Leyla Tavşanoğlu

Başbakan muhbir vatandaş

10 Kasım 2013 Pazar

CHP Genel Başkan Yardımcısı Keskin, ‘kızlı-erkekli’ skandalına noktayı koydu:
Başbakan kamuoyu önünde adeta muhbir vatandaşlık görevi yapıyor. Başbakanın muhbirlik yaptığı başka bir demokratik ülke herhalde yoktur.
kadın milletvekilleri hacca gidip geldikten sonra hidayete ermişçesine başlarını örtüyorlar. Bir de, “Ben aklandım” diyor. Sanki başını örtmeyen insanlar kirli.  

LEYLA TAVŞANOĞLU  


CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin, Tayyip Erdoğan’ı bir başbakana yakışmayacak sokak üslubuyla konuşmakla eleştiriyor. Kız ve erkek öğrencilerin aynı öğrenci evlerinde kalmalarını yasaklamaya çalışarak kendi ahlak anlayışını topluma dayatmaya çalıştığını söylüyor. Ayrıca CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı çok kızdıran, “Dolmabahçe’de oturup Kadıköy vapurundan çıkan kadınları dikizliyor” sözlerine de tamamıyla katıldığının altını çiziyor.
- Üniversite öğrencilerinin kızlı erkekli aynı evlerde kalmaları, anlaşılan Başbakan Erdoğan’ı fena halde kızdırdı ki bunu engellemek için yasa bile çıkarabileceğini söyledi. 18 yaşında erişkin insanların istedikleri yaşamı sürmeleri yasalarla nasıl engellenebilir? Bu, demokrasi anlayışına sığar mı?
A.K.- Ben olaya hukuk açısından bakmak yerine Sayın Başbakan’ın bu genel tutumuyla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum. Gezi olaylarının yaşandığı süreçlerde Sayın Başbakan çıktı, genç kızlarımızın etek boylarıyla, genç kız ve erkeklerin bir arada olmalarıyla ilgili kendi ahlak anlayışına göre değerlendirmeler yaptı.
Sayın Başbakan bu konuda yeni bir çıkış yapıyor. Üstelik gerçekleri çarpıtıyor. Başbakan’ın esas amacı ahlak bekçiliğinden çok Cumhuriyetin kazanımlarının başında gelen yaşam biçimini değiştirebilmek için konuyu kamuoyuna çekiyor. Bir başbakana yakışmayacak düzey ve üslupla, sokak anlayışıyla insanları suçlayarak toplumda yeni duyarlılıklar yaratıp toplumu bölmeye hem de kafasındaki modeli hayata geçirmek amacıyla kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.
Böyle birlikte yaşayan kaç kişi varmış? Bunları nereden çıkarmış? Bu bilgileri nerelerden toplamış? Başbakan maalesef bu konuda toplumu yanıltmak için gerçek dışı iddialarda bulunuyor. Hangi demokratik ülkede bir başbakan insanların özel yaşamına böylesine müdahale ediyor? Kadının doğuracağı çocuk sayısından yöntemine kadar her şeye karışmak istiyor. Bütün bunlar gösteriyor ki Gezi olaylarından beri kadınlarla ilgili yaptığı değerlendirmeler, Başbakan’ın kendi kafasındaki modele göre bir kamuoyu yaratmaya yönelik.
Sabıka dosyası kabarık olan, her seferinde hukuku ayaklar altına alan, yukarıdan gelecek talimatları buyruk kabul eden Adana Valisi de emir kuluymuş gibi kalkıyor, “Başbakanımızın talimatlarını yerine getirmeye hazırız” diyor. Bir vali düşünün ki Başbakan’ın hukuka, kanuna, hukukun evrensel kurallarına aykırı vermiş olduğu talimatların gereklerini yerine getirmeyi kendisine görev telakki edip üstelik kamuoyuna açıklama yapıyor. Bu tamamıyla bir vali devleti oluşturmak, bir diktatorya oluşturmak özleminin sonucudur, diye düşünüyorum.
- Devletin değil, hükümetin valisi gibi mi davranıyor?
A.K.- Açık değil mi? Onun için vali devleti diyorum. Tayyip Efendi talimat verecek. Valilikler bu konuda hazırlıklar yapıyormuş. Başbakan bu konuda kendi açığını, ayıbını, beceriksizliğini ortaya koyuyor. AKP işbaşına geleli 11 yıl oldu.
Yeni üniversiteler açtılar. “Her ile üniversite açacağız” diye açıklamalar yaptılar. Peki, açtığınız bu üniversitelerde okuyan çocuklarımızın barınacakları yurtları inşa ettiniz mi? Görevini yapmıyorsun, sonra da bu beceriksizliğini, aymazlığını, vurdumduymazlığını kapatabilmek için genç çocuklarımızı suçluyorsun. Kendinde bu hakkı nerden buluyorsun?
Başbakan kamuoyu önünde adeta muhbir vatandaşlık görevi yapıyor. Valilere böyle yaşam biçimlerini araştırın, gereğini yapın, diyerek valileri tahrik ediyor, görev veriyor; resmen muhbirlik yapıyor. Başbakan’ın muhbirlik yaptığı bir başka demokratik ülke herhalde yoktur.
 
Gerçek amaç kızları eve kapatmak
Başbakan çocuklarımızın travma yaşamasına sebep olacak açıklamalar yapıyor. Gerçek amaç üniversite öğrencilerini bloke etmek, kız öğrencilerin üniversiteye gitmelerini engelleyip eve kapatmaktır.
- Sakın, CHPnin türbanlı milletvekilleriyle ilgili yanlış bir hamle yapmaması üzerine bu yeni, kız-erkek bir arada olmaz, söylemi ortaya atılmış olmasın?
A.K.- Bir hafta önce türbanla ilgili bir oyun oynadı. Cumhuriyet tarihimizde 90 yıldır görülmeyen bir uygulamayı devreye soktu. Sanki o kadın milletvekilleri hacca gidip geldikten sonra hidayete erdiler de başlarını örtüyorlar. Bu yaşa gelinceye kadar kaç yıl başınız açık kalmış. Bu Meclis’te üç yıldır görev yapıyorsunuz. O sürede başınızı kapatma ihtiyacı duymuyorsunuz. Ama hacca gidip gelince hidayete ermişçesine örtünüyorsunuz. Bir de bir kadına yakışmayan biçimde, “Ben aklandım” diyorsunuz. Sanki başını örtmeyen insanlar kirli.
Bu yeni bir tezgâh. Gündemi başka bir mecraya çekmeye çalışıyor. Başbakan gerçek dışı beyanlarda bulunuyor. Çocuklarımızın ciddi travmalar yaşamasına sebep olacak açıklamalar yapıyor. Gerçek amaç üniversite öğrencilerini bloke etmek, kızların üniversiteye gitmelerini engelleyip eve kapatmaktır.
- Kılıçdaroğlu’nun, “Başbakan Dolmabahçe’de oturup Kadıköy’den gelen kadınları dikizliyor” sözleri de Başbakan’da fena halde tepki uyandırmadı mı?
A.K.- Sayın Genel Başkanımızın sözleri doğru değil mi? Başbakan’ın kendisi açıklama yapmadı mı? Gezi olayları sırasında kaç kere gerçek dışı iddialarda bulundu. Camide içki içildiğini iddia etti. Ama camideki din adamı içki içilmediğini açıkladı. Bu açıklamayı yapan hocanın başına gelenleri hepimiz biliyoruz.
Ardından AKP’li bir ailenin gelinine Gezi olaylarına katılan çok sayıda insanın taciz ettiğini söyledi. Hiçbiri doğru çıkmadı. Sayın Başbakan’ın doğruları çarpıtması maalesef siyasi yaşamının gıdası haline geldi. CHP Genel Başkanı’nın Başbakan’a söylediği o sözü hatırlatması CHP Genel Başkanı’nı suçlamasının gerekçesi olabilir mi? Sayın Başbakan nasırına basılmış gibi kalkıyor. Bir başbakana yakışmayacak biçimde sabah aklına ne gelirse söylüyor.
Başbakan’ın son söylediklerini Bülent Arınç’la başdanışmanı Yalçın Akdoğan çevirmeye çalıştılar. Umarım Bülent Arınç geçmişte olduğu gibi, “Başbakanımız haklıdır. Ben yanlış anlamışım” demez. Yalçın Akdoğan da söylediğini yalamak mecburiyetinde kalmaz.
- CHP’de kimileri liberal düşünceye yatkın, kimilerinin de ulusalcı görüşleri var. Hatta bunun CHP içinde hizipler doğurduğu söyleniyor. Bu gerçekten hizipçilik mi yoksa parti içi demokrasinin tezahürleri mi?
A.K.- Biz kitle partisiyiz. Bizim geçmişimizde, kültürümüzde tartışma vardır. Son yıllarda siyasete biat kültürü egemen olduğu için biat kültürünün hâkim olduğu partilerde tartışmalar yaşanmadığından AKP içinde Tayyip Erdoğan’la ilgili peygamber boyutuna varan değerlendirmeler yapıldı.
O nedenle hem o siyaset çizgisini benimseyenler hem de AKP’ye mensup kişiler CHP’de yaşanan bu tartışmaları doğru değerlendirmekten uzaklar. Anlayamazlar. Çünkü CHP’nin içinde kendi anlayışlarına uygun olmayan bir yapı var. Bir kitle partisinde elbette farklı görüşte, anlayışta insanlar vardır. CHP’de bugün ufak tefek frekans farklılıklarını parti içinde büyük ayrışımlar varmış gibi değerlendirmelerin bir kısmı maksatlı, bir kısmı da tartışma kültürünü içselleştiremeyenler tarafından CHP’de büyük kavga var diye göstermeye çalışıyor. CHP’yi itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu tür tuzaklar kuruyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığından sonra CHP içindeki gruplaşmaların hemen hemen tümü ortadan kalkmıştır. CHP tarihinde ilk defa ittifakla bir genel başkan seçilmiştir.
CHP içindeki bazı arkadaşlarımız elbette parti yönetiminin icraatlarını eleştirecektir. Eleştireceklerdir ki yanlışlardan kurtulup doğruları yakalayalım. Bu eleştiriler yapılmazsa bu parti sosyal demokrat olmaktan çıkar. Bizler de gerekli atılımları gerçekleştiremeyiz. Başarı ancak böyle yakalanır.

