Trump’ın bulamadığı panik butonu

Trump’ın bulamadığı panik butonu

06.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Trump-Netanyahu cephesi, İran’a kolayca girdikleri gibi çıkacakları yanılgısına düşmeleriyle birlikte panikle buldukları her düğmeye basar halde. Bölgesel kaos Hürmüz Boğazı’nın enerji kilidiyle küresel krize evrilirken Transatlantik ittifakında çatrdama da derinleşiyor. Washington’a Avrupa’dan çıkan sarı kartlar ABD’nin “yalnızlaştığının” göstergesi. Gelgitli açıklamalarını sürdüren Trump, dün Hürmüz Boğazı açılmazsa enerji tesisleri ve köprülerin hedef alınacağı tehdidini sürdürdü ama aynı zamanda Tahran’la bugün bir anlaşma da olabileceği iddiasında bulundu. Yetmedi savaşta “Kürt kartını” yine, yeniden gösterdi. Saldırı öncesinde İran’daki muhaliflere Kürtler üzerinden silah gönderdiklerini savundu ama bugüne kadar Kürtlerin bu silahları kendilerinde tutmayı tercih ettiğini sandığını da sözlerine ekledi.

Bu çıkışıyla Trump, aynı zamanda Kürt müttefiklerinin kendilerine pek güven duymadıklarını da ortaya koydu. Ancak Kürtlerin bu silahları ellerinde tutuyorlarsa gelecek günlerde kime karşı kullanabilecekleri sorusu da kritik başlıklardan olsa gerek. Özellikle geçmişte Suriye ve Irak’ta, ABD destekli “eğit-donat” programları, Kürt grupların ağır silahlandırılmalarıyla yaşanan süreçleri hatırlarsak...

NÜKLEER TEHDİT

Bölgedeki savaş dünyayı bir kez daha nükleer riskle yüz yüze bıraktı. ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nda, 1945’te Japonya’ya attığı iki atom bombası yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açmıştı. ABD’nin nükleer bomba savunması, “savaşı bitirmekti”. Ama eldeki acı gerçek, radyasyon dehşetinin hâlâ süren ölümcül etkileri oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzen, Moskova-Washington güç dengesinde nükleer caydırıcılık ilkesi çerçevesinde de şekillendi. Geçmişten bugüne; Küba füze krizinde Rusya-ABD arasında yaşananlar, Pakistan-Hindistan hattındaki gerilimler zaman zaman dünyayı diken üstü hale getirdi. Neyse ki her seferinde nükleer savaş felaketinin eşiğinden dönüldü.

Günümüzde ise Trumpizmle birlikte hızlanan, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemin çöküşüne yönelik tartışmalar arasında nükleer tehdit yeniden artıyor. Nükleer ABD-İsrail’in, “Nükleer olan bir İran’a izin vermeyiz” diyerek yürüttükleri saldırılarda hedef alınan yerlerden biri de Buşehr Nükleer Enerji Santralı yakınları. Son saldırı, Trump’ın İran’a “Sizi taş devrine geri göndeririz” tehdidinin ardından geldi. Nükleer çalışmaların barışçıl olduğu iddiasındaki Tahran, BM ve Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na gönderdiği mektupta, İsrail’in Buşehr’e saldırısının tüm bölgeyi radyoaktif kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını belirtti. Tahran, olası bir radyasyon kirliliğinin bölgeye yakın Kuveyt, Bahreyn ve Katar’ı da ciddi şekilde etkileyeceğine değindi. Ayrıca Buşehr’in yanı sıra son haftalarda Natanz nükleer tesisi çevresinin, uranyum işleme tesisinin de hedef alındığına dikkat çekti.

Japonya yaşadığı dehşeti tüm dünyaya bir ders niteliğinde hatırlatmak istercesine yıllardır Hiroşima ve Nagazaki kurbanlarını törenlerle anıyor, dünyaya “Nükleer silaha hayır” mesajı veriyor. Uyarılar tüm dünyada alarm zilleri çaldırmalı. Japonların “Bir daha asla” vurgusu, bütün küresel platformlarda dile getirilmeli.

AKBELEN SAVUNMASI

Çevre kıyımları konusunda ise ülkemizdeki durum geçen hafta vicdanları bir kez daha kanattı. Pek çok bölgede vahşi madencilik, yanlış enerji yatırımları, yapılaşmayla birlikte sulak alanlar, tarım bölgeleri, ormanlar ciddi tahrip altında. Üstüne üstlük ülke geleceğinin yaşam teminatı verimli toprakları, suyu, ağacı korumak isteyen bölge insanına, yurttaşlara yönelik baskı iklimi kaygı verici. Son olarak Muğla Milas’ta doğa katliamlarına karşı mücadele verenlerden Esra Işık’ın tutuklanması gündemin merkezine oturdu. Akbelen direnişinin simge ismi İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra’nın tutuklanmasına tepki gösteren yurttaşların çığlığı ortaktı: “Esra’yı alacağız, Akbelen’i vermeyeceğiz.”