Geleceğe dair kaygılar

19 Ağustos 2016 Cuma

Türkiye, gerilim, kutuplaşma, çatışma konusunda 14 Temmuz’dan daha iyi durumda, bunun nedeni darbe girişimine tepki konusunda ortaklaşma ki, bu da hiç küçümsenecek bir zemin değil. Ancak, ortaklaşma, uzlaşma zemini her konuda benzer düşünme, benzer tepki verme beklentisine dönüşürse, bundan farklılıkları hoş görmekten uzaklaşan otoriter bir uzlaşmadan başka bir sonuç beklenemez, bunu bilelim.
Diğer taraftan, böylesi ortamlarda uzlaşmanın ‘ortak düşman’ veya tehdit üzerinden kurulması ne kadar doğalsa, ilanihaye düşmanlık ve tehdit algısı üzerinden devam etmesi de o denli sorunludur. Dahası, Türkiye’nin başına gelen tüm felaketlerin ‘gizemli ve meşum’ bir örgütlenmenin eseri olarak görülmesi ve bu kavrayışın yerleşmesi, bizi bu ülkeye yol aldıracak, yeni bir gelecek kurgulayacak kabiliyetten uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramayacak.
Halihazırda, özellikle medya, tamamen sığ sulara demir atmış vaziyette. Hangi televizyonu açsanız, ya bir FETÖ itirafçısı, ya bir Ergenekon mağduru. Hiçbirinin hikâyesi ufuk açıcı olmadığı gibi, çoğu kez yanıltıcı. Ergenekon davaları büyük mağduriyetlere neden olmuş, kumpaslarla örülmüş bir süreç olarak yaşandı, bunu teslim etmek lazım, ama Türkiye’nin geleceği, eski Türkiye savunuları üzerine kurgulanamaz. İtirafçılara gelince, böyle bir ortamda sahne almaları tabii karşılanabilir ama hadi bir yere kadar. Ne yani, ‘geçmişle hesaplaşmayı’, bir zamanlar içinde bulundukları yapıyı, en iyi ihtimalle kavrayamamış, başka bir ihtimalle kişisel hırs, ikbal, sürtüşme nedeni ile ve/veya yeni ikballer peşinde terk etmiş kişilerin söyledikleri üzerinden mi yapacağız? En iyi ihtimalle, içinde bulunduğu yapıyı on, yirmi, otuz sene boyunca kavrayamamış adamlardan bu ülkeye ne hayır gelir? Gerekçe başka ise, bir ikbal gemisinden diğerine atlama kurnazlığından başka meziyeti veya daha doğrusu meziyetsizliği olmayan adamlardan kime ne hayır gelir? Geçmiş hatalardan pişman olmuş adamlar/ kadınlar nadim olur, itirafçı olmak bambaşka bir şey, karanlık ve kirli bir iştir. Söz konusu olan hangi dava, örgüt, yapı olursa olsun, karakteri sağlam bir itirafçının adı aklınıza geliyor mu? Makbul olan hatasından dönen, dönerken yüzü kızaran adam/kadın olmak gerekir, pişkinlikte sınır tanımadan piyasaya dökülen değil.
Bir diğer tehlike, sırtında yumurta küfesi olmayıp, gerilim ve çatışmadan geçinen bir taifenin tezgâh kapatma korkusu ile iktidarın uzlaşma siyasetine taş koyma çabaları. Ne yazık ki, “Dar çevre olsun ki bizim işimiz yürüsün” kafasındaki küçük hesapçılar, idealistlik kılıfı içinde Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atmaktan çekinmiyorlar. Bazıları belki gerçekten söylediklerine inanıyor, ama sergiledikleri en iyi ihtimalle, Türkiye’nin içine hapsolamayacağı, hapsolursa mahvolacağı bir dar görüşlülükten başka bir şey değil.

Kötü sınav...
Son olarak Kürt siyaseti, kötü sınav vermeye devam ediyor, darbe girişimine karşı demokratik tepki zemini üzerinden müzakere siyasetine dönüş imkânını zorlamak yerine yine çatışmaya devam ve hatta çatışmayı yükseltme yolu seçtiler. Kürtlerin içinde olmadığı bir demokratik uzlaşma mümkün değil, orası doğru ama bu gerçeğin hayata geçmesi için, Kürt siyasetinin başka yollar yerine demokratik yollarını zorlaması gerekiyordu. Suriye’deki Kürtlerin geleceğini de dert etmek başka, siyasal ufuklarının Mınbiç’in kurtarılmasına indirgenmesi başka. Bir yandan, ‘demokratik cephe’nin kurulamamasından şikâyet ediyorlar ama bu koşullar altında ‘demokratik cephe’nin kurulmasının imkânsızlığını göremiyorlar. Her gün üç, beş, on şehit verilen bir ülkede, kim ne yüzle demokrasi cephesi kuracak? Tam tersine, çatışma ortamı Türkiye’de yaşayan herkesi ‘terörle mücadele’ siyasetine rehin kılıyor, demokrasi umudunu köreltiyor, bu ülkede yaşayan herkes bedel ödüyor.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Yeni devlet’ 7 Ağustos 2017

Günün Köşe Yazıları