Musul’a bakarken
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Musul’a bakarken

25.10.2016 06:41
Güncellenme:
Takip Et:

OSMAN KORUTÜRK / E .Büyükelçi (Oslo, Tahran, Berlin,Paris, Irak Özel Temsilcisi)
SELİM KARAOSMANOĞLU / E. Büyükelçi (Bağdat, Abu Dabi, Tahran)

Genelde Irak ve özelde Musul etrafında yaşanan gelişmelerin hukuki, siyasi ve askeri boyutları yakın çevremizin istikrarını, bölgede bazı sınır değişikliklerini de gündeme getirebilecek şekilde tehlikeye sokuyor. Türkiye bu gelişmeleri doğru parametreler içinde, ‘reel politik’ temelinde değerlendirebilmek, bu hayati konuda ulusal çıkarlarımızı tehlikeye sokmayacak doğru ve gerçekçi pozisyonlar almak zorunda.

İç politikaya oynuyorlar

Ancak görünen o ki, sorumlu makamlar Irak ve Musul konularını, daha çok iç politikaya endeksli bilinçli bir algı operasyonu kapsamında, kamuoyu önünde duygusal ve hamasi beyanlarla işliyor, gerçekleşmesi mümkün olmayan hedefler açıklayarak uluslararası alanda ülkemizin hukuki ve siyasi konumunu zaafa uğratıyor. Irak konusunda izlenecek politikaların sonuç alıcı ve sürdürülebilir olmasının temel koşullarının başında Irak’ın iç dinamiklerinin doğru bilinmesi ve uluslararası konjonktürün doğru okunması geliyor.

Irak’taki aşiretler

Bu bağlamda, Irak’taki aşiret olgusu ile ülkenin etnik yapısı, dinsel ve mezhepsel bileşimi önemli unsurlar. Unutulmamalı ki, Irak’ta Şii ve Sünni mezheplerine mensup büyük Müslüman kitlenin yanı sıra kadim Arap Hıristiyan kiliselerine mensup genişçe bir dini azınlık ile başta Ezidiler olmak üzere farklı dinsel topluluklar da mevcut. Irak’taki tüm dini grupların ülke içinde gelişigüzel dağılmış, birçok yerde iç içe geçmiş kutsal mekânları bulunuyor. Keza Irak’ın ağırlıklı olarak Araplar, Kürtler ve Türkmenlerden oluşan ve Asuriler, Şabekler gibi daha küçük azınlıkları da içeren demografik yapısı ne mezhepsel olarak ne de coğrafi açıdan homojen bir yapı ortaya koyuyor.

Aşiret aynı, inanç farklı

Örneğin, Irak’ta büyük bir Müslüman aşiretin Kuzey’de yaşayan kolu Sünni iken, aynı aşiretin Güney’deki kolu Şii olabiliyor. Aynı şekilde Irak’ın kurucu unsurlarından biri olan Türkmen halkının da yüzde 60’ı aşan bir bölümü Şii, gerisi Sünni. Yine fazla konuşulmayan ama bilinmesinde yarar olan bir gerçek, İran’daki ana Şii ekolü olan Meşhed ve Kum’un teolojik öğretileriyle, Irak Şii ekolünün merkezleri olan ve ‘Havza’ olarak bilinen Kerbela ve Necef öğretilerinin belirgin ayrılıklar gösterdiği. Bu ayrılıklar sadece İran ile Irak Şiilikleri arasında ciddi bir rekabet yaratmakla kalmayıp, iki ülke arasında da özgün farklılıklar ortaya çıkartıyor. Dolayısıyla, Irak Şiiliğinin sırf mezhepdaşlık nedeniyle İran’ın siyasi vesayeti altında olduğunu söylemek olsa olsa, ya konuları bilmemekten, ya önyargılı bir mezhep anlayışına sahip olmaktan ya da bilinçli bir algı oluşturma amacından kaynaklanıyor.

