İstanbul Sözleşmesi - Prof. Dr. Ali Rıza ÇINAR
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

İstanbul Sözleşmesi - Prof. Dr. Ali Rıza ÇINAR

20.05.2021 07:00
Güncellenme:
Takip Et:


GİRİŞ

İlk imzayı Türkiye’nin attığı ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi” sözleşmesi, diğer adıyla “İstanbul Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddeti önlemede ülkemiz adına yeni bir sürecin kapılarını açmıştır. Türkiye, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke olmuştur.

İstanbul Sözleşmesi, uluslararası hukukta kadına yönelik şiddet ve ev/aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan, bağlayıcı, bağımsız bir denetim sistemi kurulmasına yer verilen ve şiddetin kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme niteliği taşımaktadır.

Sözleşme’nin temel amacı giriş bölümünde, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratılması olarak belirtilmektedir. Sözleşme’ye göre özellikle kadına yönelik şiddet, insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türüdür.

I. İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDE TEMEL ALINAN ULUSLARARASI BELGE VE SÖZLEŞMELER

İstanbul Sözleşmesi düzenlenirken, bu konuda şimdiye kadar yapılmış olan daha önceki hangi uluslararası belge ve sözleşmelerin gözetildiği Sözleşme’nin giriş bölümünde özellikle belirtilmiştir[1].

Avrupa Konseyi üye devletleri ve sözleşmeye imza koyan diğer devletler,

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (ETS No. 5, 1950) ve ek Protokolleri, Avrupa Sosyal Bildirgesi (Şartı) (ETS No. 35, 1961, 1996’da gözden geçirildi, ETS No. 163), İnsan Ticaretine Karşı Avrupa Konseyi Sözleşmesi (CETS No. 197, 2005) ve Çocukların Cinsel Suiistimale ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni (CETS No. 201, 2007) gözetmişlerdir.

Ayrıca, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Avrupa Konseyi üye devletlerine gönderdiği bazı  tavsiye kararlarını  anımsatarak, kadına yönelik şiddet konusunda önemli standartlar oluşturan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin giderek genişleyen içtihat hukukunun göz önünde bulundurulması benimsenmiştir.

Yine, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (1966), Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (1966), Kadına Karşı Her Türlü Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (“CEDAW”, 1979), Çocuk Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (1989) ve İhtiyari Protokolleri (2000) ve özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Anlaşması (2002) göz önüne alınmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 9 Haziran 2009 tarihinde verdiği Opuz-Türkiye kararının da İstanbul Sözleşmesi’nin hazırlanmasına neden olan önemli bir karar olduğu ögretide[2] ileri sürülmektedir. Karara göre bu davada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı ve ayrımcılık yasağı konusundaki maddeleri ihlal edilmiştir[3]

II. İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN YAPILIŞ EVRESİ, AMACI, KAPSAMI VE TARAF DEVLETLER İÇİN ÖNGÖRDÜĞÜ YÜKÜMLÜLÜKLER

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komitesi’nin çalışmaları ve imza kampanyaları sonrasında “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev/Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” (İstanbul Sözleşmesi) oluşturulmuştur.

Türkiye'nin başkanlığını yaptığı dönemde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev/Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni 7 Nisan 2011’de Strazburg'da onayladı. Müzakereleri yaklaşık üç yıl süren sözleşme, bu konuda Avrupa'daki en önemli hukuki düzenleme olarak kabul edilmektedir.

"Kadına Yönelik Şiddet ve Ev/Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi" (CAHVIO), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından onaylandıktan sonra 10-11 Mayıs 2011’de İstanbul'da düzenlenen 121. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında imzaya açılmıştır.

Kadınlara Yönelik Şiddet, Ev/Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış olması nedeniyle İstanbul Sözleşmesi olarak anılmaktadır.

Sözleşmenin en güçlü destekçilerinden biri olan ve yazım sürecinde de katkıda bulunan Türkiye, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke olmuştur.

İstanbul’da 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev/Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin onaylanması 6251 sayılı Yasa ile TBMM tarafından 24.11.2011 tarihinde uygun bulunmuştur.[4] 

Türkiye, kadın örgütlerinin de çabalarıyla Sözleşme’yi çekincesiz şekilde imzaladı ve onayladı.

İlk olarak Türkiye’nin imzaladığı ve onayladığı Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Sözleşme’nin temel amacı giriş bölümünde, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratılması olarak belirtilmektedir. Sözleşme bu amaçla toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ile kadınlara yönelik şiddetin ortadan kaldırılması arasında sağlam bir bağlantı kurmaktadır.

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin , kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucu olduğunun vurgulandığı, ilk sözleşme niteliği taşımaktadır[5].

Ayrıca, İstanbul Sözleşmesi’ne, kadına yönelik şiddet konusunda Avrupa’daki ilk ve tek bağlayıcı hukuki metin diyebiliriz.

Sözleşme, kamusal ya da özel alanda kadına yönelik şiddeti bir "insan hakkı ihlali" ve "kadına yönelik ayrımcılık türü" olarak tanımlıyor. "Ev içi şiddet" ise Sözleşme’de, "ev içinde fiziki, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddetle ilgili tüm eylemler" olarak tanımlanıyor. Sözleşme, taraf devletlerin, kadın-erkek eşitliği, kadına yönelik şiddet ve karşılıklı saygı konularını her düzeyde eğitim programına eklemelerini şart koşuyor. Sözleşme’de kadınların şiddete maruz kalmadan ve şiddet mağduru olduktan sonra korunmasıyla ilgili düzenlemeler de yer alıyor. Sözleşme, şiddet mağdurlarına ücretsiz hukuksal destek sağlanmasını öngörüyor, ayrıca, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ile ilişkili iltica talepleri ve geri göndermeme ilkesi konusunda güvenceler getiriyor. Ayrıca, Sözleşme’nin uygulanmasını izleyecek bir uzmanlar grubunun (GREVIO) oluşturulması öngörülüyor.

Sözleşme’nin uygulanmasının Avrupa Konseyi bünyesindeki bağımsız bir komite tarafından izlenecek ve denetlenecek olması, onaylayan devletlerde Sözleşme hükümlerinin yaşama geçirilmesi için de etkili olacaktır.

SONUÇ

Öncelikle kadınla erkek arasındaki eşitlik bir insan hakları sorunudur. Kadınla erkek arasındaki eşitlik, sosyal adaletin de önemli bir koşuludur. Aynı zamanda, kadınla erkek arasındaki eşitlik kalkınma ve barışın vazgeçilmez temel önkoşulu olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının temelini Cumhuriyet devrimleri oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda yapılan reformlar, kadının yurttaşlık hakkını kazanmasının yanında Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamıştır. Öğretim Birliği Yasası (Tevhidi Tedrisat Kanunu) ile 1924 yılında eğitim tek sistem altında toplanarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim olanağı sağlanmıştır.

Türk Medeni Yasası’nın (Kanunu) 1926 yılında kabulü ile kadının sosyal yaşamı çağa uygun olarak yeniden düzenlenmiş ve kadına temel haklar verilmiştir.

Türk kadınının siyasal haklardan yararlanması dünya ülkelerinin birçoğundan önce olmuştur. Türkiye’de kadınlar, 1930 yılında yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkına,1934 yılında da milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olmuştur. Cumhuriyet döneminde yapılan bu düzenlemelerle kadınların elde ettiği kazanımlar, evrensel ölçütlerle değerlendirildiğinde asla küçümsenemeyecek önemli ve örnek nitelikli dönüşümlerdir.

Bu reformların temelinde ise kadınların kamusal alana girmeleri ve erkeklerle birlikte kalkınma sürecine katılmaları yer almaktadır.

Cumhuriyet döneminde elde edilen kazanımlara rağmen günümüzde kadınların toplumdaki mevcut konumları incelendiğinde toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin varlığı göstergelerde belirgin şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’de kadınlar, siyasal haklarına 1934 yılında kavuşmuş olmasına karşın en son 2018  yılında yapılan genel seçimlerde TBMM’deki kadın temsil oranı ancak yüzde 17’de kaldı. Bu oran Türk siyasi hayatında olması gereken düzeyin çok altında bir durumu ifade etmektedir.

İstanbul Sözleşmesi’yle Avrupa Konseyi’nce kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda önemli ve kararlı yeni bir adım atılmıştır. Sözleşme’de kadına yönelik şiddetle mücadele için kapsamlı bir hukuki çerçeve oluşturmak üzere önleme (prevention), koruma (protection), kovuşturma (prosecution) ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma politikaları (policy) geliştirmesi için taraf devletlere önemli yükümlülükler getirmektedir[6].

Böylece, İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve ev/aile içi şiddetin önlenmesi konusunda önceki uluslararası sözleşmelere göre daha kapsamlı ve somut adımları öngörmektedir.

Sözleşme uyarınca, kadınlara yönelik şiddet karşısında alınan önlemler aynı zamanda kadınla erkek arasında gerçek eşitliği sağlayacak önlemler olmalıdır. Türkiye’nin ise İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan -ilk onaylayan ülke olması, kadına yönelik şiddet ve ev/aile içi şiddetin önlenmesine önem verdiğini göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin belli ölçüde çağdaş uluslararası hukuk düzenlemelerine uygun biçimde adımlar attığı söylenebilir.

Doğal olarak İstanbul Sözleşmesi sihirli bir değnek değil. Ama kadına ve ev içi şiddete karşı sürekli mücadele için çok önemli ve etkili bir adımdır.

Kadınlara yönelik ayrımcılık, kadına yönelik şiddetin hoş görülmesini besleyen bir kaynaktır. Bu nedenle kadın ve erkek eşit bireyler olarak tanımlanmalı.

Kadın ve erkeğin eşit olmadığına ilişkin anlayıştan ve bu tür söylemlerden vazgeçilmelidir. Kadın ve erkeğin eşit olmadığına ilişkin söylemler, hem Anayasamıza hem de İstanbul Sözleşmesi'ne aykırıdır.

Kadını erkekle eşit kılma ilkesi, Atatürk Cumhuriyetinin önemli bir devrimidir. Bu ilke, Türk kadınını dünya ölçeğinde işlevlere ve sosyal kimliklere kavuşturmuştur.

Çağımızda, kadın algısı görece kültürel değerlendirmelere göre değil, nesnel insan hakları bağlamında ele alınıp değerlendirilmektedir. Bu nedenle kadını etkin biçimde şiddetten korumak kültürle sınırlı bir durum değildir. Devlet, kültür algısından bağımsız olarak, başta yaşam ve güvenlik hakkı olmak üzere, kadını her türlü şiddetten her şekilde korumakla ve cinsler arası eşitliği sağlamakla yükümlüdür. İstanbul Sözleşmesi de bunu öngörmektedir.

YENİ BİR KANUN ÇIKMADIKÇA YÜRÜRLÜKTE

Sözleşme, Türkiye açısından, Anayasa’nın 90. maddesinde yer alan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” hükmü gereğince büyük önem taşımaktadır. Sözleşme’nin tümü idare ve yargı açısından bağlayıcıdır. Ayrıca Anayasa’nın 90. maddesi gereğince, Sözleşme ile çatışan yasa maddeleri söz konusu ise bu maddeler yerine Sözleşme’nin uygulanacağı da açıktır. İstanbul Sözleşmesi’nin gereği de bu şekildedir.

İstanbul Sözleşmesinin, Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesi Hakkında 3718 Sayılı  ve 19 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı bulunmaktadır.[7]

İstanbul Sözleşmesi çok taraflı bir uluslararası bir sözleşme olduğu için imzacı devletlerden biri tarafından tek yanlı feshi söz konusu olamaz. Ancak çekilme söz konusu olabilir. Nitekim İstanbul Sözleşmesi’nin 80. maddesinde çekilme öngörülmüştür.

