlık bir süreçten geçiyoruz ve maalesef çok az kişi aydınlığı unutmadı.” Elimdeki kitap böyle başlıyor. Sözün sahibi “Donanmanın kutup yıldızı” görülen Cem Aziz Çakmak. Gazetemizin emekçisi Çağdaş Bayraktar, yeni çıkan Deniz Üstü Köpürür kitabında, Cem Amiral’in bir yıldız gibi yükselişinden iktidar destekli FETÖ kumpaslarıyla hedef alınmasına ve nihayetinde kanserle veda edişine değin hikâyesini yazmış.

Teoriler üzerine konuşmayı severiz. Pek az insan ise teorinin karşılığına yürüyen örnektir. Cem Amiral bunlardan biriydi. Onun hikâyesi eşittir donanmanın hikâyesiydi.

Emperyal sistem TSK’deki Atatürkçü birikimi hedef alırken “kötü çocuklar” denizcilerdi. Elbette sebepsiz değil. Cumhuriyet döneminin altın çağını yaşayan donanma; NATO’nun Karadeniz açılımına engel oluyor, Ege’de ve Akdeniz’de kimi NATO ülkeleriyle ters düşüyordu. Öte yandan Deniz Kuvvetleri, MİLGEM, GENESİS gibi projelerle askeri altyapısını hızla dış bağımlılıktan kurtarıyordu. Ayrıca askerin en modern, en laik, en değişime açık kesimi olan denizciler ideolojik olarak da hep irticanın hedefiydi. İşte tüm bunlar nedeniyle kumpas davalarda en büyük hedef denizciler oldu. Sadece Balyoz davasında ceza alan Deniz Kuvvetleri mensubu 36 Amiral, 115 subay ve 5 astsubay vardı.

23 Şubat 2010 günü, Cem Gürdeniz ile birlikte üniformalarıyla tutuklanan ilk amiral oldu. 5 haftalık tutukluluğun ardından önce serbest kaldı. Sonra 11 Şubat 2011’de 163 subayın arasında ikinci kez hapse girdi. 2012 YAŞ’ı ile canından çok sevdiği üniforması sırtından çıkarıldı. Kızını hapiste evlendirdi. Cezaevinde kanser oldu. 6 Haziran 2015’te beraat kararını aldığında hastalığı son evredeydi. 3 Temmuz’da gözlerini yumdu.

Biliyorum, Cem Amiral kendisini hedef alanlardan daha çok TSK içindeki “Hukuk sürecine saygılı olalım” diyenlere öfkeliydi. Onlar hapishaneye, hastaneye, cenazeye gelmekten korktular. Resmi ölüm ilanına “silah arkadaşı” yerine “çalışma arkadaşı” yazdılar.

Çağdaş Bayraktar, süreç boyunca Cem Amiral’in kendisiyle konuşmuş. Ardından bıraktığı günlükleri ve mektupları okumuş. Yakınlarını, tanıkları dinlemiş. “Emperyalizmin hedefindeki amiral”in hikâyesinden hepimizin öyküsünü çıkarmış.

ÇOCUKLAR BİLE İNANMAZDI! 

Kitabı elime aldığımda o tartışmayı merak ettim. Özgür Özel ile Hulusi Akar arasında yıllardır gündemden düşmeyen o meseleden bahsediyorum. Meclis’te iki isim arasında tansiyon yükseldiğinde, Özel, “Senin silah arkadaşların sana haklarını helal etmeyerek öldüler, sen silah arkadaşlarının bedduasını alan bir adamsın” demiş, Akar bu sözlere tepki göstermişti. Özel’in kastettiği Cem Amiral acaba arkasında belge bırakmış mıydı?

Cevabı evet...

Hulusi Akar, o günlerde, korgeneral rütbesi ile muvazzaf askerlerin tutuklu kaldığı Hasdal Askeri Cezaevi’ni de yetkisi altında bulunduran 3. Kolordu Komutanlığı’na atanmıştı.

Cem Amiral, 11 Mart 2010’da günlüğüne şunu yazmış: “3. Kolordu Komutanı Korgeneral Hulusi Akar ve Genelkurmay MEBS Başkanı Koramiral Bülent Dağsalı geldi. (17. Gün)”

Akar’ın ziyaret için 17 gün beklemesi Çakmak’ın tepkisini çekmiş.

