Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

12.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti. 1945 sonrası dünya düzeni ile kastedilen ne idi?

1- 22 Temmuz 1944’te 44 ülke temsilcisi; savaş sonrası uluslararası para-finans düzeninin kurallarını ve bunun kurumlarını tartışmak ve tasarlamak üzere, ABD’de New Hampshire eyaletinde toplandılar. Burada yeni dünya düzeni için oluşan düşünceler daha sonra, Bretton Woods düzenine ve prensiplerine dönüştü.

Bretton Woods denince insanların aklına daha çok ekonomik kararlar gelmektedir. Bunların başında da ABD Doları’nın uluslararası ödemelerde rezerv rolünün kabul edilmesi bulunmaktadır. Altın-dolar çıpası da orada kabul edilmişti. 35 ABD Doları, bir ons altına eşit olacaktı. IMF’nin hukuki temelinin ve Dünya Bankası’nın hukuki temeli de yine orada kabul edilmişti.

Bugün, Bretton Woods klasik olarak pek geçerli değil. 1971’de ABD, doların altına çevrilebilirliğini askıya aldı. Ama IMF ve Dünya Bankası küresel sistemin içinde kurumsal görevlerine devam ediyor. Daha da önemlisi, Bretton Woods’ta kabul edilen ABD Doları’nın rezerv para rolü, bugün için de ABD için yaşamsal öneme sahip olmaya devam etmektedir. Ancak Bretton Woods’un bir de pek üzerinde durulmayan, yeni dünya düzenine yönelik bazı prensipleri vardı.

YAYILMACI SİYASET

ABD, iç pazarlarını “serbest ticaret” prensibi altında, özellikle 2. Dünya Savaşı’nın mağluplarına, Almanya ve Japonya’ya açıyordu. Bu ayrıcalık zamanla, Hindistan, İsveç, Arjantin, Mısır, Endonezya, Singapur ve Tayland’da da açıldı.

ABD ayrıca, deniz ticaretinin güvenliğini sağlama görevini de yükleniyordu. Bu nedenle diğer ülkelerin deniz kuvvetine sahip olmasına pek gerek yoktu. Belki de en önemlisi; ABD Bretton Woods’a katılan ülkelere nükleer şemsiye dahil, Sovyetler’e karşı onları korumayı kabul ediyordu. Tek istediği, katılanların Soğuk Savaş’ta ABD’nin istediği şekilde mücadelede yanında olmalarıydı. Böylece ABD küresel güvenliği sağlayacak emperyalist bir devlet olmaya adımlarını atıyordu. Zamanla serbest ticaret yerini gümrük duvarlarına bırakacaktı.

Burada “Sovyetler Birliği o tarihlerde gerçekten yayılmacı bir siyasete sahip miydi” sorusu sorulabilir ve şöyle yanıtlanabilir: 2. Dünya Savaşı esnasında, Amerika ve İngiltere, İran üzerinden Sovyet Rusya’ya yardım etme kararı aldılar. İran, Almanya taraftarı bir politika izliyordu. Bu nedenle bu isteği kabul etmedi. Bunun üzerine Sovyet Rusya ile İngiltere, İran’ı işgal etti ve 29 Ocak 1942’de İran’la bir ittifak anlaşması imzalandı. Sovyet ve İngiliz askerleri İran topraklarında bulunacaktı. Ancak savaş sona erdikten sonra, altı ay içinde Sovyet ve İngiliz askerleri İran topraklarını boşaltacaklardı. Savaş resmen 2 Eylül 1945’te bitti. İngiltere askerlerini İran’dan çekmeye başladı.

Sovyetler’de bir hareket olmadığı gibi, Sovyetler kasım ayında İran Azerbaycan’ında ayaklanma çıkarttılar. Muhtar Azerbaycan Cumhuriyeti’ni 12 Aralık 1945’te kurdurttular. Olaylar bununla kalmadı. Mahabad’da bağımsız bir Kürt Cumhuriyeti’ni de kurdurttular. Bu iki kurulan devlet, kendi aralarında hemen bir ittifak imzaladılar.