İran-Irak savaşını hatırlayın

İran ile Irak arasındaki bu özgün durumun en somut örneği, 1980-1988 arasında süren ve Irak halkını aralarında hiçbir mezhepsel ve etnik ayrım olmaksızın İran’a karşı birleştiren İran-Irak savaşıdır. Kaldı ki, İran’ın dış politikasının da körü körüne mezhep ya da ideoloji temelinde duygusal bağlılıklara göre değil, ülkenin orta ve uzun vadeli ulusal çıkarları doğrultusunda belirlenen pragmatik yaklaşımlarla yürütüldüğü bir gerçek. Buna somut örnek vermek gerekirse, İran’ın Şii Azerbaycan Cumhuriyeti’ne karşı Ermenistan Cumhuriyeti ile stratejik işbirliği yapması, anayasına göre bir ‘İslam Cumhuriyeti’ olmasına rağmen, Kuzey Kafkasya’daki ve Hazer Denizi çevresindeki radikal İslami oluşumlara karşı Rusya Federasyonu ile sergilediği akdi işbirliği kaydedilebilir. Tahran’ın, dışa karşı hâlâ ‘Büyük Şeytan’ retoriğiyle andığı ABD ile Afganistan’da başlayan, Körfez güvenliğinden geçerek, bölgede IŞİD’le mücadele dahil, çeşitli alanlarda duraksız devam eden örtülü işbirliği de bu pragmatik dış politikanın bir başka somut örneğini oluşturuyor.

Musul konusundaki hata

Hükümetin Irak ve kendi Suriye politikasından kaynaklandığı kuşkusuz olan Musul konusundaki en büyük hatası, Türkiye’yi Sünni kimliğiyle öne çıkararak, sahaya mezhep kartıyla çıkmaya çalışması ve bu kartla ‘masaya’ oturma hesabına girmesi oldu. Kısa ya da orta vadede bu kartla masaya oturulabilse bile, bunun uzun vadede ne Arap dünyasında ne uluslararası alanda Türkiye’ye kalıcı bir avantaj sağlaması beklenmemeli. Yakın bir geçmişe kadar laik yapısının ürünü seküler dış politikayla bölgede saygınlık ve nüfuz kazanmış olan Türkiye, politikalarını Şia karşıtı söylem ve siyasetlere yönlendirmek ve Yeni Osmanlıcı yaklaşımları dillendirmekle Ortadoğu’daki nazım rolünü kaybetti, bölgenin tüm aktörleriyle eşit mesafede durma ve bunların tümü üzerinde etki sahibi olma olanaklarından mahrum kaldı. Bu tutumun devam etmesi halinde işin Ortadoğu’dan da öteye taşarak bugüne kadar ‘iki devlet bir millet’ söylemiyle birbirimize bağlı olduğumuz kardeş Şii Azerbaycan halkını da incitme noktasına kadar gideceği gözden uzak tutulmamalı.

Mezhep odaklı anlayışın Türk dış politikasında ağırlık kazandığı 2009’dan bugüne kadar gelen süreç içinde Türkiye sadece Bağdat merkezi yönetimi ile ilişkisini kopartmakla kalmadı; Irak ile ilişkilerde kendisi için çok önemli bir koz olabilecek Şii Türkmenlerle de arasını açtı. Bu tutum Türkmenlerin kendi aralarındaki ilişkileri ve bunun sonucunda Irak parlamentosundaki temsil düzeylerini de etkiledi, sandalye kaybına uğramalarına neden oldu. Oysa Türkiye’nin olaylara mezhep gözlüğünü takmadan baktığı zamanlarda Şii listelerinden meclise giren Şii Türkmenlerle, kendi listelerinden giren Sünni Türkmenler, Türkmen kimliğinin anayasal temelde tanınması amacıyla meclis içinde ortak faaliyet yürütebiliyorlardı. Irak Türkmen Cephesi’nin yanı sıra Şii Türkmenlerin önemli liderleri de Türkiye’ye gelip gitmekte, Türkmen kimliğinin Irak’ta öne çıkarılması ve Türkmenlerin korunması alanında ortak bir siyasi platform oluşturabilmekte idiler. Bu siyasi ortam haliyle Irak meclisinde ve halkın gözünde güvenilir bir Türkiye resmi yansıtıyordu. Bu süreç sürdürülebilseydi, Türkiye’nin kendi Irak politikasını Tahran karşısında daha etkin bir şekilde hayata geçirebileceği bir zemin de elde edilmiş olacaktı. Türkiye’nin mezhepler üstü yaklaşımı, Sünni Türkmenlerin ve Irak’ın Sünni Arap halkının da toplumsal konumlarını güçlendiriyordu.

