Mitoloji ılık bir sığınaktır

04 Mart 2020 Çarşamba

Bugünlerde içinde bulunduğumuz ortam ve koşullar ne kadar iç kapatıcı değil mi? Haber dinlemek, köşe yazılarını okumak, sosyal medyaya kulak vermek, gündelik yaşamımızı korkunç bir ağırlıkla eziyor. Sadece televizyon haberlerine kilitlenmek yeterince yıpranmamıza yol açıyor. Eskiden ailede yaşlı amcalar vardı: Çeşitli köşe yazılarını kesip ceplerinde taşırlardı. Şimdi herkes onlar gibi oldu. Her gün yeni bir felaketle değişen gündeme daha ne yorum getirilebilir ki!

Ben bugün okurlarımı birkaç dakika da olsa bu gerilimden uzaklaştırmayı deneyeceğim: müzik sanatına esin kaynağı olmuş mitolojiden söz edeceğim. Mitoloji dünyasında ılık bir nefes alırız belki. Ama bu nefesi almak için hayal gücümüze sığınmalıyız.

Eski Yunancadaki mitos, sözlü ya da yazılı öykü anlamındadır. Mitosun içindeki olaylar gerçek değildir. Ancak bu öykülerin taşıdıkları mesaj, gerçek bir olayın anlatılmasından çok daha etkileyici olmuş ve kuşaktan kuşağa aktarılarak toplumların temel kültürleri haline gelmiştir.

Mitoloji, mitlerin toplanıp bir araya getirilmesidir. Mitolojiyi çalışıp öğrendiğimizde eski kültürleri daha iyi tanımış oluruz. Mısır, Roma, Yunan, Aztek, Maya, gibi eski uygarlıklar yaşamın çeşitli yönlerini anlatmak için mitler yaratmışlardır. Aslında bu mitler, kozmik felaketler geçirmiş eski kültürlerin sözlü tarihleridir. Başka bir deyişle, doğanın ve evrensel güçlerin eziciliği karşısında güçsüz kalan insanoğlu, bu güçleri üstün tanrılar olarak kişileştirmiştir: Tufanlar, sel felaketleri, gök gürültüleri, şimşekler, kasırgalar her birisi bir tanrının marifeti sayılır. Deniz tanrısı Poseidon öfkelenince vah denizdekilerin haline! Zeus akşamüstü bulutları devşirmeye çıktığında eğer karısı Hera onu kızdırmışsa şimşekler, tufanlar yağdırır. İlkbaharda toprak verimini geç vermekteyse, tanrıça Gaea’nın bir bildiği vardır. Kurbanlar kesilir, tanrılar adına törenler, şenlikler yapılır. Bu törenlerde şiirler okunur, şarkılar söylenir, danslar edilir, dramatik oyunlar sunulur ve korolarıyla ayrı bir özellik kazanan Eski Yunan tragedyaları sahnelenir.

Sonradan bütün dinler, halk masalları ya da efsaneler, mitolojinin ortak paydasında şekillenmişlerdir. Tümü de doğaüstü güçlere yaranmak, onlardan korunmakla ilgili kendi mitoslarını geliştirmişlerdir.

Müzik sözcüğü mus-ıc (müz-ik)- muse-musa’lara (müz’ler) özgü yaratıcılığın köküne bağlıdır: Müzler, tanrılar tanrısı Zeus’un ve bellek tanrıçası Mnemosyne’in dokuz kızıdır. Efsaneye göre Zeus, Mnemosyne ile tam dokuz gece geçirmiştir ve her bir gecede bir müz doğmuştur. Bunların her birisi sanat dallarına ilham veren peri kızlarıdır. Örneğin Klio, tarih, Erato: Lirik aşk şiiri; Terpsikore dans, gibi alanları temsil eder. Böylece müzik sözcüğü de mus’a ait, yaratıcılık içeren bir sanat dalı olarak yerleşir. Eski çağlarda bütün besteciler yeni bir esere başlarken musaların onlara yardım etmesi, ilham vermesi için dua ederlermiş.

Mitolojik öykülerden esinlenmiş sahne yapıtlarına değinirsek, Orpheus ve Euridice en çok kullanılmış konu olarak belki de başta gelir: Monteverdi, Gluck,Telemann, Rameau, Haydn, Liszt, Stravinski, Henze, Glass gibi besteciler 1600’lerden günümüze dek bu konu üstüne opera, bale, kantat gibi dramatik yapıtlar bestelemişlerdir. Berlioz’un Truvalılar operası, Scriabin’in Prometheus senfonik şiiri, Richard Strauss’ın Naxoslu Ariadnesi, Debussy’nin sirenleri, Ravel’in Daphnis ve Chloe balesi, Stravinski’nin Oedipus Rex adlı opera-oratoryosu, Xenakis’in Kassandrası ve Carter’ın Minatorlar operası mitolojinin müzikte yer aldığı sadece birkaç örnek.


Yazarın Son Yazıları

Davuldan Kahveye Kadar 27 Mayıs 2020
Helikopterler ve müzik 20 Mayıs 2020
Sessizlik ve müzik 13 Mayıs 2020
Acılar ve müzik 6 Mayıs 2020
Bitmeyen senfoniler 11 Mart 2020