Deniz Yıldırım

Halkçı dayanışma ekonomisi

13 Kasım 2019 Çarşamba

Cumartesi, “dayanışma ekonomisi”nin öneminden söz etmiştim. Çünkü iktidar değişikliği yetmiyor, program da değişmeli. Programı kim değiştirecek? Muhalefet. Muhalefet partilerinin ekonomiye dair itirazları yerinde, ama çözüm önerileri eksik. Bu da yurttaş girişimleriyle, yeni dayanışma modellerinin geliştirilmesiyle tamamlanmalı.

Ama dikkat, dayanışma modellerinin ilerici biçimleri de var, gerici biçimleri de. İlerici biçimler, var olan sosyal ve ekonomik yapıyı halkın lehine değiştirmek ister. İktidar nimetlerinden pay almak, iktidarın parçası olmak adına örgütlemez dayanışmayı. Bu nedenle ilerici biçimler, öncelikle halkçıdır. Kooperatifleşme hareketleri, ortak varlıkların özel çıkara kapatılması, işçi denetimi, gıda ya da sağlık dayanışmaları, neo-liberal devletin çekildiği alanı dayanışma ile dolduran (hayırseverlik değil, dikkat) her türlü kamucu kampanya; zamlarla mücadele, işsizlikle savaş örgütlenmeleri bu kapsamdadır.

Geri “dayanışma” biçimleri ise “ileri” biçimlerin yokluğundan yararlanıyor ya da ileri biçimleri bastırma görevinin bir parçası olarak ortaya çıkıyor. Var olan sosyal, ekonomik düzeni değiştirmeyi değil, ekonomik ve siyasi iktidarın parçası olmayı, oradan pay almayı istiyor. Geri olması bundan, çünkü statükoyu bekliyor, değişimi önlüyor. Bunun için de yoksulları çeşitli şekillerde denetlemeye ihtiyaçları var. İktidarın parçası olmak için bu gücü pazarlık kozu yapmaları gerekiyor.

Geri dayanışma biçimleri her ülkede farklı tarzda örgütleniyor. Mesela İtalya’da mafyanın gelişimine ve toplum içinde edindiği konuma bakarsak, bu yapıların asıl gücünün zorun gölgesinde, iktidarlarla da uyum halinde örgütledikleri geri “dayanışma” biçimlerinden kaynaklandığını anlayabiliriz.

Pino Arlacchi, Mafya Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu başlıklı nefis kitabında, “Geleneksel mafiosi, yıkıcı güçlerin yönelttiği tehdide karşı sosyoekonomik statükoyu korumak amacıyla kamusal işlevler üstlenmişti” diyor. Yıkıcı güçler dediği, ilerici dayanışma biçimleri. Görevi neymiş: Bunları bastırıp mevcudu korumak. Nasıl yapacak? Devletin çekildiği alanlarda kamusal işleri üstlenecek, sorunları çözen merci olduğunu gösterecek. Demek geri “dayanışma biçimleri”, devletin belirli bir azınlık lehine davrandığı, halkı unuttuğu ekonomik düzenlerde doğuyor. Yoksul halkın sorunlarını çözme, “adalet” ya da “koruma” sağlama, ahlaki otoriteyi kurma, arabuluculuk gibi işlevleriyle mafya, merkezi devletin boş bıraktığı alanları, merkezi devletle ittifak halinde yönetmeye, kuşatmaya yöneliyor. Mafya, böyle bir düzenin ürünü. Mafyalaşma da.

Tarikat düzeni

Bir başka geri dayanışma biçimi de Türkiye’nin küçük Amerika yapılması sürecinde tarikat-cemaat yapıları eliyle ortaya çıkarıldı. Özellikle 12 Eylül darbesi ve sonrasında izlenen işçi sınıfını, sendikal hareketi ezme ve dinselleştirmeyle halkı dünya işlerinden uzak tutma siyaseti, bu geri dayanışma biçimlerini iyiden iyiye pekiştirdi. Şehre yeni göçmüş, dayanışma olanaklarından yoksun, devletin kamusal ve sosyal yüzünü unutmuş geniş kitleler, cemaat yapılarının devletin eksikliğini giderecek dayanışma mekanizmaları oluşturmasıyla bu yapılara yaklaştı.

Ancak bu, iktisadi kaynak olmadan sürdürülemezdi. Önce şirketleşme, ardından 90’larda belediyelerin ve 2000’lerde merkezi iktidarın alınmasıyla birlikte kamusal kaynaklar, vakıflara yardım ya da ihale adı altında bu yapılara akıtıldı. Siyasi iktidarla işbirlikleri, kitlelerin rızasının alınması, tepkilerinin yumuşatılması ve ideolojik duruşlarının siyasal İslama uygun hale getirilmesi gibi işlevleri yerine getirmek üzerine kuruluydu. Ama bu süreçte bir yandan hızlı zenginleşme, kayırmacılık ve yolsuzluklar, diğer yandan da iktidardan daha fazla pay alma kavgasının büyümesi (Hizmet adlandırmasından FETÖ adlandırmasına geçiş örneğinde olduğu gibi), geri dayanışma biçimlerinin meşruluğunu sarsmaya başladı. Yeni bir boşluk böyle oluştu.

Ne yapmalı? Geri dayanışma yapıları, iktidarla bütünleşip sınıf atladıkça halkla yeni dayanışma biçimleri geliştirmekten de giderek uzaklaşıyor. (Bu yıl Yunus Nadi Sosyal Bilimler Ödülü’nü Nagehan Tokdoğan’ın Yeni Osmanlıcılık adlı çalışmasıyla paylaşan İrfan Özet’in Fatih-Başakşehir başlıklı kitabını özellikle öneririm.) Diğer yandan derinleşen kriz halkın belini iyiden iyiye büküyor, geçim intiharları yayılıyor, geri yapıların kaynak kavgasıysa kriz şartlarında, belediyelerin de yitirilmesiyle büyüyor. Bu ortamda yapılması gereken, mevcut rantçı programı değiştirmeyi hedefleyen daha ileri dayanışma modellerini aşağıdan yukarıya, somut sorun alanlarında inşa etmek ve bunu genel bir reçeteye dönüştürecek iktidar değişikliği için siyasete yansıtmaktır. Hepimize iş düşüyor.

Özelleşmiş, şahsileşmiş devlet, tüm dünyada geri dayanışma biçimleriyle ittifak kuruyor. Kamusallaşmış bir Cumhuriyet hedefleyenler ise, ileri dayanışma biçimlerini güçlendirmeye yönelmeli.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Erken seçim’den önce 23 Haziran 2021
Cinayeti Gördüm 19 Haziran 2021
‘Çökme’nin teorisi 16 Haziran 2021
Polisiye futbol 12 Haziran 2021
7 Haziran 9 Haziran 2021