Devamında o görüşmenin detaylarını şöyle anlatmış: “Önce hal hatır sorup çok üzüntülü olduklarını söylediler. Biz de bugüne kadar neden aranmadığımızı sorduk. Hatta Gürdeniz, hiç odadan çıkmadı. Cevap ilginçti: ‘Askeri savcılıktan ancak izin alabildik.’ Çocuklar bile bu mazerete inanmazdı ya, neyse dedik. Kısa bir süre sonra da kolordu komutanının tuvalete, yatakların bulunduğu iç odaya bakarak incelemesinden gelişlerinin asıl sebebinin biz olmadığını anladık. Zaten kendisi de açıkça 3 gün sonra TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun cezaevlerini gezme kapsamında Hasdal’da da incelemede bulunacağını belirtti. Gelişlerinin sebebi açıktı, söz konusu komisyona malzeme olacak bir şey olup olmadığını kontrol etmek! Biz general ve amiraller olarak böyle bir komisyonla kesinlikle görüşmeyeceğimizi kendisine ilettik.”

‘YİNE NASIL KAÇTI!’ 

30 Mart 2010 günü ünlemli bir not var: “Kolordu komutanının (Hulusi Akar) görüşeceğini söyledi. Daha sonra işi çıktığını bildirdiler!”

İlk tahliyenin yaşandığı gün Akar’la ilgili bir not daha var. Bayraktar, onu şöyle aktarmış: “Müdürün odasında işlemlerin tamamlanmasını beklerken Çakmak ve Gürdeniz 3. Kolordu Komutanı Korgeneral Hulusi Akar’ın kendilerini beklemesini istediğini öğrendi. Bu talep karşısında verdikleri tepki netti: ‘Biz hapse girerken neredeydi?’”

Beklemeden gittiler...

Tüm Balyoz sanıkları gibi Cem Aziz Çakmak da kumpasçıların elini rahatlatan Binbaşı Ahmet Erdoğan’ın raporundan Hulusi Akar’ı sorumlu tutuyordu. Çakmak ile Akar’ın son karşılaşması, Akar’ın kara kuvvetleri komutanı olduğu dönemde hastanede olmuş:

“Eşi Sevgi ve ablası Deniz’in ‘O geldiğinde biz çıkalım mı’ sorusuna ‘Asla, odada kalın. Ancak bir şey söylemeyin, konuşulması gerekenleri ben konuşacağım’ der. Kısa süre sonra hastaneye gelen Akar odaya girer ama bir yere oturmaz, kapıya yakın bir yerde ayakta durur. Geçmiş olsun mesajından sonra Çakmak, Akar’a ‘Nereye gidiyor bu iş komutan’ sorusunu yöneltir. Akar’ın yanıtı ise çarpıcıdır: ‘Daha bir şey olmadı. Her şey yeni başlıyor.’”

Akar’ın odada sadece 10 dakika kalmasının devamını Bayraktar şöyle aktarmış:

“İçindekileri aktaramamak, Çakmak’ı çileden çıkarmıştır. Akar’ın odadan alelacele çıkması sonrası eşi ve kardeşine döner, okkalı bazı laflar sonrasında şöyle der: ‘Görüyorsunuz değil mi, yine nasıl kaçtı!’”

Kitapta anlatılanlardan Çakmak ailesinin cenazede “bazı isimleri görmek istemediğini” anlıyoruz. Kuşkusuz aralarında Akar da var.

“Her şey yeni başlıyor” ne demek bilmiyorum ama Çakmak ve Akar’ın hastane görüşmesinden bir yıl sonra, Akar’ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde, Türkiye 15 Temmuz’u yaşadı.

Ömrünü donanmaya veren Cem Amiral, hapiste bir de şiir kitabı yazmıştı. Bayraktar’ın kitabı o şiirlere de yer vermiş. “Karanlık” şiiri o günlerden geleceğe çığlık atıyor gibi:

“Yüreklerdeki özgürlük ateşi,

yakacaktır hainleri ve korkarak sinenleri.

Tarih, o zaman yazacak direnenleri...”