Fetih ve işgal

07 Ekim 2020 Çarşamba

İstanbul’un tarihi, kuşatmalarla ve fetih denemeleriyle doludur da diyebiliriz. 

İstanbul tarihi boyunca defalarca kuşatıldı, işgal edilmeye çalışıldı, defalarca işgalden kurtuldu da diyebiliriz. 

İkisi de aynı gerçeği anlatır. 

Dünyayı ezelden beri paylaşamayan ve kendisini çeşitli kodlarla bir diğerinden ayırmak konusunda ustalaştıkça ustalaşan insan;

Savaşlarına hedef olarak seçtiği değerleri, onlar üzerine hikâyeler uydurarak yüceltir.

Ve herkes kendi soyunun hikâyesinden beslenir.

Diğer soyun hikâyesine dönüp bakmaz.

Konstantinopolis’in kurtuluşu

Nasıl, Konstantinopolis’in işgaliyle İstanbul’un fethi aynı olayın iki farklı bakış açısıysa...

İstanbul’un kurtuluşu ile İstanbul’un bir kez daha Türklere kaptırılışı da yine aynı olayın iki farklı bakış açısıdır.

Eğer Kurtuluş Savaşı’ndan başarıyla çıkılamasaydı, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul işgal kuvvetlerinin elinde kalsaydı, muhtemelen dün kutlanan, Türkiye’nin en büyük şehri, kültürel başkenti İstanbul’un işgalden kurtuluşu değil...

Bizans’ın kadim başkenti Konstantinopolis’in Osmanlı’nın beş yüz yıla yakın süren işgalinden kurtuluşu olacaktı.

Gerçekler serttir. 

Hem Osmanlı torunları için... hem de Cumhuriyet çocukları için.

İstanbul denilen şehir aslen bir Bizans şehridir ve Osmanlı bu şehri fethederken aslen önce işgal etmiştir. 

Ama kalıcı olduğunu kanıtlayarak zaman içinde şehre gerçekten sahip olmayı becermiştir.

Birinci Dünya Savaşı sonrası şehre giren işgal kuvvetleriyse, gerçekten ve hâlâ işgal kuvvetidir.

Ve kalıcı olmayı beceremedikleri için bugüne kadar işgal kuvveti sıfatıyla anılmayı hak etmişlerdir. 

Bu şehir kimin?

Peki, bu şehir, bugün aslen kimindir? 

97 yıl önce onu işgal kuvvetlerinin elinden geri alanların ve yüz yıla yakın bir süre onu bu ülkenin, geçmişinden güç alan güçlü kültürel başkenti yapmayı başaranların mı?

Yoksa o kültürel başkenti bugün içeriden işgal edip yıkmaya çalışanların mı?

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, Arapça kökenli bir kelime olan işgal, “Bir yeri ele geçirme” anlamına gelir.

Ama aynı zamanda “Bir yeri geçici bir süre için ele geçirme” de demektir. 

Bir de “Bir kimseyi işten alıkoyma, engelleme, oyalama” anlamı içerir.

Buradan mecaz bir anlam daha kazanır ve “Uğraştırma” anlamında da kullanılır.

Normalde seçimle yönetime gelen politik iktidarlar için işgal kelimesini kullanamayız.

Çünkü işgal içinde “zorla”, “karşı iradeye rağmen” yapılan bir eylemdir.

Kendisine ait olmayan bir yeri ele geçirene işgalci denir.

Düşman askerlerini sokaklarda gördüğünüz an başınıza geleni anlarsınız.

Ama içinizdeki düşmanı uzun süre sofranızda ağırlarsınız.

Bazen bazıları kendilerine ait olan şeyleri de yıkmak ve yok etmek isterler. 

Onu kendileriyle birlikte aşağıya çekerler. 

İstanbul da şu anda;

Adı konmamış, sıfatı takılmamış, tarifi yapılmamış, tehlikeleri ve tehditleri dile getirilemeyen, şehre verdiği zararlar tam olarak listelenemeyen ve içimizde olduğu için de rengi bir türlü gerçek anlamıyla deşifre edilemeyen işgalci bir aklın elindedir.

O yüzden tarihi yapıları teker teker kimliksizleştirilmiş, müzeleri yok edilmiş, sinemaları kapatılmış, sahneleri yağmalanmış, yeme içme ve eğlence kültürü bombalanmış, neşesi kaçırılmış, kasveti artırılmış bir enkaza dönüşmüştür. 

...

Şimdi bir daha düşünün.

Dünün şartlarında İstanbul için işgal ne demek, kurtuluş ne demekti?

Bugünün şartlarında ne demek?

İstanbul için artık dost ne demek, düşman ne demek?


Yazarın Son Yazıları

Tek derste faşizm 2 Aralık 2020