Konser bir törendir, bir şölendir

18 Kasım 2020 Çarşamba

Konser bir törendir: Çalanıyla ve dinleyicisiyle, salonun kapısından girişiyle, müziği dinlemedeki sessiz adabıyla, bittikten sonraki alkışıyla, binanın kapısından çıkışıyla, saygınlığın başrol oynadığı uzun bir tören.

Avrupa’daki eski konser filmlerini izliyorum: Kolalı gömlekler, saten papyonlar, jilet gibi ütülü pantolonlar... Gerek dinleyiciler, gerekse yorumcular son derece bakımlı. Kadın dinleyicilerde siyah sade giysiler, inci kolyeler, saçlar özenle taranmış; kimsede abartılı makyaj yok.

Tabii hiç kimsenin cep telefonu olmadığı dönemlerden söz ediyorum. Kimse birbirinin ensesinden uzanıp sahneyi kayda almaya çalışmıyor. Kimsenin yanındakini rahatsız eden telefon ışığı yok. Hiçbir sanatçının pantolonu buruşuk veya papyonu kaymış değil. O sırada seslendirilen yapıtı yorumcu da dinleyici de o kadar iyi tanıyor ki herkes dinlerken nefesini tutmuş, sahne ve seyirci bir bütün olmuş. Bölüm aralarının anlamını da çok iyi biliyorlar: O araların anlamı, aynı yapıt içinde yeni tempo farkına geçerken bir nefes. Allegro’dan Andante’ye geçiyorlar. İlk bölümün neşeli havasından, genellikle her zaman ağır ve vakur olan sonraki bölüme. O arada yorumcuların beyninde müzik devam ediyor. Bölüm araları dinleyicinin öksürmesi için şefin işaret verdiği ayrı bir öksürme molası değil. Öksürüğü olmayan bile mecburmuş gibi boğazını temizlemiyor. İkinci bölümde derin düşünceye dalan meditatif bir anlatım var.

Eser biterken işgüzar bir dinleyici çabuk davranıp alkışa başlamıyor. Tam tersine, şef kollarını indirdikten sonra bile kısacık bir süre, bir an nefes aralığı veriliyor. Yorumcunun besteciyle arasındaki o son, iç vedalaşmasını bir an saygıyla bekliyor. Sonra kurulmuş gibi bir arada alkış başlıyor. Tezahürata gelince en fazla “bravo” sözcüğünü duyuyoruz. Ama alkışlar o kadar gür ki! Hiç cılızlaşmadan devam ediyor. Solist bis yapmazsa “Bi daha bi daha” diye tempo tutanlar da yok, futbol maçı gibi parmaklarını dudağına götürüp ıslık çalanlar korosu da yok.

Konser bitince seyircinin sahneye saygısı devam ediyor: Çalanların sahneden ayrılmasını bekliyor, neden sonra kalkıp paltosunu giyiyor ve önündekini itip kakmadan salondan çıkıyor.

Konser adeta kutsal bir tören. Tören bitmiş, seyirci sanki ibadethaneden çıkıyor. Hatta dikkat ediyorum, bir süre kimse kimseyle konuşmadan yürüyor. Dinledikleri müziğin büyüsü bozulmamalı!

Kayıt dinlemek canlı konser yerine geçer mi?

Evimde en mükemmel kaydı koyup en iyi yorumcudan dinlerim” dediğinizde bu nereye kadar mümkündür ki? Telefon çalar, kapı çalar, acıkırsınız, yerinizden kalkınca müziğin akışı kesilir. Canlı konserin ortamına girmeniz ise daha o kültür merkezinin merdivenlerinde başlar. Salondaki koltuğunuza kurulmanız, program notlarını okumanız, orkestranın girişini izlemeniz ve şefin sahneye gelip izleyiciyi ve orkestrasını selamlayışını görmeniz, bir bütünün parçalarıdır.

Canlı yorumu izlemek o anda yorumcunun soluğuna tanık olmaktır. Yapıtın yazıldığı zamanı bestecisiyle, yorumcusuyla birlikte solumaktır. Bestecinin kendi köşesinde, kendi iç kulağı ile yarattığı yapıtları layıkıyla yorumlamak için de keyif alarak dinleyebilmek için de önce donanım sonra da donanımı kullanabilmenin yaratıcı boyutları geliyor. AKM günlerimizde, çalınacak yapıtları önceden evde dinlemiş, hatta değişik yorumcuları art arda dinleyip kıyaslamış, besteci ve dönemi hakkında bilgi edinmiş bir dinleyici kitlesi vardı. Hatta programın bütünü üstüne de fikir yürütürler, seçilen yapıtların zaman ve biçem olarak birbirine uyup uymadığını tartışırlardı.

Şu günlerde konser salonuna gidemeyenler büyük ustaların eski, siyah beyaz filmleriyle avunabilirler.


Yazarın Son Yazıları

Filarmoni ve senfoni 7 Ekim 2020
Gönlü Yüce Türk 23 Eylül 2020
Müzik ve politika 2 Eylül 2020
Bülent Tarcan 106 yaşında 19 Ağustos 2020
Müzik sizi ortada bırakmaz 12 Ağustos 2020
Sanat çağını yansıtır 5 Ağustos 2020
Kusura bakma Beethoven 29 Temmuz 2020