Asla vazgeçme, asla!

05 Temmuz 2020 Pazar

Türk ordusunu en iyi yetişmiş askerlerinden mahrum bırakarak etkisizleştirmeyi amaçlayan FETÖ, kumpas davalar çökmüş ve mağdurları 2014’ten öteye teker teker özgürlüklerine kavuşmuş olsalar da son toplamda ne yazık ki başardı!

TSK, değerli ve donanımlı yüzlerce subayından koparıldı. Bunlardan kimi kumpas sürecinde emekli edildi, kimi öylesine kırgındı ki emekliliğini istedi kimi de Ali Tatar gibi suçlanmayı onuruna yediremeyerek intihar etti ya da kederden öldü.

Öyle ya da böyle, sonuçta FETÖ kazandı ve bugün kendisi yararlanamasa da AKP iktidarına kemikleri kırılmış bir ordu bıraktı.

Kemikleri kırılmış bir ordu nedir?

On sekiz yıldır AKP’nin iktidar olduğu ülkede, Lozan Antlaşması’yla Türkiye’ye aidiyeti tescilli Eşek Adası’nın tam on altı yıldır Yunan işgali altında olmasıdır, kemikleri kırılmış bir ordu...

Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropulu’nun geçen hafta Eşek Adası’na ve adaya sivil/askeri varlığıyla iyice yerleşen Yunan kurumlarına yaptığı ziyaret; akıllara tabii ki SAT komandolarının TSK’nin iskeleti henüz sağlam iken Kardak Kayalığı’na yaptığı çıkarmayı getirdi.

Siyasal İslamın iktidar olduğu Türkiye Devleti ve Müslüman ordusu gerçekten büyük değişim geçirdi! 1996’da bir kayalığa sahip çıkarken, AKP’nin iktidar sürecinde 18 Türk adası ve 92 bin km2 kıta sahanlığı Yunanistan’a bırakıldı.

Kardak’ta kahraman, Hasdal’da esir

Kardak kahramanı SAT komando timinin komutanı, Kurmay Deniz Albay Ali Türkşen; Balyoz kumpasıyla kırılan seçkin subaylardan biriydi. Üç buçuk yıl yattığı Hasdal’dan çıktıktan sonra TSK’ye döndü. Kızağa çekildiği bir yılın sonunda, emekliliğini istedi.

Ali Türkşen, “kalp hastası” teşhisiyle masa başı subayı olmayı kabullenmeyip irade gücüyle kaderini yenmiş, muazzam bir efor gerektiren SAT komandosu olabilmiş sıra dışı bir insandı. Yüksek lisanstan İngilizceye ve Aikido’daki siyah kuşağına, her artısını dişleriyle tırnaklarıyla elde etmişti. Elbette ki boş durmadı. Kader ortağı SAT komandosu, FETÖ kumpasıyla kırılan değerlerimizden Em. Deniz Binbaşı Levent Bektaş’la ATAK Akademi’yi kurdu. Üç kitap yazdı.

Beni en çok duygulandıran, sonuncu kitabı, Emekli Bir SAT Komandosunun Olağandışı Hayat Hikâyesi altbaşlığıyla başarılar ve çilelerle dolu yaşamını anlattığı Asla Vazgeçme Asla* oldu.

Eğilmeyen baş ezilemez!

Ali Türkşen, yazıyor: Dünya güzeli bir coğrafyanın, zor zamanlarına denk gelen insanlarız. Hele hele Türkiye’nin son on sekiz yıllık yönetiminde birilerine bal, baklava, börek düşerken bize hep keder düştü desek yalan olmaz. Coğrafya kaderimiz değil, kederimiz oldu kısaca. Yine de daha iyi insanlar, daha iyi bir toplum uğrunda mücadele etmekten geri kalmamaya çalışıyoruz. SAT Komando kursunun kazandırdığı, “Olduğumdan daha iyi biri olabilirim” fikrini yaşamaya ve aktarmaya gayret ediyorum. Bazen sormuyor değilim kendime: “Çok param ve zamanım olsaydı ne yapardım” diye.

Vardır elbet kendimle ilgili bencilce yapacak bir şeylerim. Çok pahalı arabalara binmeyeceğimi biliyorum. Bilmem kaç bin dolarlık saatler takmayacağımı da. Gezerdim herhalde, diyorum. Görebildiğim kadar çok yer görürdüm. Daha önce gidemediğim yerlerde ailemle, dostlarımla birlikte hayatın tadını çıkarırdım. Ama ne yaparsam yapayım, iş dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. İnsan hep başkalarına hizmet ettiğinde, hayatını anlamlı kılacak bir şeyler yaptığında, birilerine daha iyi insanlar olmaları yönünde ilham verdiğinde iyi hissediyor kendini, en çok. O zaman bu mal hırsının pek de önemi kalmıyor. Kendi malım, zenginliğim varken söylemiyorum bunları. Var olup da böyle davrananlardan öğreniyorum.

31 Ocak 1996 sabahı, Kardak’tan Gümüşlük Limanı’na döndüğümüzde, kalabalık bir basın ordusu ve halkın sevgi seli karşılamıştı bizi. Kalabalığın azaldığı bir ara, yanımıza yirmili yaşlarda bir çift yaklaştı. Genç anne, dört beş yaşlarındaki evladına dönüp: “Bak oğlum, bu abilerin yüzlerini sakın unutma” dedi. “Biz dün akşam onların sayesinde evimizde huzur içinde uyuduk. Bu akşam ve yarın akşam da onlar sayesinde huzur içinde uyuyacağız. Bu kahramanları sakın unutma!”

Bu annenin öğüdüne, bir askeri kalbini tam ortasından vuran olağanüstü etkili sözler olarak bakabilirsiniz ya da benim sevdiğim tanımla, bir aptalın neden bir ömür boyu aptal kalmakta ısrar ettiğini açıklayan sihirli sözcükler olarak da.

Bütün ömrümü, gurur duyduğum bu aptallıkla geçirdikten sonra bugün de aynı aptallığa devam etmemi sağlayanlar yok değil. Kadıköy’den bindiğim otobüsle evimin bulunduğu sokağa doğru giderken, yabancı bir el alıyor elimi avuçlarıma ve elin sahibi: “Sakın susma, sen konuştukça umut ışığı oluyorsun bize de. Sağ olasın. Sakın susma!” diyor.

Emekli bir aptalı ele geçirmenin ve hâlâ aptallık peşinde koşmasını sağlamanın yeni formülü işte bu!

Biliyorum ki bu aptallık hiç peşimi bırakmayacak ve ben de hiç şikâyet etmeden ömrümün sonuna kadar öyle kalacağım. *

Ali Türkşen’in Asla Vazgeçme Asla başlıklı yaşamöyküsü, özellikle yolun başlangıcında olup kimliğiyle istemleri arasında sıkışan gençler için yol gösterici; ama her yaştaki okura sonunda “Helal olsun!” dedirten bir yapıt.

* Alıntı: Ali Türkşen, Asla Vazgeçme Asla/Kırmızı Kedi Yayınevi, 2020


Yazarın Son Yazıları

Suat Derviş’in romanı 2 Ağustos 2020
Diriliş: Engizisyon 12 Temmuz 2020
Asla vazgeçme, asla! 5 Temmuz 2020
İman tamam, ya ahlak? 7 Haziran 2020
Bakteri yiyen virüsler 31 Mayıs 2020
Bir hâkim anlatıyor 10 Mayıs 2020