İRAN PETROLLERİ

İran’da bu olaylar yaşanırken 25 Nisan 1945’te San Francisco Konferansı da toplandı. Konferansın konusu Birleşmiş Milletler (BM) idi. Birleşmiş Milletler Antlaşması 25 Haziran 1945’te 59 devlet tarafından imzalandı.

İran meseleyi, BM Genel Kurulu’na götürdü. İngiltere ve ABD yeni kurulmuş BM’nin prestijinin sarsılmasını istemediklerinden İran’ı desteklemediler. İran çaresiz, Sovyetler ile görüşme yoluyla sorunu çözmek istedi. 4 Nisan 1946’da bir anlaşmaya varıldı. Sovyetler İran’dan çekilecek ancak buna karşın kuzey İran petrollerini Sovyetler’le beraber işleyip yüzde 51 hissesini de Sovyetler’e verecekti. Bu arada, ABD 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya, 9 Ağustos 1945’te ise Nagazaki’ye atom bombalarını atarak dünyada ilk ve tek nükleer güce sahip ülke olmuştu. Bu gelişme elbette Sovyetler’i tedirgin etmişti. Sovyetler 1946 Mayıs ayında İran’ı tamamen boşalttı. Daha sonra da İran Parlamentosu yapılan antlaşmayı reddetti.

BM ÜYELİĞİ VE NATO

ABD 20 Eylül 1947’de yaptığı açıklama ile petrol antlaşmasının reddedilmesinden dolayı İran beklenmedik neticelerle karşılaşırsa, İran’ın bütünlüğünü koruyacağını dünya kamuoyuna açıkladı. Sovyetler bu tutum altında çatışmayı göze alamadığı için geri çekilmek zorunda kaldı.

1946’da, Sovyetler’in Türkiye’ye yönelik tehditleri de ortaya çıkmıştı. Boğazlarda üs ve Kars ile Ardahan bölgelerinin Rusya’ya terkinin istenmesi konusu, Türkiye’nin BM’ye üye olmasını acil ve zorunlu bir hale getirmişti.

Stalin’in yönetimindeki Sovyetler Birliği’nin İran’ı işgal ederken aynı zamanda Türkiye’den bazı taleplerde bulunması üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken bir noktadır.

1945 sonrası kurulan dünya düzeninin belki de en önemli kuruluşu BM’ydi. Kurulduğu ilk günlerde İran sorununa bile çözüm üretemeyen BM’nin bugünkü uluslararası sorunlar karşısında çaresizliği bu kurumun mutlaka yeni düzenlemeye tabi tutulmasını zorunlu kılmaktadır.

1948’de Sovyetler’in Batılıları Berlin’den çıkarmak için teşebbüse geçmeleri ortaya bir buhran çıkardı. Bu buhran ABD’ye Sovyetler’le bir işbirliği yapma olanağının kalmadığını gösterdi. Bu durumda yeni bir barış düzeninin kurulması zorunluydu. 4 Nisan 1949’da Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) kuruldu. NATO’nun ana görevi muhtemel Sovyet yayılmasını önlemekti. ABD de Bretton Woods’ta tespit edilen prensipler çerçevesinde, NATO’nun da lideri olacaktı.

NATO Soğuk Savaş döneminde önemli görevleri başarıyla tamamladı. Ama bugün NATO’nun geleceği de tartışılmaya açılmıştır. Bu tartışmaların nasıl sonuçlanacağı da pek bilinmemektedir.

ULUSLARARASI HUKUK DARMADAĞIN

Sonuçta; 1945 sonrası kurulan dünya düzeni bugün ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Ancak değişmeyen bir şey var: Emperyalist devletler dünde vardı, bugün de varlıklarını devam ettirmektedirler. Belki tek değişen devletlerin isimleridir.

