AKP’nin politikalarındaki ‘ironi’

14 Haziran 2022 Salı

AKP’nin iç ve dış politikalarındaki uygulamalarının sayısal ve kalitatif olarak getirdiği sonuçların ülkeyi bir krizin içine soktuğu açık olarak ortadadır. Bu gerçeği başta AKP’ye oy veren seçmenler de yaşamaktadırlar.

Bütün sayısal sonuçlar aleyhte geliştiği gibi toplumsal refah ve demokratik kriterler bakımından da tam bir kaosun ve toplumsal mutsuzluğun içinde yaşamaktayız:

- Gelir bölüşümünün anormal şekilde bozulmasından katlanılamaz işsizlik boyutlarına kadar

- Ulusal tarım ve sanayimizin tamamen tek yönlü bir dış bağımlılığa sürüklenmesine kadar

- Demokratik yapıdan, antidemokratik tek adam rejimine geçilmesine kadar

- Dış ekonomik ve siyasal ilişkilerde gelecek nesillere aktarılan dış borçlanmalara ve itibarsızlığa kadar

- Dünyada öncülüğü bırakmayan enflasyonun getirdiği toplumsal bunalıma kadar

- TBMM’nin işlevsiz kalmasından kamu iktisadi ve sosyal kurumlarının tasfiye edilmesine kadar

- Bu kaos ortamında kamu kaynaklarının çarçur edilmesine ve ekonomide haksız rekabetin “haklı hale getirilmesine” kadar geldiğimiz nokta, tüm sayısal sonuçları ile ortadadır.

O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: bir yönetim, bu sonuçların yaşanacağını bile bile: ikaz edildiği, eleştirildiği halde bütün bu uygulamalara neden girişir? Bütün iktisadi, sosyal ve kültürel sonuçların ve güvensizliğin yaşanacağı biline biline neden bu uygulamalara gidilir? Çünkü siyasal İslamda bu ironi kaçınılmazdır.

Hatta devamı var...

Ve devam ettirilir: yeni seçim koşulları ve medyaya getirilen inanılmaz “yasaklar”, işin daha da ileri götürüleceğinin açık göstergeleridir. Peki biz şimdi, “bu anlamsızlığın anlamını” nasıl açıklayacağız!

Bu köşemde, çok uzun yıllardan beri yazdığım yazılarımda, “sürdürülebilir üstünlükler kuramını” okurlarımla tartışmaya açarak paylaşmaktayım.

Tam da Prof. Dr. Brian Arthur’un “karmaşıklık” fikirlerinde anlattığı gibi: yönetimler elde ettikleri gücü elden bırakmamak için çıtayı sürekli yükseltmek zorundadırlar. Çünkü başka çareleri yoktur. “Bir yanlış ancak başka yanlışlar ile kapatılmaya çalışılır.” Bu karmaşıklık (ve kargaşa) uygulayanlar açısından “tutarlı hale gelir!”. Yanlışların birbirini “desteklemesi” gibi ironik bir durumdur. Zaten adı üzerinde, “karmaşıklık-complexity” üzerine oturtulmuş bir kuramdır.

Uzun yıllardan beri Türkçemizde ben bunu kitap ve makalelerimde, “sürdürülebilir üstünlükler kuramı” olarak işledim. Adı üzerinde, ele geçen gücü, otoriteyi kaybetmemek için “her yola” başvurulur.

Hele bu coğrafyada işleri (ve otoriteyi) siyasal İslamcılığa havale ettiğiniz zaman hatalar yeni hataları vazgeçilmez hale getirir. Otobüsünü tamir etmekte dikkatli davranmayan şoförün otobüsün arkasına, “Allah’a emanet” yazısını koymasından başka bir şey değildir.

Bu dünyayı boşver, “işleri öbür tarafta hallederiz” demiş olsa, belki daha dürüst olunurdu diye düşünüyorum, en azından!

Afganistan’dan Libya’ya kadar olan bölgeye baktığımız zaman, “sürdürülebilir üstünlükler kuramının ne kadar geçerli olduğunu anlarız”, Ukrayna dahil, bir şairimizin, “Afrika dahil” dediği gibi...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları