Enis Berberoğlu Kararı- Nuri ALAN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Enis Berberoğlu Kararı- Nuri ALAN

10.06.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

24 Haziran 2018 tarihinde yapılan milletvekili genel seçiminde yeniden milletvekili seçilen Enis Berberoğlu’nun Anayasa’nın 83’üncü maddesi yoluyla CMK’nin 223/3-8 maddeleri gereğince durma kararı verilerek tahliye edilmesine ilişkin talebi, işin esasını incelemekle görevli Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi’nce oyçokluğu ile (bir üye muhalif) reddedildi.

Enis Berberoğlu ile aynı hukuki durumda olan milletvekilleri için de emsal teşkil edecek bu karar, kamuoyunda, özellikle ana muhalefet partisi tarafından ağır eleştiriye uğradı. Karar gerçekten gerekçesine esas alınan görüşler, ilgili anayasa kurallarının yorumu ve ulaştığı hüküm nedeniyle tartışmaya ve eleştiriye müsait bir nitelik taşıyor.

Karardan, ilgili dairenin dosyayı yeterince incelediği, farklı bilimsel görüşlere yer verdiği ve bunları değerlendirdiği; müzakere ve karar aşamasında da dosyanın yeterince tartışıldığı anlaşılıyor. Ne var ki dairenin ulaştığı sonuca katılmak mümkün görünmüyor.

Kararın değerlendirilebilmesi için, günlük gazete okurunun ilgi alanı çerçevesi içinde kalmaya çalışarak ve anayasanın sadece konu ile yakın ilgisi olan kurallarına değinerek kararın dayandığı hukuki zemini ortaya koymak ve bunları kısaca açıklamak gerekiyor:

YASAMA DOKUNULMAZLIĞI ANAYASA 83’ÜNCÜ MADDE

Anayasa’nın 83’üncü maddesi, kenar başlığından da anlaşılacağı üzere Yasama dokunulmazlığı” konusunu düzenlemektedir. Yasama dokunulmazlığı, milletvekillerinin görevlerini eksiksiz ve tam olarak yerine getirebilmeleri için, görevleri süresince kendilerine tanınan geçici bir özgürlük alanıdır.

Maddenin ikinci fıkrasına göre, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili hakkında, Meclis kararı olmadıkça, maddede açıklanan istisnalar dışında kovuşturma yapılamaz. Başka bir ifade ile yasama dokunulmazlığının kaldırılması ancak, Meclis’in o milletvekili hakkında vereceği kararla mümkündür.

Maddenin dördüncü fıkrasına göre de, dokunulmazlığı kaldırılmış olan milletvekili, takip eden dönemde tekrar seçilirse dokunulmazlığını yeniden kazanmakta; hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için Meclis’in yeniden dokunulmazlığını kaldırma kararı alması gerekmektedir. Bu kuraldan, Meclis’in dokunulmazlığın kaldırılması kararının, milletvekilinin seçildiği dönemle sınırlı olduğu anlaşılmaktadır.

ANAYASANIN GEÇİCİ 20’NCİ MADDESİ

Dokunulmazlık dosyalarının incelenmesi, içtüzükte öngörülen usul nedeniyle ilgili komisyonların çok zamanını almaktadır. Öte yandan, milletvekillerinin geçici özgürlük alanlarını yeterince uzatmak ve korumak, Meclis’in olağan çalışmasını aksatmamak amacı ile senelerden bu yana geleneksel bir uygulama olarak dokunulmazlıkla ilgili dosyalar nadiren işlem görmekte ve Meclis gündemine alınmaktadır.

Bu nedenlerle, zaman içinde Karma Komisyon önde altı yüze yakın dokunulmazlık dosyası birikmiş, bunlar hakkında gereken işlemler yapılamamıştır. Bu birikimin Meclis üzerinde ağır bir yük oluşturduğu, Meclisin asli görevlerini yerine getirmesini olumsuz yönde etkilediği açıktır. Birikimin giderilmesi ve TBMM’nin önünün açılması için bir geçici madde düzenlenmesi düşünülmüş ve Geçici 20’nci madde anayasaya eklenmiştir.

Bu maddeye göre, maddenin kabul edildiği 20.05.2016 tarihi itibarıyla hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyası bulunan milletvekilleri hakkında, 83’üncü maddede öngörülen Meclis kararı aranmayacaktır.

Daha açık bir ifade ile dokunulmazlıkla ilgili tüm dosyalar, üzerinde hiçbir inceleme ve değerlendirme yapılmadan gereği yerine getirilmek üzere ilgili savcılıklara, mahkemelere gönderilecektir. Bu bir anlamda anayasal bir hükmün şemsiyesi altında dokunulmazlık dosyası bulunan tüm milletvekilleri hakkında Meclis tarafından alınmış bir dokunulmazlığın kaldırılması” kararıdır.

Geçici 20’nci maddede yer alan kural, bu maddenin gerekçesi ve Meclis’teki görüşmelerle ilgili tutanaklar değerlendirilerek söz konusu maddenin amacı ve ortaya koyduğu hukuksal durum şu şekilde özetlenebilir:

1.Madde, başta terörle ilgisi bulunanlar olmak üzere dokunulmazlık dosyalarının tamamının kaldırılması ve bu dosyalar nedeniyle TBMM’nin çalışmalarının tıkanmasını önlemek amacı ile yürürlüğe konulmuştur.

2.Madde, sadece 20.05.2016 tarihinde hakkında dokunulmazlığın kaldırılması dosyası bulunan milletvekilleri için uygulanabilecektir. Yani bir kez uygulanmakla hükmünü icra etmiş olacaktır.

3.Madde, kapsamında olan milletvekilleri için yasama dokunulmazlığının ana ilkelerini düzenleyen 83’üncü maddenin sadece ikinci fıkrasında öngörülen Meclis kararını kaldırmıştır. 83’üncü maddede yer alan diğer kurallarla ilgili herhangi bir hüküm içermemektedir.

83/2 maddede öngörülen Meclis kararının yasama dokunulmazlığının sağlanmasında önemli bir işlevi vardır: Hakkında dosya düzenlenen milletvekilinin yetersiz, dayanaksız delillerle ve keyfi değerlendirilmelerle yargılanmasını önleyen, böylece seçmenin ona verdiği yasama görevini daha etkili biçimde yerine getirilmesini sağlayan bir denetim ve teminat aracıdır.

Sebebi ne olursa olsun, Geçici 20’nci madde kapsamında olanlar için ana maddede yer alan Meclis kararı koşulunun kaldırılması, bazı milletvekilleri için giderilmesi mümkün olmayan mağduriyetlere de neden olmuş olabilir. Örneğin, Geçici 20’nci madde kapsamında dokunulmazlığı kaldırılmış ve halen tutuklu olan milletvekillerinden birisi hakkında, eğer Meclis kararı koşulu uygulansaydı Meclis’in kendisi hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına izin vermemesi ihtimal dahilinde idi. Madde bu nedenle adalete ve eşitlik ilkelerine aykırı uygulamalara neden olabilecek bir nitelik taşımaktadır.

DAİRE KARARININ GEREKÇESİ

Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi’nin durma ve tahliye talebini reddeden kararının gerekçesi özetle şöyledir:

Talep hakkında verilecek karar, anayasanın Geçici 20’nci maddesi ile dokunulmazlığı kaldırılmış olan milletvekillerinin, yeniden seçilmeleri halinde, Anayasanın 83/4 maddesinden yararlanıp yararlanamayacaklarına ilişkin kabule bağlıdır. Daire çoğunluğuna göre anayasa Geçici 20’nci madde, yasama dokunulmazlığına ilişkin genel hüküm niteliğindeki 83/2 fıkrasına nazaran Anayasal bir özel hüküm olarak düzenlenmiştir.

Özel hüküm olması nedeniyle, genel hüküm karşısında öncelikle uygulanma zorunluluğu hukukun temel ilkelerindendir. Geçici madde, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir parlamento kararı değildir; madde kapsamındaki milletvekillerinin dokunulmazlıkları kendiliğinden kalkmıştır.

Sanığın dokunulmazlığı “münferit bir parlamento kararı olan dokunulmazlığın kaldırılması kararı” ile kaldırılmadığından kendisinin anayasanın 83/4 maddesi gereğince yeni bir dokunulmazlık korumasına kavuştuğu kabul edilemez. Hakkındaki kovuşturma, TBMM’nin dokunulmazlığı yeniden kaldırmasına gerek bulunmadan genel hükümlere göre devam etmelidir.

