Cezaevi ziyaretleri

Cezaevi ziyaretleri

21.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bayram günü en hazin anlar hep cezaevlerinde yaşanır. Hele siyasi mahkûmsanız ve görüş hakkınız engelleniyorsa yürekler kabına bir türlü sığmaz. Dışarıda olanlarsa çaresiz demir parmaklıkların ardını düşünür. Analar, babalar, kardeşler, eşler, evlatlar... Oradaki dostlarını, tanışlarını, hiç karşılaşmasa da bildiklerini, uzaktan gördüklerini aklına getirir sürekli..

Bayram şekerle değil acıyla bütünleşir. Böyle zamanlarda sözcükler kendi günlüğünü dayatır bize. Çünkü şiir başlı başına insanlığın direnç anıtıdır, bugünden geleceğe bırakılan aktarımı en hızlı mirastır. Dünün şiiri nasıl yazıldıysa bugünün de şiirinin yazılacağını görmek istersiniz sözcüklere sığınınca. Ataol Behramoğlu’nun Barış davasından 12 Eylül zindanlarında yattığı dönemde kızına yazdığı o şiiri gözyaşlarıyla içinize alırsınız:

Gecemin üzgün çiçeği sen, yavrum./ Dargın yüzünü görebilsem yavrum/ Babalar daha çok görebilsinler diyedir çocuklarını/ Tutsaksam şimdi ve sana hasretsem yavrum”

Sonra bir anda karşınıza Meriç Kahraman ile kızı Vera’nın Silivri’deki sekizinci bayram ziyareti haberi çıkar. Dünün şiirinin bugünün şiirini de karşıladığını düşünürsünüz Ataol Behramoğlu’nun yazdıkları sayesinde...

Barış’lar, Vera’lar ağlamasın diyedir boğazınızda bir top yumağa dönen yutkunmanız.

*

Şair kendi ilkesini öne koyarak aklıyla kavradığını duygusuyla göstermeye çalışır. Bu başlı başına cesaret sözcüğünü aşabilmekle ilintilidir. Şairler bu nedenle dokunulmazlıklarını kuşanarak sözün zırhıyla kuşanırlar. Ne acı ki onların bu hal ve tavrı her zaman bizim gibi toplumların önünde olmuştur.

*

Bakû’dan memlekete dönüşünde tutuklanan Nâzım’a dair Vâlâ Nureddin, “Bu Dünyadan Nâzım Geçti” kitabında şöyle bir hikâye anlatır: Resmi bir binanın pis ve havasızlık kokan dehlizlerinden birinde muhafızların arasında oturmaktadır. Saçı sakalı uzamış, düğmeleri kopmuş, üstü lekeli, ayakları çamurlu... Yol boyunca aklında kurduğu şiirleri ezberinden okur. Yunan filozofuna dair “Heraklit’i Düşünürken” adındaki şiiri cep defterinde yazılıdır. Suç olarak bu şiir hemen tespit edilir. Şöyle denir ona:

Demek sen azınlığı fitillemeye geldin?”

Efendim, Heraklit Yunan filozofu.”

Üstelik Yunan ha... Hesabını mahkemede verirsin.”

*

Hasan İzzettin Dinamo, “Vatan Şarkısı” şiirinin yayımlanmasından kısa bir süre sonra “Yeni Edebiyat” dergisinin sahibi Suat Derviş ona bir kâğıt uzatıverir. “O ne?” diye sorar Dinamo. Makinede yazılmış resmi kâğıtta, “Derginiz yazarlarından Hasan İzzettin Dinamo’nun Vatan Şarkısı’ şiiri, sınıfları ve zümreleri birbirine düşürücü mahiyette görüldüğünden, derginiz süresiz olarak kapatılmıştır.” Bu kadarla kalmamış; Dinamo hemen ardından yargılanıp cezaevine gönderilmiştir.

Sözcükler ürkütücüdür.

*

A. Kadir 12 Eylül’de son şiirleri üzerine gözaltına alınır, şöyle anlatır o günleri: “Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koyduğu gecenin sabahında evimden alındım ve Samandra’da bir garnizona götürüldüm. Orada iki ay kaldım. Üç defa gözlerim kapalı sorguya çekildim. ‘Bütün yaşamın suç’ dediler bana. Tüm yaşamımın hesabını verdim.”

O günlerden şu dizeler kalır: “Dayan, yorgun yüreğim/ dayan/ sıkışsan da, çırpınsan da, çatlasan da/ dayan...”

