Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişleri, Yunus Emre Vakfı’na bağlı Yunus Emre Enstitüsü’nde kimi yolsuzları saptadılar. Konu, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı tarafından gündeme taşındı. Enstitünün başkanı Şeref Ateş, yurtdışına kaçtı, sonra döndü, gözaltına alındı, hakkında soruşturma başlatıldı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yunus Emre Enstitüsü’nden naylon faturalarla 400 milyon liralık yolsuzluk yapıldığı savıyla iki ayrı iddianame hazırladı. 23 sanık hakkında yedişer yıl hapis istendi. Sanıklar arasında vakıf başkanı Şeref Ateş’in oğlu Enes Ateş de bulunuyordu.
Böylece, başımızdaki siyasilerin koruyup kolladığı, makamlara oturttuğu birtakım kişilerin; Tanrı ve iktidar korkusunu değil, Tanrı ve insan sevgisini, varlık birliğini yaşam felsefesi yapmış ulu ozanımız Yunus Emre’nin de adını kirli işlerine araç ettikleri ortaya çıktı.
Bu arada, küçük gibi görünen, ancak ilişkiler açısından hiç gözden kaçmaması gereken bir ayrıntıyı da vurgulamak gerekir:
Müfettişlerin savcılığa verdiği belgelerde ve ödeme emirlerinde imzaları bulunan Yunus Emre Enstitüsü başkan yardımcıları, Aile Bakanı Mahinur Göktaş’ın eşi Rahmi Göktaş ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın oğlu Abdullah Kutalmış Yalçın’ın isimleri; her nedense alınmayan mal ve hizmetler alınmış gibi gösterilerek vakıf ve enstitünün milyonlarca lira zarara uğratıldığı kaydedilen iddianamede yer almamıştı.
Bu büyük yolsuzluğu gündeme taşıyan BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı, geçen hafta gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Kendisine yöneltilen suçlamalardan biri de Yunus Emre Vakfı ve Enstitüsü’nde dönen dolaplara ilişkin yaptığı haberlerdi.
Ne yaman çelişkidir ki başarılı meslektaşımız İsmail Arı’nın gündeme getirdiği yolsuzluk savlarını Ankara Cumhuriyet Savcılığı yerinde bulup sorumluları hakkında dava açmıştı! Aynı savcılık, dava açılan konuyu yazdığı için İsmail Arı’nın tutuklanmasını istemişti. Tutuklanma gerekçesi de, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”tı.
Olayın aslı nedir biliyor musunuz?
Gazetecilerin bugün başına gelenlerin, halkın ve kamunun soyulduğu, kandırıldığı bilgisinin alenen yasaklanmasından kaynaklanmasıdır.

SEYYAR AMPUL
Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargılandığı davada, mahkeme başkanının sözlü talimatıyla milletvekillerinin duruşmaya girmesi yasaklanıyor.
Milletvekili, adı üstünde milletin vekili. Her ne yapıyorsa kendisini seçen ulus adına yapıyor demektir.
Türk hukuk düzeni uyarınca, yani anayasa ve yasalara göre, dava duruşmaları herkese açıktır.
Ancak, epeydir anayasa ve yasalara uyulmadığı, Türk hukuk düzeni yok sayıldığı, yerine Saray düzeni getirildiği için millet yasaklara uyduruluyor.
İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu’nun deyimiyle “elinde adaletin mührü yerine AKP ampulü” tutan, CHP lideri Özgür Özel’in “seyyar giyotin” diye tanımladığı birinin sözde adaleti sağlamakla görevlendirildiği bir ülkeye döndük.
Geçmişte darbeler de cuntalar da gördük, acılar çektik. Ancak bu denlisi gerçekten çok uzadı.