Türkiye’nin y-önü!
Mustafa Balbay
Son Köşe Yazıları

Türkiye’nin y-önü!

15.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Zaman zaman yükselip düşen bir tartışma yoğun gündemin ortasında bir kez daha dalgalandı:

Türkiye’nin yönü ne olmalı?

En son MHP’nin öne çıkardığı kısaltma var:

TRÇ!

Türkiye, Rusya, Çin...

MHP lideri Bahçeli, görüşlerini Türkgün gazetesine verdiği röportajla netleştirdi. Türkiye’nin Rusya ve Çin eksenini daha fazla dikkatte tutması gerektiğini ancak bunun AB rotasından sapmak anlamına gelmeyeceğini vurguladı.

Ancak böyle durumlarda tartışma hemen “yön tayini” ikilemine dönüyor. Bir “taraf” öne çıkınca sanki “öteki taraf” terk edilecekmiş gibi tartışılıyor. Bunun başlıca nedeni iktidarın dış politikada bocalaması, stratejik çizgiler üretememesi...

İktidar önünü görmüyor ki yönünü görsün!

***

İç sorunların başta ekonomi olmak üzere kronik hale gelmesi dışımızdaki gelişmeleri ikinci plana itiyor. İktidarın hangi gelişme olursa olsun, bunu Türkiye’nin başarısına bağlaması nedeniyle işin özü de kayboluyor.

AKP iktidarı yola AB bavuluyla çıktı. 3 Kasım 2002’den sonra AB’ye girişin sadece tarihi belli değildi! Öyle ki 2010’lu yılları bile uzak bulan vardı. Meğer 2010’lu yıllar AB’ye giriş değil kopuş yıllarıymış. AKP’nin AB’de aradığı tek şey vardı:

Meşruiyet!

Bunu sağlasın yeterdi. Yetti de! Sonrası dal içeriye, yüklen muhaliflere!

İçinden geçtiğimiz süreç önce ülkem sonra partim diyecek bir iktidar için pek çok fırsatı beraberinde getiriyor. Dünya da yeni bir düzen kuramadı. NATO, 2010 Lizbon zirvesinde Rusya’yı neredeyse “ortak” ilan edecekti. İlişkiler öylesine sıcaklaştı. NATO’nun 2022 Madrid zirvesinde ise Rusya’nın ne ölçüde tehdit olduğuna ilişkin konseptler geliştirilmeye başlandı.

7-8 Temmuz 2026 NATO zirvesi ise Ankara’da. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler MHP’nin TRÇ dediği günlerde, “Türkiye’nin ana yönü NATO’dur. NATO’da artık kanat değil merkez ülkeyiz” değerlendirmesi yaptı.

Aslında kanat neresi merkez neresi NATO da bilmiyor. NATO kâğıttan kaplan mı görünmez kaplan mı, o da tartışılıyor.

Bütün bunlar Türkiye’nin NATO’da merkez ülke değil de bölgesinde merkez ülke olmasının en akılcı yol olduğunu gösteriyor.

Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin ayağına kadar gelen pek çok bölgesel oluşum ne yazık ki ya atıl kaldı ya da büyük ölçüde işlevsiz yaşıyor. Bunlar ayrı bir yazı konusu.

***

Türkiye diplomasi yoğunluğu çok yüksek ama diplomasi gücü zayıf bir ülke haline geldi.

Dışişleri Bakanlığı günlerinde ayda bir buluştuğumuz İsmail Cem’den dinlemiştim. “Türkiye diplomatik yoğunluk bakımından dünyada 6. sırada” demişti. Benzer yoğunluk bugün de devam ediyor ama ağırlık tartışmalı. İran diyalog zemini için savaştan önce Umman’ı, savaştan sonra Pakistan’ı tercih etti.

AKP’den önce büyükelçilerin yüzde 90’ı meslekten yüzde 10’u meslek dışındandı. Şimdi neredeyse tersi oldu. Kimi canlı yayınlarda bu durumdan söz edince iktidar yanlısı katılımcılar hemen tepki gösteriyor. Onlara şunu soruyorum:

- Böyle bir dönemde Tahran, Bağdat, Şam büyükelçimizin adını söyleyebilir misiniz?

Bugüne kadar söyleyebilen olmadı!

Etrafımız ateş çemberi. Duracağımız yer çok önemli. Yazıyı bilge güldüşün ustası Nasrettin Hoca ile noktalayalım. Hocaya sormuşlar:

- Hocam, tabutu taşırken kimi en önde olun makbuldür diyor. Kimi sonuna kadar taşıyın diyor. Tabutun neresinde olmak sevaptır?

Hoca bırakmış sevabı, yapıştırmış cevabı:

- İçinde olmayın da neresinde olursanız olun!