*

Bu ülkenin şairlerine, aydınlarına, siyasetçilerine ölümü düşündürecek denli çileli bir hayatı dayatmamızın ardında ne var? Nedeni çok basit! Böyle bir trajedi bizden daha geri ülkelerde yaşanmaz. Çünkü onların aydınları yok denecek kadar azdır. Genellikle de ülkelerini terk etme yolunu tutmuşlardır. Bizde ise aydın düşmanlığı siyasal bir gelenek halini almıştır. Kamplaşmanın kökeninde bu gerçeklik yatar!

*

Dışarının içeriden çok da farkının kalmadığı zamanlar ise Arif Damar’la bütünleşir: 51 tevkifatında alınır içeri. İfade al, ifade ver, iki yıl sürer bu acayip süreç. Arif Damar’ın ağzından tek bir söz çıkmaz. Hatta “Beni neden içeride tutuyorsunuz?” diye sormaz! Arkadaşları şaşırırlar bu işe. “Tahliyeni istesene” derler inatla! O ise susmaya devam eder. Yıllar sonra arkadaşları, “Arif neden tahliyeni istemedin?” diye sorunca şöyle yanıt verir gülen gözleriyle: “Ne yapacaktım dışarıda? Çıksam faşizm kol geziyordu. Bir bahane bulup yine beni yine içeri sokacaklardı. Ayrıca eşim dostum hep içerideydi. Ne iş vardı ne de güç. Ben de ustanın dediği gibi namluda yatan bir kurşun gibi durdum öylece.”

*

Biz ise yine şiire ve şairlere sığınarak yarın için cesaret almaya çalışıyoruz. Melih Cevdet Anday “Yanyana” kitabından ötürü hakkında yedi buçuk yıl hapis istemiyle dava açıldığında, Jean Paul Sartre’ın bir sözünü anımsamıştı: “Önemimizi Alman işgalinde anladık.”

*

Şairlerin önemi umutsuz zamanlarda da onların dizelerine başını koymaktan geçer. Çünkü her bir dize bize şunu söyleme erdemini verir:

Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, bağımsız yargı ve hukuk devleti anayasa da yazan olgulardır. Anayasal düzeni savunmak ve korumak ise bir kamu görevidir.

Yazarın Son Yazıları

Cezaevi ziyaretleri

Cezaevi ziyaretleri

Devamını Oku
21.03.2026
Beyaz Eylem…

Bugün Tıp Bayramı.

Devamını Oku
14.03.2026
Trump Shakespeare okumuş mudur?

“Sözcükler” dergisinin bu ayki sayısında Terry Eaglaton’ın Trump’ın 17-19 Eylül 2025 tarihleri arasında İngiltere’ye yapmış olduğu ziyaretin hemen ardından yazdığı, Shakespeare üzerinden günümüz siyaset adamlarının iktidar ilişkilerini eğlenceli bir dille yeniden ele alan yazısı, sadece Shakespeare’in yüzyıllara rağmen değişmeyen bakış açısını ortaya koymuyor; aynı zamanda devletleri yönetenlerin kirli yüzlerini de apaçık ediyor.

Devamını Oku
07.03.2026
Necati Tosuner’in ardından...

Benim için Ankara Öykü Günleri’nin Erendiz Atasü’nün romanın adı gibi “gençliğin o yakıcı mevsimi”nde kapladığı alan kocamandır.

Devamını Oku
28.02.2026
Zeynel Emre’nin soruları...

2050 yılında -o da doğum kontrolde gerekli başarı sağlanırsa- dünya nüfusunun 10 milyara ulaşacağı varsayılıyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yoksulların haykırışı

Gerhart Hauptmann, “Dokumacılar” adlı eserinde 19. yüzyılın ortalarına doğru Almanya’da, geçimlerini sabahtan akşama kadar, dokuma tezgâhlarından sağlayan yoksul kesim ile fabrikatörler arasındaki uçurumdan doğan eşitsizliklere karşı isyanı anlatır.

Devamını Oku
07.02.2026
36 yıl sonra... Muammer Aksoy

Ankara’da bir kış günü akşam alacasında zaman zaman kendini hatırlatan bir ayaz yalayıp geçiyor yüzleri.

Devamını Oku
31.01.2026
Kolay Öldürümler Ülkesi

Kolay Öldürümler Ülkesi

Devamını Oku
24.01.2026
Adana’da Ahmet Erhan...

Dün Adana’da Tüyap kitap fuarında Cumhuriyet Yayınları’nın düzenlediği bir söyleşi ile Ahmet Erhan’ı andık.

Devamını Oku
17.01.2026
Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025