Emperyalist Sovyetler Birliği’nin 1946’da İran’da gerçekleştirmeye çalıştıklarını, neredeyse 80 yıl sonra bugün başka bir emperyalist ülke ABD, uluslararası hukuku darmadağın ederek maalesef gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Münih Güvenlik Konferansı’nda ifade edildiği gibi bugün uluslararası kuralların yok sayıldığı, güçlünün haklı olduğu büyük bir düzensizlik ortamı içinde bulunulmaktadır.

1946’da Sovyetler Birliği’ni ABD durdurmuştu. Bugün ABD’yi kim durdurabilir? Herhalde ABD’yi durdurabilecek tek güç ABD’nin yine kendisidir. Bu konuda yazılı ve görsel medyaya da büyük bir sorumluluk düşmektedir. Sıcak odalarında koltuklarında oturanlara, gerçekte yaşanan trajik olayların adeta bir film gibi veya sanal bir oyun gibi yansıtılmasıyla bir yere varılamaz. Önemli olan; çatışmaların yarattığı insanlık dramlarının ve çatışmaların nasıl sonlandırılabileceği yönündeki düşüncelerin ortaya konulmasıdır.

‘GÜÇ DENGESİ STRATEJİSİ’

Yine, ana konuya 1945 sonrası dünya düzeninin nasıl öldüğü konusuna geri dönersek Sovyetler Birliği, NATO’ya karşı bir güç dengesini oluşturmak üzere 14 Mayıs 1955’te Varşova Paktı’nı kurduklarını hatırlamalıyız. Bugün 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü itiraf eden Avrupalı liderlerin, nasıl bu noktaya gelindiğini, ne hatalar yapıldığını da özeleştiri konusu yapmaları bir zorunluluktur.

Bu sorunun ilk yanıtı bugün Avrupa’da; Kardinal Richelieu, Klemens von Metternich ve Otto von Bismarck gibi yetenekli liderlerin olmayışıdır. Bu üç isim “güç dengesi stratejisi”nin yaratıcıları ve uygulayıcılarıydı. Bu üç devlet adamı bugün bulundukları yerden kalksalar, gördükleri manzara karşısında bugünün liderlerine her halde şunları söylerlerdi:

Güç dengesi stratejisi her şeyden önce kendi gücünüze dayanmalıdır. Daha sonra yapılacak ittifaklar ile bu gücünüzü daha da güçlendirebilirsiniz. Silah satın almak için para gerekir. Refahı sağlamak için de para gerekir. Bir ülke bunlardan herhangi birini yeterli miktarda sağlayamadığında sorunlarla karşılaşabilir. Önemli olan devlet adamlarının hem silahları hem de refahı, düşüşlerine yol açan aşırılıklar üretmeden dengeli bir şekilde gerçekleştirmeyi sürdürebilmesidir. Avrupa ülkeleri olarak 2. Dünya Savaşı’nda büyük yıkımlarla karşı karşıya kaldınız. Belirli bir süreyi bu yıkımlardan kurtulmaya ayırmanız kabul edilebilir. Ancak belirli bir refah seviyesine ulaştıktan sonra, kendi güvenliğinizi de düşünmek zorundaydınız. Güvenliğinizi başka ülkelere dayandırmanızın, bir gün size pahalıya mal olabileceğini düşünmeliydiniz.

HAKKIN ŞANSA KALMASI...

Donald Trump’ın 20 Ocak 2017’de ABD başkanı oluşu, Avrupa ülkeleri liderlerinin “güç dengesi stratejisi”nin gerekleriyle yüz yüze gelmelerini sağladı.

ABD ile İsrail’in 28 Şubat 2026 günü İran’a karşı başlattığı savaş, dünyada uluslararası kuralların olmadığı, güçlünün haklı olduğu ve ortaya büyük bir düzensizliğin çıktığının yeni bir göstergesi oldu.

Shakespeare VI. Henry oyununda şöyle diyor: “Gücün eridiği yerde, kural çözülür. Kuralın çözüldüğü yerde hak şansa bırakılır. Geriye kalan ise söze değil, silahtan çıkan sese daha çok benzeyen bir uğultudur.”

Yazarın Son Yazıları

Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026