Bürokrasi, Mevzuat ve "Kırtasiyecilik" üzerine - Prof. Dr. Metin KAZANCI
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Bürokrasi, Mevzuat ve "Kırtasiyecilik" üzerine - Prof. Dr. Metin KAZANCI

24.03.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kamu yönetimi kırtasiyecilikle, gereksiz formalitelerle uğraşmaya çalışmıştır. Celal Bayar Hükümetinin programında bu konularla ilgilenileceği yazılıdır. Ama ülkemizde kırtasiyecilikle ilgili ilk ciddi çalışma 27 Mayıs döneminde hazırlanan Mehtap Raporu'dur. Ansiklopedik bilgi olarak belirtelim ki Mehtap Raporu'nun hazırlanmasında o zamanlar Devlet Su İşleri Genel Müdürü olan Süleyman Demirel ve Doç. Dr. Mümtaz Soysal görev almışlardır.

Mehtap Raporu, (Merkezi Hükümet Araştırma Projesi) izleyen hükümetlerce dikkate alınmış olmasına rağmen başarıya ulaşamamıştır. Daha sonraki hükümetlerin programları da aynı şekilde formaliteleri, kırtasiyeciliği gözle görülür biçimde azaltamamış, başarılı olamamıştır. Örneğin Kaya Projesi, İdareyi Yeniden Düzenleme Raporlarındaki öneriler hükümetlerce gerçekleştirilememiş bir süre sonra da unutulmuştur.

Bürokrasi yazının icadından hemen sonra ortaya çıkmıştır. Kimi kez devleti ifade eder, kimi kez devletin yürütme organını, kimi kez de yurttaşın işini zorlaştıran, çalışmaları formalitelere boğan bir kuruluşu. Ama en önemli işlevi devletin sürekliliğini sağlamakta olmasıdır. Bürokrasisi olmayan devletler ne tür büyüklükte olursa olsun, nasıl yönetilirse yönetilsin uzun süreli yaşayamaz Tarihte bunun birçok örneği vardır.

Örneğin Moğol İmparatorluğu kısa sürede batmış geriye bir şey bırakmamıştır. İmparatorlukta işler karmakarışıktır. Bir düzen yoktur. Avrupa Hun İmparatorluğu da aynı nedenden dolayı uzun ömürlü olamamıştır. Bürokrasisi olmayan, bürokrasi kurmayan, kuramayan devletler uzun süre var olamadılar.

SÜREKLİLİĞİ SAĞLAYAN MEKANİZMA

Bürokrasi imparatorluklar için, devletler için büyük bir önem taşır. Çünkü bürokrasi sayesinde devlet süreklilik kazanır. Bir dönemden gelecek döneme, tüm bilgi ve belgelerle, kamusal hafızayla birlikte geçiş, bu yolla sağlanır. Yani bürokrasinin en önemli görevlerinden biri güncel sorunların çözümü yanında, sistemin sürekliliğini sağlayan bir mekanizma olmasıdır.

Çok şey kayıt altına alınmış, yazıya dökülmüş, belgeye bağlanmıştır. Yine bürokrasi, siyasal sistemin halka açılan penceresinde konuşlanmıştır. Halka karşı devleti o temsil eder, halka emir ve hizmeti o götürür. Kamuyla ilintili tüm eylem ve işlemleri o denetler. Yanlışı ortaya çıkarır. Hesap sorar. Kısa bir deyişle bürokrasi devletin vazgeçilmezidir.

Hukuk devletinin önemli ilkelerinden biri olan düzenli yönetim ilkesinin (yönetimin, önceden bazı kurallar, düzenlemeler koyarak bunlara uygun olarak davranması ilkesi) uygulamaya konulması yine bürokrasi tarafından gerçekleştirilir.

ÖNCE KURAL SONRA EYLEM

Bürokrasi konulmuş kurallara uygun olarak, onlara bağlı kalarak bugün yaptığı işlemin aynısını yarın da yapmak zorundadır. Ana kural aynı kaldığı sürece zikzaklı, birbirinden farklı, kişilere göre değişen kararlar bürokraside alınamaz. Hukuk sonradan gelsin de denilemez. Önce kural, sonra eylem temel ilkedir. Anayasa ve yasaların lafzına ve ruhuna uygun düzenlemeleri bürokrasi yapmaya yetkilidir. Ama bunun için de hem izin gerekir hem de belirlenmiş alanın dışına çıkılamaz.

Bürokrasi aynı zamanda her türlü belgenin, bilginin saklayıcısıdır. Belgelik bürokrasi için büyük önem taşır. Bu belgelerle hem kendini savunur hem de yeni işlere girişir. Bu hizmetleri siyasal sistem yapamaz. Bürokrasi sahip olduğu bilgi ve belgeyi kendine özgü yöntemlerle saklar. Bu belgeleri kendine göre düzenler, halkın anlayıp anlamaması önemli değildir. Yine bu belgelerin farklı bir yapı ve dili vardır. Bu dil halka yabancıdır. Dışarıdan bürokrasinin kullandığı terimleri anlamak kolay değildir. Sade vatandaş bu konularda çok zorluk çeker.

İÇREKLİK DUVARI

Bürokrasi ilk elde zorunlu ve yararlı gibi görünmesine karşın bir süre sonra, yönetileni bunaltan formaliteler yığınına dönüşmektedir. Devlet bürokrasisinin kendi etrafına ördüğü bir duvar, bir koruyucu çit vardır. Bu duvar, bu çit bürokrasinin dilini bilen, kurallarının farkında olan, onun usullerini öğrenmiş aracılar sayesinde aşılır. Bu demektir ki bürokraside kırtasiyeciliğin çokluğu, belirli bir kesimin işine yaramakta, buradan para kazanmaları mümkün olmaktadır.

Kısacası bürokrasinin etrafına ördüğü karmaşık işlemlerden, zamanı hiçe saymak alışkanlığından yani bekletici olmaktan (Bürokraside zaman kavramı ve anlayışı farklıdır. Bürokrasi acele etmez. Zaten içinde bulunduğu sistemin aceleciliği yoktur.) dolayı oluşan engelleyici duvarı ancak aracı meslek mensupları çözebilir. Avukatlar, gümrük komisyoncuları, mali müşavirler, teknik bilirkişiler vb. gibi.

Bunlar da bu hizmeti doğal olarak bir ücret karşılığı görürler. Bürokrasinin içindeki karmaşık dünya ile dışardan temas oldukça zordur. Formaliteler, yönetimin icat ettiği çeşitli usuller bürokrasiyi ve bürokratı dışarıya karşı korur. Dışarıdan anlaşılması zor işlemlerin oluşturduğu içreklik (içreklik dışarıdan kolayca anlaşılamayan karmaşık bir evreni ifade eder.) duvarını, bu duvarı aşmayı görev edinmiş meslek kategorileri becerebilirler ve bunun için de bir ücret alırlar. Sade vatandaşın bu sorunları çözmesi zor, hatta olanaksızdır.

ÇIKAR GRUPLARI

Zaman düzenlemesinin (kodifikasyonunun) olmadığı bir ortamda sorunun çözülme süresi bürokratın takdirine kalmıştır. Bir işlemin belirli bir zaman içinde bitirilmesi, yani zaman düzenlemesi, küçük ve sınırlı bir bürokrasi kesimi için geçerlidir. Örneğin yargılamada zaman kodifikasyonu örnekleri oldukça çoktur. Ama yine de davalar kısa sürede sonuçlanmaz. Ayrıca bu konularda genel bir düzenleme çıkarılmış olmasına karşın değişen bir şey yoktur.

Yönetimde bürokrasinin aşırılığından çıkar sağlayan bir başka kesim daha vardır : Siyasi nitelikli kişiler, milletvekilleri, parti ileri gelenleri bürokrasi üzerindeki egemenliklerinden yararlanarak kendi seçmenine yardımcı olmak üzere bu örülü çemberi bizzat bürokrata çözdürür, aralatırlar ve yurttaşın, seçmeninin sorununu çözdürürler. Kısacası içreklik çemberi dediğimiz bu koruyucu kabuk siyasi nitelikli kişilerin de işine gelmektedir.

SOSYAL HASTALIK

Üçüncü olarak da kırtasiyecilikten zarar gören, işi sürüncemede kalan kişiler bizzat bürokratın belirli bir çıkar karşılığı müdahalesini temin ederek içreklik engelini aşarlar. Burada rüşvet dediğimiz sosyal hastalık en önemli rolü oynar. Bunun yanında kamu görevlisi koruyucu kabuğun arkasına sığınarak kendisine olur olmaz müdahaleyi önlemiş olur. Yani kırtasiyecilik zaman zaman kamu görevlisine yardıma koşar. Görüldüğü gibi formalitelerden çıkar sağlayan üçlü bir kategori vardır.

İlk bürokrasi örneklerinin eski Mısır’da olduğu genel kabul görür. Firavun'un halktan alacağı verginin ne oranda olacağı, Nil’in hangi dönemlerde pirinç ekimine olanak sağladığı, hangi dönemlerde pirincin toplanmasına olanak verdiği ve buna bağlı hesaplar sonucu Firavun, vergi toplama işini düzenledi. Ve bu görev hesap kitap bilen kişilere yani bürokratlara bırakıldı. Bu gelişmeler bürokrasiyi ortaya çıkardı.

