Hafızanın unutmaya karşı direnişi
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Hafızanın unutmaya karşı direnişi

20.10.2018 09:00
Güncellenme:
Takip Et:

Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin yaşamdaki bütün izlerini silmelerine rıza göstermemizi istiyorlar. Bizden yalnız kayıplarımızdan değil, insanlık onurumuzdan da vazgeçmemizi istiyorlar. Galatasaray Meydanı bu ülkenin vicdanıdır, bu ülkenin hafızasıdır.

Galatasaray Meydanı’na ilk kez 23 yıl önce, babam kaybedildikten birkaç ay sonra çok büyük umutlarla geldim. 12 yaşında bir çocuktum, hiçbir şeyin farkında değildim. Babamın nasıl kaçırıldığını, kimlerin kaçırdığını, kaçırıldığı arabanın plakasını görmüştüm. Gidip, bildiklerimi herkese anlatacağım ve bildiklerim babamı bulmaya yetecek inancındaydım.
Babam Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995 tarihinde Avcılar’daki evimizden annemin, kardeşlerimin, benim ve mahallelilerin gözü önünde eli silahlı ve telsizli üç kişi tarafından beyaz bir Toros’la kaçırıldı. Koskoca bir kalabalığın suskunluğundan cesaret alarak, gözümüzün içine baka baka alıp götürdüler babamı.
Bu yaşadığımız ana çok da yabancı değildik aslında. Babam bir gecede kaybedilmedi. Kaybedilene kadar pek çok şey yaşadı. Baskınlar, gözaltılar, işkenceler... Son baskında gözaltına alındı, üç buçuk yıl cezaevinde kaldı.
Cezaevinden çıkınca Diyarbakır’dan İstanbul’a geldik. İstanbul’a gelişimizin üzerinden bir sene geçmeden babam evimizin önünden kaçırılarak kaybedildi. Babamın götürüldüğü o an sokağın ortasında çığlık çığlığa bağırırken geçmişte yaşananları düşündüm. Bu ilk değil, yine geri gelecek dedim.
Kendimi bu dönüşe inandırmak için bir hayal dünyası kurdum. Eli silahlı kötü adamlar babamı kaçırıp şehirden uzak bir dağ evinde tutmuşlar. O cesur adam oradan kurtulmanın bir yolunu mutlaka bulacak ve geri gelecek. İzlediğimiz filmlerde hep böyle olmadı mı? Üstelik babam o film kahramanlarından bile daha güçlü ve cesurdu.

İnkâr edildi
Her akşam eve döndüğümde önce kapıdaki ayakkabılara baktım “bugün de gelmedi ama mutlaka gelecek” diye düşündüm. Üç yıl sonra bir gün eve geldiğimde kapıda çamurlu bir ayakkabı vardı. Babamın eski ayakkabısıydı bu “vee geldi işte” dedim, “geldi”. Heyecanla kapıyı üst üste çalmaya başladım. Kardeşim kapıyı yarım açarak gülümsedi. “Kim geldi biliyor musun?” “Evet biliyorum!” Koşarak içeri girdim. Koltukta oturuyordu. Beni görünce “Oo Güle sen mi geldi” dedi. Kapının arasında kalakaldım. 12 yaşında kurduğum dünyanın nasıl üzerime yıkıldığını, o enkazın altında canımın nasıl yandığını anlatabilmeyi, o acıdan kurtulabilmeyi çok isterdim. “Evet ben geldim” deyip sarıldım. Gelen amcamdı. Babama sarılır gibi sarıldım. Ona ulaşmanın, yeniden dokunabilmenin umuduyla.
Sonra beklediğim yerden kalkıp aramaya başladım o umudu.12 yaşında çıktığım yollar da benimle büyüdü. İnsan büyüdükçe acısı da öfkesi de büyüyormuş...
Babam için tüm yasal yollara başvurduk. Ancak onun gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi.

Davayı AİHM’ye taşıdık
İç hukuktan sonuç alınamayınca davayı AİHM’ye taşıdık. 2003 yılında sonuçlanan davamızda AKP Hükümeti AİHM’ye verdiği savunmada “Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin (yaşam hakkı) ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir.” dedi ve yaşam hakkı ihlallerinde gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etti. Ancak bu taahhüdünü yerine getirmediği gibi kaybedilen sevdiklerimizi aramamızı bile suç ilan etti.
Galatasaray Meydanı’ndaki herkesin hikâyesini dinlemek zorundalar. Beni eğer gittiğim o ilk gün dinleselerdi, babamın katillerinin eşkâlini, arabanın plakasını bile verebilirdim. İsteselerdi o gün bulunurdu benim babam. Kaybedenler onlar olmasaydı bulunurdu...
27 Mayıs 1995’ten beri İstanbul’un en kalabalık yerlerinden biri olan Galatasaray Meydanı’ndan bir çığlık yükseliyor. 23 yıl önce, hakikat ve adalet arayışının temeli atıldı o meydanda. Kim bilir kaç yıl daha sürecek. Kaç yıl daha kar kış demeden, yazın kavurucu sıcağına aldırış etmeden yola düşeceğiz ve kim bilir kaç annemiz daha evladının mezarını bulamadan, adalete ulaşamadan bu arayışı geride kalanlara miras bırakarak hayata veda edecek!
Bizler her hafta bu mirasa sahip çıkmak için yola çıkıyoruz. 699 hafta boyunca barışçıl toplanma ve basın açıklaması yapma hakkımızı kullanıp sessizce oturduğumuz o meydan, 9 haftadır polis bariyerleriyle çevrili. Meydana çıkan her sokak polis kontrolünde.
Görünce öfkeleniyorum ve sesimin çıktığı kadar “O meydan bizim!” diye bağırmak istiyorum. O meydan bizim, kimden korkuyor, kimden koruyorsunuz? Ya da bunca acıyı yaşattığınız insanları neyle korkutmaya çalışıyorsunuz? Sahiden merak ediyorum. Üç kuşaktır sürdürdüğümüz hakikat ve adalet arayışımız 700. haftadan beri polis şiddeti ile engelleniyor ve sokak ortasında polis tarafından işkenceye maruz kalıyoruz.

23 yıllık umudun meydanı
Devlet; kaybedilenlerin akıbetlerini açıklama ve faillerini yargılama sorumluluğundan kaçıp yıllardır ellerinde karanfillerle kaybedilen yakınlarının mezarını arayan ve adalet talep eden bizlerin karşısına bütün gücünü yığarak fütursuzca saldırıyor. Galatasaray’a gidişimiz yasaklanıyor.
23 yıllık umudun, direncin tanığıdır o meydan.
Şimdi o meydanı bizden almak için saldırıyorlar.
Çünkü bize hakikatle, adaletle verecek cevapları yok.
Gözleri önünde babası kaybedilen çocukların, geçmişle hesaplaşmadan susmasını, unutmasını istiyorlar. Evladını kendi elleriyle devlete teslim eden ve 23 yıldır mezarını bile bulamayan Hanife Anne’nin, tek evladı Murat’tan vazgeçmesini bekliyorlar.
Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin yaşamdaki bütün izlerini silmelerine rıza göstermemizi istiyorlar.
Bizden yalnız kayıplarımızdan değil, insanlık onurumuzdan da vazgeçmemizi istiyorlar.
Galatasaray Meydanı bu ülkenin vicdanıdır, bu ülkenin hafızasıdır.

Unutmuyoruz
Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi hafızanın unutmaya karşı direnişidir.
Gelecek kuşakları korumanın bir yoludur.
Biliyoruz ki bu ülkede, yüzlerce insan tüm haklarından mahrum bırakılarak katledildi, bedenleri kaybedildi. Devleti yönetenler bu gerçeği görmezden gelip, kendilerinden önce ülkeyi yönetenlerin işlediği insanlık suçlarıyla yüzleşmek ve hesaplaşmak yerine, inkârla, baskıyla, şiddetle yaşananları unutturmayı istiyor.
Susmuyoruz!
Unutmuyoruz!
Vazgeçmiyoruz!
Susmak, bizi güvensiz bir geleceğe sürükler.
Unutmak, işlenen insanlık suçlarının yeniden işleneceği iklimi yaratır.
Cezasızlık, yaşanan travmaların daha da derinleşmesine yol açar ve bütün bunlar çocuklarımızın geleceği için tehlike yaratır.
Evet, bizlere yaşattıklarının telafisi yok, özrü yok ama yeni bir dünya kurmanın ve yaşama güvenle tutunmanın, özgür, adil ve onurlu bir yaşamı kurmanın yolları var, olmalı, yoksa yaratmalı.
Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etmeden, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini açıklamadan ve gözaltında kaybetme suçunun fail ve sorumluları yargılanıp cezalandırılmadan yürüdüğümüz hakikat ve adalet yolunda tek bir adım geri atmayacağız.

Vazgeçmeyeceğiz
Gözaltına alındıktan sonra kaybedilen ve daha sonra bedenine kimsesizler mezarlığında ulaşılan Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç’un 700. hafta saldırısından sonraki sözlerini hatırlayın: “Siz bizi susturamayacaksınız. Bizi susturmanın tek bir yolu var. Bir kepçe getirin, Galatasaray Meydanı’nda bir çukur kazın, hepimizi gömün oraya gitsin. Bizden ancak böyle kurtulacaksınız. Ama bizim çocuklarımızdan, torunlarımızdan ve insanlığın vicdanından nasıl kurtulacaksınız bilmiyorum.” Ben de diyorum ki baskıyla, şiddetle bizi susturamazsınız çünkü söyleyecek sözümüz var. Meydanlar söyleyecek sözü olanlarındır; Galatasaray bizimdir, vazgeçmiyoruz.  

Besna Tosun
Gözaltında kaybedilen
Fehmi Tosun’un kızı

Yazarın Son Yazıları

Mutlak butlan hukuksuzluğu - Doğan Soyaslan

Cumhuriyet Halk Partisi, 8 Ekim 2023’te İstanbul il kongresini düzenledi.

Devamını Oku
25.05.2026
Türkiye’de siyaset oyunları - Dr. Engin Ünsal

AKP 2002’de iktidar olduktan sonra iktidar olmanın nimetlerinden fazlası ile yararlandı ve bu nedenle iktidar olmayı çok sevdi.

Devamını Oku
23.05.2026
Uluslararası eşkıyalık… - Av. Erol Ertuğrul

Emperyalizm bağımsızlık savaşlarını sevmez.

Devamını Oku
23.05.2026
Yargıya anayasal blokaj - Başar Yaltı

Ulusal egemenliğin bir parçası olan yargı, yasama ve yürütmenin denetimini sağlamak ve kişiler arasındaki anlaşmazlıkları adaletli bir çözüme kavuşturmak için vardır.

Devamını Oku
22.05.2026
Bir Cumhuriyet kadınına veda... - Gönül Pultar

Bir Cumhuriyet kadınını, değerli bir öğretim üyesini yitirdik.

Devamını Oku
21.05.2026
Bir memleket gençlerini kaç kez yitirir? - Cengiz Kuday

Türkiye’de 19 Mayıs dendiğinde çoğu insanın aklına doğal olarak Samsun’a çıkan Mustafa Kemal ve Milli Mücadele gelir.

Devamını Oku
21.05.2026
Görünmezleri görünür kılmak - Utku Yapıcı

Brezilyalı ünlü şair ve yazar Thiago de Mello, ABD güdümlü 1964 Brezilya Darbesi’nin ardından kaleme aldığı İnsan Yasası’nın son maddesinde yeryüzünün temel sorununu ve bu soruna dair çözüm yolunu ne güzel dile getirir...

Devamını Oku
20.05.2026
Filizlenen Çin-Türkiye dostluk ağacı gençliğin gücüyle büyüsün

Ankara’dan İstanbul’a, sahil kasabalarından Anadolu’nun iç bölgelerine kadar genç arkadaşlarla görüş alışverişinde bulundum.

Devamını Oku
19.05.2026
Samsun hâlâ bir ufuktur - Onursal Adıgüzel

Aradan tam 107 yıl geçti.

Devamını Oku
19.05.2026
Tam bağımsızlığın ilk adımı - Hüner Tuncer

1919 Mayıs’ında Anadolu’ya ayak bastığında Mustafa Kemal’in kararı şuydu: Ulusal egemenliğe dayalı tam bağımsız bir Türk devletinin kurulması.

Devamını Oku
19.05.2026
Kış güneşi Türkan Saylan- Gülseren Delibaş

Yaşam, bazen dondurucu bir ayazın tam ortasında açan o zayıf ama inatçı kardelene benzer.

Devamını Oku
18.05.2026
'Ateş çemberinden başarıyla çıkmanın yolu'

Toplumların ve devletlerin tarihi, yaşamın ve süreçlerin tıkandığı anlarda atılan ya da atılmayan adımlarda saklıdır; tıpkı şimdi bizim karşı karşıya olduğumuz durum gibi.

Devamını Oku
18.05.2026
Andımız erdemli nesiller yetiştirdi - Fikret Şahin

Son zamanlarda meydana gelen okul saldırıları hepimizi derinden üzdü.

Devamını Oku
16.05.2026
Demokratik Türkiye özlemi - Hüseyin Özkahraman

Tarihiyle, kültürüyle ve milyonları aşan nüfusuyla yalnızca ülkemizin değil, dünyanın en önemli şehirlerinden İstanbul’u yönetme sorumluluğunu taşıyan; tüm baskılara rağmen üç kez seçim kazanmış bir belediye başkanı aylardır Silivri’de, 15 metrekarelik bir odada özgürlüğünden mahrum bırakılmış durumdadır.

Devamını Oku
16.05.2026
MHRS çözüm mü, sorun mu? - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

TC Anayasası 56. maddesine göre, “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”

Devamını Oku
15.05.2026
Türk Eczacılık Günü - Avni Kurtuldu

14 Mayıs 1839 tarihinde “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane” bünyesinde açılan eczacılık sınıfı, bilimsel eczacılık eğitiminin başlangıcı olarak kabul görmüş ve 14 Mayıs Türk Eczacılık Günü ilan edilmiştir.

Devamını Oku
14.05.2026
Karanlığa doğan yıldızlar - Gani Işık

Dinler tarihi ve kutsal kitaplar halkların zor dönemlerinde onları sahiplenen ve kendilerine yol gösteren peygamber gönderildiğini anlatır, örnek de verir.

Devamını Oku
13.05.2026
Milletvekili ara seçimleri - Erol Tuncer

Milletvekili ara seçimler; istifa, ölüm ya da başka nedenlerle milletvekilliklerin boşalması durumunda boşalan sandalyelere yeni üyelerin seçilebilmesi için yapılmaktadır.

Devamını Oku
13.05.2026
Aileden algoritmaya - Altan Kar

Bu metin, günümüzün “büyük öteki”sine dönüşen o görünmez ama her yerde olan algoritmik düzenin, yaşamımızı nasıl sessizce dönüştürdüğünü anlamaya yönelik bir çabadır.

Devamını Oku
12.05.2026
Amatör tiyatronun gücü - Serkan Fırtına

Bugün ülkemizin neredeyse her kentinde, kiminde onlarca kiminde ise belki bir tane de olsa perde açmaya çalışan amatör tiyatrolar vardır.

Devamını Oku
12.05.2026
Atatürk, Jonathan, İran ve Macaristan - Ülgen Zeki Ok

Richard Bach’ın bir döneme damga vuran “Martı” kitabının kahramanı Jonathan ile tanışıp felsefesini benimsediğimde 20 yaşlarındaydım.

Devamını Oku
09.05.2026
Atalay, Demirtaş, Kavala ve anayasa - Ziya Yergök

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) 1954’te onaylamış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru hakkını 1987’de tanımıştır

Devamını Oku
08.05.2026
Jeopolitik armağan - Nejat Eslen

1990’lı yılların sonlarında, tek kutuplu dünya düzeni içinde ABD, küresel üstünlüğünü sürdürmenin planlarını yapıyordu.

Devamını Oku
07.05.2026
Engizisyondan bugüne: Değirmenci MenocchIo’nun öyküsü - Okan Toygar

Asıl adı Domenico Scandella’ydı ancak Menocchio olarak bilinirdi.

Devamını Oku
07.05.2026
Emperyalizmin değişmeyen hedefi - Hamdi Yaver Aktan

“1970 yılının nisan ayında, Türkiye’de eylem içinde bulunan ve gençlik önderi durumunda olan gençlerle bir toplantı yapmıştık.

Devamını Oku
06.05.2026
Şafağın getirdiği acı - Abdullah Yüksel

Mayıs ayının başlarında, şafağın erken söktüğü sessiz ve açık bir geceydi.

Devamını Oku
06.05.2026
Sisyphos’un bacağındaki el - Metin Devrim

18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Şikago’da “8 saatlik çalışma hakkını alabilmek” uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs.18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Şikago’da “8 saatlik çalışma hakkını alabilmek” uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs.

Devamını Oku
06.05.2026
Petrodolar sistemi bitiyor mu? - Fikret Bayır

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1 Mayıs 2026 itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrılacağını duyurdu.

Devamını Oku
05.05.2026
Yeni Sayıştay Kanunu ve Sayıştay ’ın görevleri - Turgut Aşçı

Sayıştay (Divan-ı Muhasebat) 1862’de Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet gelir ve giderlerini denetleyen, günümüz Sayıştay’ının temeli olan en yüksek mali denetim ve yargı kurumu olarak kurulmuştur.

Devamını Oku
05.05.2026
Aşı karşıtlığı ve toplumsal etkileri - Ülkü Sarıtaş

Bakteri, virüs gibi mikrobial ajanlarla meydana gelen hastalıklardan korunmak amacıyla etkisi zayıflatılmış mikrobial ajanlar veya bunların genetik yapısını taklit eden parçacıkların laboratuvarda üretilmesi ile elde edilen aşıların tarihçesi yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanmakta, Çin ve Hindistan’da aşıya benzer uygulamaların yapıldığı tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Devamını Oku
04.05.2026
Eğitimde güvenlik sorunu - Levent Nayki

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa’da bir okulda silah patladı.

Devamını Oku
04.05.2026
Gelir düzeyi ve kentsel dönüşüm - Aydın Öncel

Türkiye deprem kuşağında ve oldukça fazla riskli yapı stoğu olan bir ülke.

Devamını Oku
02.05.2026
Emek ve dayanışma - Kemal Akkurt

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD’nin Şikago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın ilk kıvılcımı oldu.

Devamını Oku
01.05.2026
İşçi sınıfı yeniden - Doğan Ergenç

20. yüzyılda işçi sınıfının önemli kazanımlar elde ettiğini söyleyebiliriz.

Devamını Oku
01.05.2026
1 Mayıs 137 yaşında - Engin Ünsal

Bugün İşçi Bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs aslında kanla yazılmış bir emek hareketinin anılma ve sömürüye karşı evrensel dayanışmanın sergilendiği gündür.

Devamını Oku
01.05.2026
Sine-i millete dönmek - Şule Özsoy Boyunsuz

Türkiye’de kamuoyunca zaman zaman gündeme getirilen ve sine-i millete dönmek olarak ifade edilen “topluca istifa”, aslında anayasal olarak var olmayan bir beklentiye dayanıyor.

Devamını Oku
30.04.2026
Uçak gemileri - Hakan Ercan

Uçak gemileri, modern askeri gücün görkemli ve fakat tartışmalı unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Devamını Oku
30.04.2026
Maden işçilerinin zaferi üzerine - Cuma Gürsoy

“Onlar ki toprakta karınca, suda balık kadar çokturlar / Mücadelemizde sadece onların destanı vardır.”

Devamını Oku
30.04.2026
Denge ve denetim krizi - Mahmut Aslan

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından, özellikle muhalefetin kazandığı belediyelere yönelik adli ve idari süreçlerde belirgin bir yoğunlaşma gözlenmektedir.

Devamını Oku
29.04.2026
Yanlarına kâr kaldı... - Berna Özgül

Türkiye'de motokuryeler yalnızca ağır çalışma koşullarıyla değil, cezasızlıkla da mücadele ediyor.

Devamını Oku
29.04.2026