Burada bir açıklama yapmak gerekiyor:

Mahkeme yasama dokunulmazlığının iki şekilde kalkacağını söylüyor:
1- MECLİS KARARI ile
2- Yasama dokunulmazlığına 83/2 maddesinde iki istisna olarak getirilen
a) ağır cezayı gerektiren suçüstü hali,
b) seçimden önce soruşturmaya başlanılmış olmak kaydıyla anayasanın 14’üncü maddesindeki durumların varlığı halinde KENDİLİĞİNDEN.

Mahkeme, Geçici 20’nci madde uyarınca yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını, bu iki istisnaya eklenen bir Üçüncü İstisna olarak kabul etmekte, dolayısıyla bu madde ile dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerinin kovuşturma hukuku yönünden genel hükümlere tabi olduğu, TBMM’nin dokunulmazlığı yeniden kaldırmasına gerek olmadan kovuşturmanın genel hükümlere göre devam etmesi gerektiği sonucuna ulaşmaktadır.

DEĞERLENDİRME

Konunun, öncelikle yasama dokunulmazlığının amacı ve seçmen iradesi yönden değerlendirilmesi gerekir: Siz suçluyorsunuz, tutukluyorsunuz. Seçmen “hayır” diyor, bu kişi milletvekili olacak, görevine devam edecek.” Anayasada engelleyen hiçbir hüküm bulunmadığına göre Geçici 20’nci madde kapsamında dokunulmazlığı kalkmış olan milletvekilinin tekrar seçilmesi halinde, seçmen iradesinin yerine gelebilmesi için, dokunulmazlığını yeniden kazandığını ve dokunulmazlığının ancak Meclis kararı ile kaldırılabileceğini kabul etmek gerekir.

Mahkemenin, verdiği kararın gerekçesinde dayandığı pozitif hukuk kuralları yönünden ise şu değerlendirme yapılabilir:

Anayasanın Geçici 20’nci maddesinin, 83’üncü maddede öngörülen Meclis kararı” yönünden, ama sadece bu yönden, özel bir düzenleme getirdiği doğrudur. Genel hüküm-özel hüküm çatışmasında yine mahkemenin dediği gibi özel hüküm uygulanır. Nitekim uygulama da böyle olmuş, dokunulmazlık dosyalarının tamamı ilgili mercilere iade edilmiş, Geçici 20’nci madde uygulaması bitmiştir.

Geçici 20’nci maddede, yasama dokunulmazlığının ana ilkelerini düzenleyen 83’üncü maddenin diğer hükümleri ile çatışan hiçbir kural yoktur. Eğer mahkemenin kabulünden yola çıkarsak, geçici 20’nci madde ile dokunulmazlığı kaldırılan milletvekilleri 83’üncü maddenin hiçbir hükmünden yararlanamayacak, bu maddenin hiçbir kuralı onlar hakkında uygulanamayacaktır.

İstisna hükümlerini amacı ve kapsamı dışında genişletmek yorum kuralları ile bağdaşmaz.er geçici madde, Meclis kararı olmaksızın dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerinin tekrar seçilmeleri halinde 83/4 hükmünden yararlanamayacağını amaçlasa bu hususu metninde açıkça zikrederdi.

Sınırlayan, kısıtlayan, mahrumiyet getiren kuralların sınırlarının genişletilmesi, yargıcın yeni bir kural üretmesi ve kendini yasa koyucu yerine koyması sonucunu doğurur. 83/4 madde yönünden genel hüküm-özel hüküm çatışmasının varlığı, ancak Geçici 20’nci maddede, bu madde kapsamında olan milletvekilleri hakkında 83/4 madde hükmünün uygulanamayacağına ilişkin özel bir hükmün varlığı ile mümkündür.

Mahkemenin, Geçici 20’nci madde uyarınca yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını, 83/2’de zikredilen iki istisnaya eklenmiş bir üçüncü istisna olarak kabulüne ve bu kabule bağladığı sonuçlara da katılmak mümkün değildir. 83/2’de belirtilen istisnalar ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerdir (suçlar).