“Fesih” konusu, öğretide ve kamu hukukçuları tarafından Anayasa hukuku ve  diğer hukuk kurallarına dayanılarak ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir[8]. Bu incelemeler sonucu ortaya çıkan, İstanbul Sözleşmesi’nin temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası bir sözleşme olması nedeniyle, sözleşmeden çıkılmasının/çekilinmesinin (feshedilmesinin) TBMM’den çıkacak bir yasayla (kanunla) olanaklı olduğuna ilişkin belirlemeler ve görüşler yerindedir.

Cumhurbaşkanı kararının iç hukukumuza uygun olup olmadığı sorununu, Anayasa Hukuku Profesörü Kemal Gözler de şöyle açıklamaktadır: “Türkiye Büyük Millet Meclisinin ‘onaylamayı bir kanunla uygun bulması’ndan sonra Cumhurbaşkanı kararıyla onaylanan bir uluslararası andlaşma, bu andlaşmanın sona erdirilmesi konusunda TBMM yeni bir kanun çıkarmadıkça, sadece Cumhurbaşkanı kararıyla sona erdirilemez”.[9]    

Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi, bu sözleşmeden çekilmeye ilişkin TBMM’den yeni bir yasa (kanun) çıkarılmadıkça yürürlüktedir.

PROF. DR. ALİ RIZA ÇINAR
MEF ÜNİVERSİTESİ CEZA VE CEZA MUHAKEMESİ HUKUKU ABD ÖĞRETİM ÜYESİ


[2] ÖNCÜ, Gülay Arslan., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Özel Yaşamın Korunması Hakkı, Beta Yayınları, İstanbul 2011, s. 157

[3] Bkz. bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., ÇINAR, Ali Rıza., “Devletin Aile İçi Şiddeti ve Kadına Karşı Ayrımcılığı Önleme Yükümlülüğü” (AİHM Opuz/Türkiye Kararı), Fasikül CHAMER Aylık Hukuk Dergisi, Seçkin Yayınları, 2009 Özel Sayı, Yıl. 1, Sayı. 1, Aralık 2009, s. 4-15

[4] Bu kanun 28127 sayılı Resmi Gazete’de 29/11/2011’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

[5] MOROĞLU , Nazan., “ KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNLENMESİ 6284 sayılı Yasa ve İstanbul Sözleşmesi”, TBB, Yıl 2012 (Mart-Nisan), sy. 99, (s. 357-390), s. 366 (http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2012-99-1169, Erişim Tarihi: 18.03.2015)

[6] ÇINAR, Ali Rıza “Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin İstanbul Sözleşmesi’nin Ceza Hukuku Alanında Öngördüğü Yükümlülükler” Terazi Aylık Hukuku Dergisi (Terazi Law Journal), Sayı 106, Haziran 2015, s. 55-79

[7] Bkz.19 Mart 2021 tarihli ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı. (Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve 10/2/2012 tarihli ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin

Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3’üncü maddesi gereğince karar verilmiştir.) 20 Mart 2021 tarihli, 31429 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[8] Bkz. ŞEN, Ersan/ŞAHİN, Buğra, İstanbul Sözleşmesi; Çekilmeli mi, Devam mı Etmeli? (https://www.hukukihaber.net/istanbul-sozlesmesi-cekilmeli-mi-devam-mi-etmeli-makale,8130.html Erişim Tarihi: 14.5.2021); TÜRK, Hikmet Sami, “Kadına Şiddeti Onaylayan Karar”, Cumhuriyet Gazetesi, 23.3.2021; AYBAY, Rona, “İstanbul Sözleşmesi ve Uluslararası Hukuk”, Cumhuriyet Gazetesi, 24.3.2021

[9]GÖZLER, Kemal, “Cumhurbaşkanının Uluslararası Sözleşmeleri Feshetme Yetkisi Var mı? (https://www.anayasa.gen.tr/ua-sozlesme-fesih.htm Erişim Tarihi: 14.5.2021)

Yazarın Son Yazıları

Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025