Türk Dil Kurumu kapatıldı mı?
12 Eylül’cülerin eliyle kapatılmaktan beter oldu? Atatürk adı verilen bir uydurma kuruluşa bağlandı. Özgürlüğünü, değerini yitirdi. Kaç yıldır sesi duyulmaz oldu. İstenen de buydu. Atatürk’ün yaratıcı eylemlerinin tek tek söndürülmesi. TDK böyle oldu? Adı var kendi yok. Ama onun yerine Dil Derneği var. Türk Dili dergisini çıkarıyor. 26 Eylül Dil Bayramları’nda toplantılar düzenleyerek, dil devriminin işlevini yerine getirmeye uğraşıyor.
“Türk Dili” dergisi son sayısında Atatürkçü Türk Dil Kurumu’nun başına gelenleri açık açık yazmış, üzücü bir öykü. Bilgi Yayınları’ndan çıkan “Atatürk’ün Türk Dil Kurumu ve Sonrası” kitabında bu tarihsel olay ayrıntılarıyla anlatılıyor.
“Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” diyen Atatürk’ten bu yana ne yazık ki Türkçemiz oldukça yalnız kalmıştır. Önce 12 Eylül gerileme hamlesi en çok bu kurumu vurmuştur. Osmanlıca ya da Arap ve Fars sözlüklerini pek seven birtakım sözde bilimciler bugün de aynı yoldadır. Özellikle son on yıldır, yani AKP iktidarından bu yana, gerek basında, gerekse politikacılarımızın konuşmalarında, öz Türkçe denen sözcüklere yer vermemek, ille de işin içine Arapçayı sokmak, gittikçe yaygın bir tehlike oluyor.
Diliyoruz ki Atatürk’ün öncülüğündeki Dil Devrimi bugün bir eski masal gibi... Yeni yetişen genç yazarların konuyla fazla ilgilenmediklerini görüyor, üzülüyorum. Nerde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, Tahsin Yücel’in Türkçesever şairliği, yazarlığı? Nerde gündelik basındaki ille de öz Türkçe düşmanlığı? Hâlâ direnenler var “öz Türkçe de neymiş, var mı öyle bir şey” diye işi alaya almak isteyenler. Nerde dilde Türkçeyi sonsuza kadar yaşatmak çabasındaki genç dilciler, şairler, yazarlar? Edebiyatın temeli dildir. Türkçedir. Hangi yazar Türkçeyi ustalıkla yazmayı başarmışsa apayrı bir değer kazanmıştır.
Bilimler Akademisi kuruluyor diye Türk Dil ve Tarih Kurumları ortadan kaldırıldı. Görünüşe göre akademinin bir şubesi oldu. O günden beri kamuoyunda adı geçmez, eski kurumun ne halde olduğu da düşünülmez. Bir ad olarak bir de Ankara’da bir özel bina olarak var sayılır.
1983’te bu iki tarihsel kurum kapatıldığı zaman böyle bir eyleme şiddetle karşı çıkanlar oldu. En başta Nadir Nadi’yi, Şerafettin Turan’ı, Mümtaz Soysal’ı sayabilirim. Şunu da hatırlamalı, bir süre de dilimizdeki öz Türkçe sözcükleri sözlüklerden çıkarıp atmak isteyenler vardı. Ben de o günlerde yazdığım bir yazıda şöyle demiştim: “Yasaklanan sözcükler hangileri mi? Anı, yapıt, bellek, bileşim, deneysel, düşsel, görsel, onursal vb. gibi nice sözcüklerin yerine yine Arapça ya da Farsça olanları getirmek gibi bir gerici anlayışla da karşılaştık. Neyse ki akıl, bilim bu çirkin düşmanlığı yendi. O gün bugün dilimizi kendi öz Türkçemizle konuşuyoruz...”
Türkçenin Öz Türkçesi
Yazarın Son Yazıları
Huzur
Yağmurda Bir Gün
Seçimlere Doğru
Öykü Gibi
‘Gizli Kalanlar’
‘Susacak mısın?’
Gerçekten Yana...
Sözler ve Gerçekler
Dön Dolap Dön!
Pazar Günleri...
Yaşamanın İçinden...
Fikret Otyam’a Sağlıklar...
Güz, Şiirlerle
Bir Başlarsam
Özgürlüğü Beklerken
Zamanla Yarışmak
Anılar Gerçek midir?
Güçlü Olmak Deyince
Emek Gücü Bir Araya
Masal Yapın Kendinize
İktidar Güçlü Olursa
Bir Mektubu Okurken
Sorunlara Çözüm...
Silivri’ye Giderken...
Neden Öldürüldüler?..
Yeniden Yazmak
Çambel’in Anısına
Kutlamalar Yararlıdır
Günler Geçer Gider
‘Bir Balbay Girer Bin Balbay Çıkar’
Günler Geçip Gider...
Şu Kamer Genç’i Tartışmak!
İsmet Paşa’yı Unutmamak
Bir Masal Gibi
Seçim Üzerine
‘Fenerbahçe Cumhuriyeti’
‘Yine Akşam’
Edebiyat Üstüne
Yeni Yıla Doğru
O Ağaç Orada...