Bu suçlar ile Geçici 20’nci madde uyarınca yasama dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerine isnat edilen (yüklenen) suçlar arasında bir kıyaslama yapmak ve benzerlik kurmak mümkün değildir. Çünkü ikinci durumda dosyalar üzerinde hiçbir inceleme yapılmadığından suçun niteliğini belirleme imkânı yoktur. İki durumdaki benzerlik sadece her ikisinde de Meclis kararı” aranmamasıdır. Ancak amaçlar farklıdır. 83/2’nci madde suçların niteliğini esas alarak Meclis kararını öngörmemiş; Geçici 20’nci madde ise dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin dosyalardaki birikimi ortadan kaldırmak amacı ile Meclis kararına gerek görmemiştir. Dolayısıyla farklı amaçlara yönelik iki düzenlemeyi aynı kefeye koyarak aynı sonuca bağlamak hukuki ve adil bir değerlendirme sayılamaz.

Kararda tartışılmayan bir hususa daha değinmek istiyorum. 83/4’üncü madde, Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin YENİDEN dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır” diyor. Fıkrada yer alan YENİDEN sözcüğü, bu fıkranın sadece, Meclis kararı ile dokunulmazlığı kaldırılmış ve tekrar seçilmiş milletvekilleri için uygulanabileceği, dolayısıyla Geçici madde ile dokunulmazlığı kaldırılanların fıkra hükmünden yararlanamayacakları gibi bir yoruma neden olabilir. Ancak 83’üncü maddenin yürürlüğe girdiği tarihte geçici 20’nci maddenin henüz mevcut olmaması nedeniyle bu hükmün, hakkında Meclis kararı olmayan milletvekillerini dışladığı sonucuna varılamaz.

Daire kararının gerekçesinden yola çıkıldığında uygun ve adil çözüm şöyle olabilir: Somut olaydaki talep gibi bir başvuru olması halinde mahkeme sanığa yüklenen suçu değerlendirerek bu suçun 83/2’nci maddede belirtilen ve dokunulmazlığın kaldırılması için Meclis kararını gerektirmeyen suçlardan olup olmadığını belirler. Eğer yüklenen suç maddedeki suçlar içinde yer alıyorsa talebi reddeder; aksi halde talebi kabul eder.

Somut olayda mahkeme sanığın suçunun istisnaya tabi suçlardan olmadığını tespit ettiği halde, yukarıda özetlediğim gerekçelerle sanığın yargılandığı suçlar itibarıyla (!) hakkında anayasanın 83/4 maddesinin tatbik kabiliyeti bulunmadığına karar vermiştir.

Mahkeme kararında da açıklandığı üzere kanunun hazırlık çalışmaları, gerekçesi, Meclis’teki müzakerelerde ileri sürülen görüşler ve yapılan tartışmalar, bağlayıcı olmamakla beraber, kanun hükmünün yorumuna, amaç, anlam ve kapsamının belirlenmesine katkı sağlayan unsurlardır.

Bu bağlamda TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu Başkanı’nın Geçici 20’nci maddenin oylanmasından önce yaptığı açıklamayı göz ardı etmemek gerekir. Başkan ... anayasanın 83’üncü maddesinin dördüncü fıkrasının varlığını sürdürdüğünü, tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Meclisin dokunulmazlığı yeniden kaldırmasına bağlı olduğunu, ...tekrar bir seçim olması halinde seçilenlerin, dokunulmazlığı kaldırılan dosyalar bakımından, dokunulmazlıklarını yeniden kazanacaklarının açık” olduğunu ifade etmiştir.

SONUÇ

Yargıçların tarafsız olduklarına, peşin bir görüşle yola çıkmadıklarına inanıyorum. Ancak anayasanın Geçici 20’nci maddesinin amacı dışında hatalı yorumu nedeniyle sanık yönünden ortaya çıkan sonuç çok ağırdır, tek kelime ile vahimdir. Söz konusu olan insan ve onun özgürlüğüdür. Sanığın bu karar nedeniyle, haksız yere özgürlüğünün kısıtlandığı her günün, her saatin, her dakikanın manevi ağırlığı karara katılanların omuzlarındadır. Umarım, itiraz edilmesi halinde, Yargıtay 17’nci Ceza Dairesi hatayı gidererek hukuka uygun bir karar verecek ve yargının üzerindeki bu yükü kaldıracaktır.

NURİ ALAN
Eski Danıştay Başkanı

* 2018 Temmuzu’nda kaleme alınan ve güncelliğini yitirmeyen bu yazı ilk kez yayımlanmaktadır... 


Yazarın Son Yazıları

Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025