Çiğdem Toker

CHP ve ‘Güler Yüzlü Neoliberalizm’ Tartışması

18 Nisan 2015 Cumartesi

Yarın 7 Haziran seçimleri için bir eşik daha dönülüyor. CHP lideri Kılıçdaroğlu, partisinin bu kritik seçime hangi politika araçlarıyla hazırlandığını içeren bildirgeyi kamuoyuyla paylaşacak.
En kritik soru ise şu: CHP’nin geleneksel tabanı dışındaki seçmen, tercihini neden değiştirsin?
Görüldü ki kategorik olarak tek başına yolsuzluk karşıtı söylem, geniş kitleler nezdinde dönüştürücü bir karşılık bulamıyor. O nedenle, sunulacak ekonomi politikalarının ikna ediciliği, bu sorunun önemli yanıtlarından birini oluşturuyor.
CHP’nin ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcısı Selin Sayek Böke ile sohbetimizde bu konuyu da konuştuk.
Özellikle de kendisinin partiye davet edilişinin ardından yükselen “güleryüzlü neoliberalizm” eleştirisini. Selin Sayek Böke’nin 2001 krizinin ardından, Derviş öncülüğünde uygulanan programa dair değerlendirmeleri bu eleştirinin temelini oluşturuyor. Özetle, programın başlangıçta iyi olduğu, 2008’den sonra reformlardan dönüldüğü için işlerin kötüye gittiği tezi, küresel düzeyde eleştirilen neoliberalizme itibar kazandırma olarak yorumlandı.

Böke: Canım acıyor
“Bu soruyu iyi ki sordunuz” diyen Böke’nin ilk cümleleri, “Galiba ben kendimi çok iyi ifade edemediğim için oldu bu eleştiriler. Ama çok üzüldüğümü, haksız bulduğumu ve daha önemlisi canımın acıdığını söylemem lazım” oluyor.
“Amaç asla neoliberalizmi canlandırmak değil” diyen Böke, hazırlanan ekonomik programın, kapsamlı aile sigortası, asgari ücret, çağdaş kooperatifçiliği, yenilikçi üretim tekniklerini ve eğitimi temel alan tarım, KOBİ’lere destek bileşenleriyle birbirini tamamlayan bütüncül bir nitelik taşıdığını ifade ediyor. “Kendinizi nasıl daha iyi ifade etmek isterdiniz” sorumuza Böke’nin yanıtları ise şöyle:
• Neoliberal yaklaşım, Türkiye’yi AVM ve kat çıkmak üzerinden inşa etmeye çalışan, bunu yaparken kamu varlıklarını rant olarak paylaştıran yaklaşımdır. Biz burada değiliz. Yeni programın bütün ilkeleri, dünyada çökmüş olan neoliberalizmden gerçek sosyal demokrasiye geçiş sancısı yaşayan dünyanın o sancısını çözecek nitelikte.
 Fransa bugün Maastricht ilkelerine uymamayı tartışıyor. “Bana bütçede kemer sıktırma, vatandaş için harcamak istiyorum” diyor. Bu bir sosyal demokrasi tartışması.
 İşçilerin bir binaya toplandığı kalabalık fabrikalar değil, her bireyin bir fabrika olduğu bir yapı. CHP’nin teknoloji ve eğitim ağırlıklı üretim çerçevesi, sosyal demokrat üretim çerçevesinin ta kendisi.
 2001 programına gelince. O programın başarısı, makro kurumsal yapıyı, finansal altyapıyı kurmaktan geliyor. Benim söylediğim de bu kadar. Bu başarı, üretime akmadı. Sözgelimi, hiçbir zaman tütüne kota konulmasını onaylamadım. O kotalar yüzünden bugün Soma faciasının yaşandığını biliyoruz.
 Hangi neoliberal politika, asgari ücretle birlikte eşanlı olarak sosyal yardımların artmasını, aynı zamanda da üretimin tetiklenmesini konuşur? Tümü de sosyal adalet ayağıyla eşleşen başlıklar. Bu yaklaşım, benim mesleğim değil, hayat felsefem aynı zamanda.
 Dünyanın da bu yönde gidiyor olması Türkiye’nin hak ettiği öncü rol için de bir fırsat. Yunanistan, İspanya, İtalya’da gördüğümüz yeni ekonomik anlayışın uygulayıcısı olarak Türkiye de bir lider olmaya aday.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018
Bankalara ne oluyor? 2 Eylül 2018