Zaman makinesi sağ olsun, beni Afrika’ya atıverdi

27 Aralık 2020 Pazar

Bilgisayarımın başına oturduğumda kâbus gibi bir yılın son yazısını yazdığımı fark ettim. Dedim ki bu kâbus gibi yıl geçip giderken şöyle keyifli bir yazı yazabilir miyim? Yok hayır, açıkça çok zorlama bir şey olacak, öyleyse dedim hayali bir zaman makinesine kurulup geçmişten güzel bir günü imdada çağırayım. Öyle de yaptım.

Arkadaşım gergedan.

İçinde bulunduğum 40 kilometre hızla giden cip ansızın durdu. Çünkü yolunun üstüne beyaz derili dev bir gergedan çıkmıştı. Cip durdu, dev gergedan ağır aksak yürüyüşüyle karşıdan karşıya geçti ve bize yol verdi. Daha doğrusu bahçesinde dolaşmamıza izin verdi. 

Yolumuza devam ettik, tozlu yolun iki yanına dizilmiş babun cinsi maymunlar; büyükbabalar, büyükanneler, teyzeler, halalar, amcalar, genç çiftler, yeni doğmuş torunlar bizi seyrediyorlar. Kimisi kafasını kaşıyor, cipin içindeki kendisinden bir kuşak sonraki türdeşlerinin ellerinde kocaman fotoğraf makineleri ve dürbünlerle ne yapmaya çalıştıklarını merak ediyor. Eder de ne işleri var burada?

Cip ilerliyor, sabahın erken saatleri, geniş arazinin bir kısmı pus içinde ve az ötede bir aslan ailesi topluca dinlenmekte ve yanı başlarından geçen araba umurlarında bile değil. Gece avlandılar, daha doğrusu dişi aslanlar avlandı ve yiyeceği önce yelelerini savura savura gelen erkek aslana ikram ettiler, sonra çocuklar karınlarını doyurdu, sonra asla avlanmayı sevmeyen ama av etine bayılan sırtlanlar geldi, ardından sıra dişi aslanlara geldi. Geriye kalanlar ise akbabaların. Yani aslanlar çok yorgun, en az yirmi saat dinlenmek zorundalar. 

Bu nedenle çeşit çeşit geyikler, sürüler halinde aslanların yattığı yerin hemen yamacında sabah kahvaltılarını ediyor. İhtimal, dün gece içlerinden biri aslanlara yem oldu, akşam olunca biri daha yem olacak ama şimdilik rahatlar ve yeni başlayan günün tadını çıkarmaya çalışıyorlar.

Hemen yan taraftaki zebralar da öyle ama zebralara sineklerden rahat yok, bu nedenle kuyruklarını sürekli sallayıp bir yandan otlanıyorlar, bir yandan da arada sırada iki sevgili gibi birbirlerinin sırtlarını okşuyorlar ama mesele aşk değil, gene sinekler böylece birbirlerinin sırtından yapışan sinekleri kovuyorlar. 

Sürüler halinde dolaşan bufaloların da -bizde bunlara camız denir- sineklerle başları dertte ama onların işleri daha kolay, dünyanın en renkli kuşları onların sırtında yorulmak bilmeden fazla mesai istemeden ha babam sinek topluyorlar. Aslında iyi bir işbirliği, herkese yararlı. 

O da ne, binlerce Afrika antilobu tek sıra olmuş, başları önlerinde bir şefin eşliğinde ilerliyorlar. Canlı olduklarını düşünmezseniz kendinizi bir bilimkurgu filminde resmi geçit yapan robotları seyrettiğinizi sanırsınız. Bu antiloplar Tanzanya’ya doğru ilerliyorlar, Kenya Tanzanya sınırındaki büyük nehri geçip illa Tanzanya’ya varacaklar, dört bin antiloptan üç bini burada telef olacak. Çünkü aslanlar, timsahlar ve panterler, onları tam nehrin kıyısında bekliyorlar, avlanmak için en uygun yerde.

Vakit öğleden sonra, kayaların üstüne yan gelip yatmış dört panter, tek sıra halinde geçen antiloplara uzun uzun bakıyor. Belli ki karınları tok, aksi halde bir saldırı gerçekleştirirler ama içlerinden biri bir oyun oynamak istiyor, öbürlerini de kandırıyor ve dört panter yıldırım hızıyla antilop sürüsünün içine dalıyor, antiloplar anında birleşip bir yuvarlak çiziyorlar, onların da savaş taktiği bu, birleşmek ve panterleri hiç de yumuşak olmayan boynuz darbeleriyle uzaklaştırmak. Panterler durumu görünce çekilmeye karar veriyor, bu kadar korkutmak yeter, enerjilerini daha çok acıktıkları zamana harcamak için gene kayaların üstüne uzanıveriyorlar. Çok pozcular, cipin içinde sürekli fotoğraf makineleri çalışıyor ve onlar birer heykel gibi hiç istiflerini bozmadan öylece duruyorlar. 

Evet, cip yeniden duruyor, bu kez bir zürafa yoldan geçiyor, inanılmaz güzel yürüyor podyuma çıkmış bir manken gibi ve geçip gidiyorlar. Ve dalların arasından bir çita ok gibi bir görünüp bir kayboluyor. Onun kadar hızlısı yok ve onun kadar da yalnızı. Tek başına takılmayı acayip seviyor.

Çitayı hisseden bir yabandomuzu yeni doğmuş yavrularını korumak amacıyla birden adeta bir aslan kesiliyor ama çitanın da karnı tok, fırlayıp gidiyor. Yabandomuzu rahatlıyor, yavrularınsa hiçbir şeyden haberleri yok, oynayıp duruyorlar. Bu cip nerede, ben nerede miyim? Yaşasın zaman makinesi. National Geographic belgesellerine meraklı olanlar hemen durumu çaktılar, bu cip Kenya’nın Masai Mara doğal parkında ilerliyor. Binlerce hayvan hikâyesinin yaşandığı parkta. Tam zaman makinesine binip Afrika’da dolaşırken arkadaşlarımdan biri telefon etti, “Yılbaşında ne yapıyorsun?” Bende bir gülme, dedim ki “Afrika savanlarında dolaşmaya gidiyorum.” O hayretle sordu: “Nasıl yani? Bu ne cesaret?” “Bilirsin ben çok cesurumdur” dedim. Bir süre inandı. Ben de gidip geldim.


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020