Firavunlar, hakanlar, hanlar, padişahlar hükmettikleri sistemin daha iyiye doğru götürülmesi, gerekli hesaplamaların yapılması, bayındırlık işlerinin yerine getirilmesi, kimi uzmanlık isteyen sorunların çözümü için bürokrasiyi esas yardımcı olarak görüp, ülkelerinde yeni bir yönetsel yapı kurmaya başladılar. Yazının ve sayının icadı ya da kullanımının yaygınlaşması ile devletin işi kolaylaştı Ama zamanla bürokrasi sağladığı birçok yarar dışında belirli sakıncaları da beraberinde getirdi. Çok büyüdü, her işe karışır oldu, halkı bunaltmaya başladı, Sebepsiz zenginleşme örnekleri çoğaldı.

UZMANLIK GEREKTİRİR

Bürokrasi ile birlikte hesaplamalar yapıldı, vergi ilkeleri yazıya dökülüp saklandı. Düzenlemeler belirli kurallarla bağlandı. Bunlar halka gösterilip yükümlülükleri hatırlatıldı. Zamanla bürokrasi başka işlevler de üstlenmeye başladı ve süratle büyüdü, etkisi arttı hatta kıymete bindi. Görevleri genişledi. Sonunda bürokrasi adına düzenli idari işlem dediğimiz işlemlerin kullanıcısı ve yaratıcısı oldu. Konulan kuralların belirttiği biçimde işlemlerdeki düzenlilik ve çelişkisiz uygulamalar bürokrasi tarafından sağlanır oldu.

Bürokrasi olmazsa devlet düzeninde, devlet halk ilişkisinde düzenin yok olacağı anlaşıldı. O da bu görevleri yerine getirirken gerekli iç düzenlemeleri yaptı. Kimi zaman halkın yönetime başvurusunu, başvuruların takibini, sonuçlandırılmasını ve tüm öteki konuları belirli kurallara bağladı ve ortaya kırtasiyecilik çıktı. Bu kurallar bir başka açıdan yönetilene hak tanıyan, onun hakkını koruyan bir düzenlemeler yumağı oldu. Siyasal sistem bu görevi ne yüklenebilir ne de becerebilir.

Devletin yönetim sorunlarını çözmek için uzmanlık gerekir. Bu da ancak bürokrasinin başarabileceği bir iştir. Çünkü bürokrasi aynı zamanda bir uzmanlar topluluğudur. Topluma en hayati ve kritik hizmetler bu grup tarafından sağlanır. Bu durumda bürokrasinin ortadan kaldırılması, kendisi için çok önemli fakat vatandaş ve iş insanları nazarında hiç önemi olmadığı ileri sürülen işlemlerin son bulması dolayısıyla her şeyin birbirine girmesi ve kaos döneminin ortaya çıkması demektir.

GEÇERLİLİĞİ YOK

Karmaşık ve gereğinden çok bürokratik kural aslında bürokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dünya da nerede bürokrasi varsa orada kırtasiyecilik, yoğun bir yönetsel mevzuat vardır. Kimine göre hastalık kimine göre bürokrasinin tek savunma aracı olan aşırı mevzuat ve formaliteler şimdiye dek azaltılamadı. Azaltılanların yerine farklı biçimde başka formaliteler ortaya çıktı.

Maliye mevzuatı anlaşılması güç formalitelerle doludur. İçişleriyle, sağlıkla, ticaretle, gümrükle ilgili kuruluşlar için de durum farklı değil. Kırtasiyecilik, formaliteler bir türlü azaltılamamaktadır. Diyeceğimiz o dur ki,  kırtasiyeciliğe savaş açanlar bir türlü zafere ulaşamadılar. Bu, çok eskiye gitmeyen deneyimlerimizin verdiği bir sonuçtur ve unutulmaması gerekir.

Dolayısıyla yakın geçmişimizin de bize gösterdiği gibi “Mevzuatı değiştiririz, bürokrasiyi alaşağı ederiz” lafının hiçbir geçerliliği yoktur. Çünkü kaldırılan kuralın yerine bir başka kapıdan, bir başka şapka ile, bir başka yeni kural girmektedir.

PROF. DR. METİN KAZANCI

A.Ü I·LETIŞİM FAKÜLTESİ EM. ÖĞRETİM ÜYESİ

Yazarın Son Yazıları

Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025