Hükümet yaşam biçimimizi dönüştürmek istiyor
- Son zamanlarda değeri tartışmalı kimi sözüm ona tarihçiler, Atatürk’ü, İsmet İnönü’yü karalamak için kampanya başlattılar. Onlara küfre varan hakaretler ediyorlar. Hatta Başbakan da, iki ayyaşın çıkardıkları yasa oluyor da inançlarımızı yerine getirmek için yaptıklarımız niçin yasa olmasın, diyebiliyor. Siz bu söylemlere ne diyeceksiniz?
A.K - AKP aslında Cumhuriyetle kazandığımız yaşam biçimini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bunda başarıya ulaşması için de toplumu dönüştürmesi gerektiğine inanıyor. Bu toplumun dinamik unsurlarını etkisiz hale getirerek amacına ulaşmak istiyor. Bağımsızlık ve onuru simgeleyen tarihi isimleri de silikleştirerek güdülebilir bir toplum yaratmaya çalışıyor. O amaçla kabuk bağlamış tarihsel yaralarımızı kaşıyor ki toplum etkilensin. Erdoğan çıkıyor, “CHP camilere saman doldurdu” diyor. Oysa camilere kimse saman doldurmamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın zor koşullarında bazı lojistik amaçlarla camiler kullanılmıştır. Bunu yapmaktaki amaçları CHP’yi dinsiz olarak göstermek.

