Niçin?

26 Ağustos 2021 Perşembe

Sanki, Türkiye’yi dünyanın en büyük göçmen merkezi haline getirmediler…

Sanki, 2011 yılında ilk Suriyeli akını başladığında kapıları sorgusuz sualsiz açıp “Hepsini kucaklıyoruz. Zaten yakında Şam’a gidip Emevi Camisi’nde namaz kılıp, Selahattin Eyyubi’nin mezarı başında dua edeceğiz” demediler…

Sanki, Türkiye’deki göçmen sayısının milyonlarla ifade edilir hale gelip Batı’ya yönelmesinin ardından AB ile geri kabul anlaşması yapmadılar...

Sanki, AB’ye istediklerini tam yaptıramayınca, “Sığınmacıları otobüslerle Edirne’den sınıra yollarız” diye tehdit etmediler…

Sanki, en son 7 Ağustos’ta en üst ağızdan, “Zayıf ülke olmadığımız için dört milyon göçmen korumamız altında. İşin finansmanını iyi yönettiğimiz için bu devam edecek” demediler…

Sanki, son AB zirvesinin sonuç bildirisinde Türkiye sadece sığınmacılar konusunda gündeme gelmedi, bunun için iktidara teşekkür etmediler…

***

Bütün bunlar olmamış gibi, İngiltere kaynaklı bir haber üzerinden muhalefete ve gerçekleri yazan medyaya yüklendiler. Yalancılıkla suçladılar.

İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallance, Times gazetesine bir makale yazdı. Dedi ki:

Afganistan’dan ayrılmak isteyenleri tahliye etmek için bölge ülkelerinde göçmen merkezleri kuracağız.

Bu makalenin hemen altında, neredeyse makale ile iç içe iki gazetecinin analizi yayımlandı. Analizde şu yorum yapılıyordu:

Bakanın sözünü ettiği merkezler Türkiye ve Pakistan’da kurulacak.

BBC Türkçe servisi de yorumu bakanın sözü gibi çevirip yayımladı. Türkiye’deki yayın organları da bunu haber yaptı.

Durumu fark eden BBC bir açıklama yaptı, “Atıf hatası oldu. Özür diliyoruz” dedi.

Tam bu sırada da İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la telefon görüşmesini medyamız köpürterek veriyordu. Erdoğan, “Kâbil Havaalanı’nın güvenliğini sağlamaya devam edebiliriz” diyordu.

Afganistan’dan gelenlerle birlikte Türkiye kamuoyunda iktidarın sığınmacı politikasına tepki yükseldiği için yukarıda özetlediğimiz gelişmelerin “özür” bölümüne sarıldılar. Muhalefete, medyaya yüklendiler.

Bu, suçüstü yakalanma halidir.

Dünyanın bakışını ve iktidarın icraatını Türkçeye çevirirsek durum şu görünüyor:

- ABD ve İngiltere’ye finansmanı karşılığı Afgan alma sözü verdiler.

- Bu konudaki politika devlet kurumları mekanizması dışında yürütülüyor.

***

İktidar çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Bugün iktidarını korumak uğruna, önümüzdeki nesilleri ve Türkiye’nin iç barışını hiçe sayıyor.

Göçlerle, tarih boyunca devletler kurulmuş devletler yıkılmıştır. Tarihteki pek çok imparatorluk iskân, sürgün, tehcir, mübadele gibi bugün “nüfus mühendisliği” diye tanımlanan yöntemi kullanmış ya da buna maruz kalmıştır.

ABD, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren bizim “nüfus mühendisliği” diye tanımladığımız durumu şu başlıkla strateji haline getirdi:

Göç ve sığınmacılar 21. yüzyılın savaş silahıdır!

Bu konuda Nathan Steger, Kelly Greenhill gibi stratejistlerin, siyaset bilimcilerin ABD politikasını biçimlendiren yazıları var. 

Bu anlamda Batı, göç sorununu çözme değil, yönetme kaygısında!

Türkiye’de iktidar, Taliban “Hiçbir yabancı güç istemiyoruz” dediği halde Kâbil’deki askeri varlığını sürdürme arayışında. Son gelen haberlere göre “Dönmek için hazırlıklı olun” talimatı gitmiş ama yine de kalma arayışı sürüyor.

Niçin?

Yukarıda özetlediğimiz planın parçası olmak için mi?

Türkiye’ye gelecek sığınmacılarla, ancak bir işgal gücünün tasarlayabileceği toplumsal başkalaşım yaratmak için mi?

Nereye varacağını hesap etmeden büyük planın taşeronu olmak için mi?

Bana dokunmayın, ne isterseniz yaparım” demek için mi?

Yoksa hepsi mi?

Niçin?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları