Yanlış anlaşılmasın her günün her saatinde, kimileri yeni keşfedilen yeni CHP’li belediyeler ile parti merkezleri ile sınırlı kalınmıyor. Çevre yağmasında gelir getirici boyutları olabilecek maden, doğa kaynakları bir bir keşfediliyor. Hukuksuzluk boyutları sorun yapılmaksızın, yasaklar kapsamına girmeleri kaçınılmaz olan alanlarda kaçak yapılaşmalar, kazılar ile operasyonlara girişiliyor. Hak-hukuk arayışları ile geri dönüşlerin engellenebilmesi yolunda ise inşaat alanları polis, jandarma içlerinde, devlet gücü kuşatmasına alınıyor.
İktidarlarının ellerinde, kirlilikte yarışan yağma düzeni yandaşlarının kollayabileceği kaynakların suyu tükenmiş. Düzeni işletebilecek suyun çarkları kuruyunca öfke ile saldırganlığın sürdürülebilmesi dışında çözüm üretebilecek akıl kalmıyor. Bir güne birden fazla yeni operasyon haberinin pervasız, sınırsız suç boyutları ile sığdırılmasının ötesinde bir yol, çıkış bulunamıyor.
Haberci genç arkadaşlarımız çaresiz biraz daha çarpıcı haksız hukuksuz haberi bulup yansıtmakta ancak yarışarak gazeteler ya da televizyon kanallarında yer alabiliyorlar. İktidarları cephesi ne yapsın? Gazetecileri susturabilme, seslerini kesebilme adına, bu kez düşmanlaştırdıkları saflara onları da daha acımasızca taşıyarak çok ağır geri dönüşü olmayan cezalarla susturmayı seçiyorlar. Merdan Yanardağ arkadaşımızın iddianamesi hazırlanmadan önce Tele1’e el konması, apar topar bir yandaşa, kelepir fiyatına satılmasının başkaca bir açıklaması olabilir mi?
***
Durumlardan dersler çıkarıp cezaevinden itirafçı çıkmasını, önceki görev süreçlerinde kendilerine yaptıkları çok ağır eleştirilere kameralar karşısına çıkmış olanlara rozet takılabilmesi başka nasıl gerçekleştirilebilirdi ki? Ne dersiniz, batağa saplanma bu kadar derinleşmemiş olsaydı, geçmiş yıllarda başarabildikleri benzeri tuzaklardan kazançlı çıkabilmelerinin sürdürülebilmesi söz konusu olabilir mi? Yol göstericilikle bugünlere kadar gelebilmiş yandaşlar aynı yoldan yürünmesi için ortak koroları ile haykıradursunlar. İçlerinden suçluluk sabıkaları en yükseğe varmış olanlarından birilerinin seçilip suçüstü yapılması örneği ile yüzleşme noktalarına gelmişsek...
İçlerinden birilerinin gelinen yolun yol olmadığı üzerinden, açıkça ağızlarını açabilme şanslarının kalmadığının göstergesi sayılabilir mi? Toplumun hangi kökeninden olurlarsa olsunlar; işçiler, emekliler, madenciler her yaştan, her olumsuz koşullarda, çok da sık olarak ölümüne bedel ödemek zorunda kalanların örnekleri yaşanırken... Açlık, sokaklarda sürünme, yıllar geçmişte kaldı, günlere dönük katlanılmaz boyutlarda yükselişi sergilerken geçmişin yandaşı olmanın güne dönük bir hayrı kaldı mı?
Kalabilmiş olsaydı, iktidarlarının en güçlü olduğu, kalesi olan bölgelerde günümüz yaşamını gündeme taşıyan mitinglerde böylesine güçlü, kuşkusuz siyasi içerikli değil, sadece ve sadece yaşayabilmek için seslerini duyurma çabası ile toplanan kalabalıkların, doğrudan kendi yaşam koşulları üzerinde dile getirilen çarpıklıklara karşı böylesine güçlü bayrak kaldırma eylemleri gerçekleştirilebilir miydi?
Dünkü gazetemizden bir küçücük haber, çevreci direnişçilikte simge olmuş Tayfun Kahraman, doğum günlerinin beşincisini cezaevinde yaşamak zorunda kalmış. Öncü örneklerden öcü gibi korkmak boşuna olabilir mi?