Kutsal değerler AKP’nin gıdası
- İnsanları dinle afyonlamak nasıl bir siyasettir?
A.K.- İnançları siyaset alanına çekerseniz en büyük kötülüğü dine, inançlara yaparsınız. Maalesef kutsal değerler AKP’nin siyasi gıdası haline geldi. Bunu yaparken dinin birtakım şekil unsurlarına uyum gösteriyor. Ama İslam dininin birtakım temel kurallarını ayaklar altına alıyor.
Kuran’da ayet vardır. Kul hakkı yiyen kişi benim karşıma gelmesin, der. O nedenle cenaze musalla taşında dururken imamlar helallık isterler. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzlukları, haksızlıkları bu iktidar döneminde yapıldı. Doksan yıllık Cumhuriyetin birikimleri özelleştirme adı altında yandaşlara peşkeş çekildi. Her gün bir yolsuzluk ortaya çıkıyor.
Başta sayın Başbakan olmak üzere bunca edinilen servetin kaynağını açıklayabiliyorlar mı? Sayın Başbakan yoksulluk edebiyatı yapıyor. Ama bugün dünyanın en zengin başbakanlarından birisi. Oğlunun gemiciği vardı. Şimdi gemi filosu oldu.

İslamiyeti siyasallaştırmak dine yapılan kötülük
- İslamiyeti siyasete alet etmek dine en büyük kötülüğü yapmak dediniz...
A.K.- Evet, en büyük kötülüktür. İnanç alanında tartışma olmaz. İnanan insanlar dinin gereklerini yerine getirirler. Dinde biat, teslimiyet, siyasette ise tartışma vardır. Tartışma olmayan bir alanı tartışma olan bir alana getirirseniz orada en büyük zararı din görür.
Geçenlerde türbanla ilgili bir numara çekti. Bundan bir süre önce bir AKP milletvekili türbanlı milletvekilleri için bir açıklama yaptı. Başbakan hemen atıldı. O sırada dengeler uygun olmadığı için milletvekilini suçladı. O milletvekilini disipline verdiler ve cezalandırdılar.
Ama aradan yaklaşık iki yıl geçti. Bu sefer türbanlı milletvekilleri TBMM’ye girdi. Bunu da bireysel özgürlük olarak takdim ediyor. Sen bireysel özgürlüklere bu kadar saygılıysan vapurdan inen kızın etek boyuyla neden bu kadar ilgilisin, televizyonda çalışan bir hanımın dekolte kıyafetiyle ilgili senin sözcün nasıl o açıklamayı yapar? Nasıl o kızcağızı dekolte kıyafet giydi diye işinden edersin? Bu yapılanların hepsinin amacı toplumu kandırmaktır.  

PORTRE
ADNAN KESKİN
Çivril, Denizli, 1942 doğumlu. Yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladıktan sonra serbest avukatlık yaptı. Denizli milletvekili ve İmar İskân Bakanlığı görevlerinde bulundu. SHP Genel Sekreter Yardımcısı, daha sonra 1995-99 arası CHP Genel Sekreteri oldu. Haziran 2011 seçimlerinden sonra oluşan TBMM’nin idare amirliğiyle görevlendirildi. 30 Temmuz 2012’den beri CHP parti örgütü ve örgüt yönetimlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı.          


Yazarın Son Yazıları

Tedavi olsunlar 1 Mart 2015
Her apartmandan burs 4 Ocak 2015
Maltepe’ye Noel tatili 28 Aralık 2014
Yasa tanımazlar hükümeti 21 Aralık 2014
Saraylarla işimiz olmaz 30 Kasım 2014
Aman Allahım bu ne? 23 Kasım 2014