Bir Cumhuriyet kadını: Suna Kan

Bir Cumhuriyet kadını: Suna Kan

17.06.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Siyah beyaz bir fotoğrafta, kısa saçlı bir kadın kemanına büyük bir aşkla sarılıyor. Çaldığı eserin hüznü gözlerinden okunuyor. Belki eserin sahibi Çaykovski, belki Vivaldi. Hiçbiri önemli değil. Bir Cumhuriyet kadınının çoksesli müziğimizde devleşme hikâyesidir bu. Alacalı tarihimizin uygarlıkla bütünleştiği zamanların sembolüdür: Suna Kan. Genç kızlara açtığı yolda ezberleri bozan bir rol modeldir.

***

Suna Kan aynı zamanda bir dönem iktidarların genç sanatçıların elini şefkatle tuttuğunun da kanıtıdır. Nasıl mı? 1948 yılında çıkarılan “Harika Çocuklar Yasası” aslında Suna Kan ve İdil Biret için özel olarak hazırlanmıştır. Yasanın çıkmasından çok kısa bir süre sonra da çocuk denilecek yaşta Fransa’ya Paris Konservatuvarı’na eğitim için gönderilmişlerdir. On altı yaşına kadar tüm masraflarını devlet karşılaşmıştır. Böylece Suna Kan ve İdil Biret’in dünyanın önde gelen müzisyenleri arasında yer almasının önü açılmıştır.

***

Aslında bu yasa zaman zaman şekil değiştirerek yeniden karşımıza çıktı. “Güzel Sanatlarda Fevkalade İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi Hakkında Kanun”la  harika çocuklar imtihanla saptanıyor, üstün yetenekliler yurtdışına gönderiliyordu. Daha sonra bu düzenlemenin yerini “Özel Statü Yönetmeliği” aldı. Bu sayede pek çok isim dünyanın en önemli konservatuvarlarında eğitim gördü.

***

Benzer uygulama devlet kurumlarına bağlı çalışan sanatçılar için de geçerliydi. 1949’da kurulan Devlet Tiyatroları, daha sonra Devlet Tiyatroları’ndan ayrılan Devlet Opera ve Balesi’nde de yasalarında yer alan “bilgi ve görgü” çerçevesi içinde pek çok isim yurtdışına gönderildi. Oralarda kendi alanlarında çalışmalar yapmalarına izin verildi. Böylece ülkemiz sanatı güçlendi, özel bir arayışa imkân sağlandı.

 

***

İşte Suna Kan, bir ön açma projesiyle Paris’e gönderildi ve Paris Konservatuvarı’ndan birincilikle mezun oldu. İsteseydi Paris’te kalabilirdi. Önü açıktı. Ama yapmadı. Kendi ülkesinde çoksesli müziğe hizmet etmeyi tercih etti. Yıllarca Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda çalıştı ve konserler verdi.  

***

Suna Kan, Cumhuriyetin ilk yıllarında üstün yetenekli olduğu saptanıp önü hemen açılan sanatçılarımızdandı. Bugün nice genç yetenek ona özel statü, burs gibi olanaklar sağlanamadığı için solup gidiyor. Ülkemiz sanatçıların sırtının sıvazlandığı günlerden onların yalnız başına çaresiz bırakıldığı dönemlere ne çabuk geldi!

***

Suna Kan’ın ölüm haberinin ardından içimden bir şeyler koptu. Onun tarihi Cumhuriyetin sanata bakışının tarihiydi aynı zamanda. Ülke kurulur kurulmaz hemen sanata eğilen, tiyatroyu, çoksesli müziği yaygınlaştırmak adına kurumsallığı getiren, konservatuvar açan, yurtdışından önemli sahne ve müzik insanlarını ülkemize taşıyan... 

***

Suna Kan, uzun süre önce kemanını kutusuna koydu ve bir daha çalmadı. Sonra da her ölümlü gibi dünyamızdan ayrıldı. Kendi kuşağımdan çok genç yaşta yitip giden Zafer Ekin Karabay bir şiirinde şöyle yazmıştı: “Kentin baskısı kaldı bize/ ve ışıkları trafiğin ya da kazası/ oysa hep bir düş kazasında/ yitirdik arkadaşlarımızı/ karşıdan karşıya geçerken / eli bırakılan çocuklardık.” 

Geriye sırtı sıvazlanan bir Cumhuriyet kadınının ölümsüzlüğü ve Zafer’in şiirinde vurguladığı “eli bırakılan” sanatçıların öyküsü kaldı.

Yazarın Son Yazıları

Adana’da Ahmet Erhan...

Dün Adana’da Tüyap kitap fuarında Cumhuriyet Yayınları’nın düzenlediği bir söyleşi ile Ahmet Erhan’ı andık.

Devamını Oku
17.01.2026
Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025
‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

Devamını Oku
05.04.2025