Toprak iddiası

Türkiye’nin Irak ve Musul politikalarındaki bir diğer hatası, Arap dünyasını da bir bütün olarak karşımıza alacak şekilde Lozan, Misak-ı Milli, sınır ve yüzölçümü söylemleriyle Irak’a ait topraklar üzerinde bir sahiplik iddiası olduğu izlenimine yol açmış olması. Medyanın büyük bir bölümünün de hamasi ve duygusal bir yaklaşımla körüklediği bu eğilim, BM üyesi bir ülkenin toprak bütünlüğüne ‘göz dikme’ olarak algılanıyor ve Türkiye’nin haklı olduğu zeminlerde dahi dışlanmasına yol açıyor.

İçinde yaşadığımız sınırsız iletişim çağında iç politikaya göre biçilmiş söylemlerin uluslararası kamuoyunda somut eylemler gibi algılandığı hatırdan çıkarılmamalı. Bu bağlamda, ne devletler hukukunda ne de uluslararası ilişkilerde yeri olan ‘gönül coğrafyası’ türü sözlerin Türkiye’nin sadece Batı kamuoyundaki değil, Arap sokağındaki konumuna da zarar verdiği görülmeli.

Ulusal çıkarlar için

Yanlış siyaset ve uygulamalar sonucunda 2009’dan bu yana geldiğimiz aşamada Türkiye’nin bugün sergilediği kimlikle sahada yer almasının kısa ve orta vadede kendi istikrarını ve bütünlüğünü tehlikeye sokabilecek bir yola evrilmesi olasılığı ciddi şekilde hesaplanmalı ve sahaya intikal bu kayıtla değerlendirilmeli. Ayrıca, diğer aktörlerin neredeyse tümünün, Türkiye’nin Sünni güç kimliğiyle sahaya çıkmasının alandaki dengeleri bozacağı endişesiyle bunu engellemek için her türlü çabayı sarf edecekleri de gözden uzak tutulmamalı. Buna karşılık, Irak’ın siyasi birliği, toprak bütünlüğü ve egemenliği konularındaki çalışmaların her aşamasında Türkiye’nin devrede bulunması, söz sahibi olması, masada yer alması ulusal çıkarlarımızın gereği. Türkiye’nin Irak’ın sınırlarını değiştirecek her girişime karşı tutum alması da yine uzun vadeli çıkarlarımızın dikte ettiği bir zaruret.

Diyalog kurulmalı

Bulunduğumuz noktada Türkiye, Bağdat ile inatlaşmanın son bulması için, gerekirse üçüncü ülkeler kanalıyla da güçlendirilecek bir diyalog mekanizması geliştirmeli. Bu çerçevede, ‘sütten çıkmış ak kaşık’ olmadığı bilinen Bağdat’taki siyasi liderliğin de uyarılması olanakları oluşturulmalı. Irak ile aramızdaki ihtilaf konuları ikili planda, soğukkanlı yaklaşımlarla gerçekçi bir şekilde belirlenmeli, ortak bir vizyonla iki ülke tarafından bunların asgariye indirilmesine yönelik iyi niyetli bir süreç başlatılmalı.

Seküler dış politika

Rasyonel bir düşüncenin ürünü olan ve bugüne kadar devletimizi bölgedeki tüm ülkelerden farklı kılmış bulunan ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ ilkesine yeniden işlerlik kazandırılması ve seküler dış politikaya ağırlık verilmesi yoluyla bütün bunların gerçekleştirilmesi mümkün. Bu alanda başarı sağlanması ve Türkiye ile Irak’ın yeniden birlikte hareket edebilmesi, IŞİD’e karşı sürdürülen mücadelenin başarıya ulaşması açısından her türlü uluslararası koalisyonun sağlayabileceğinden daha kesin ve kalıcı bir çözüm getirebilecektir.

Yazarın Son Yazıları

2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Programda işçinin adı yok - Engin Ünsal

CHP 39. Olağan Kurultayı’nda tüzük değişikliği yaptı ve iktidar programını kabul etti.

Devamını Oku
17.12.2025
Yargı öyküleri - Ziya Yergök

Yıllar önce, 5 Ocak 1982’de Çetin Altan’ın Milliyet gazetesindeki “Şeytanın gör dediği” adlı köşesinde “Eski (Mahkeme Koridorları) sütununa özlem” başlıklı yazısında yer alan, bir ceza avukatının “Oturum” adlı anı kitabından alıntılanmış ilginç bir yargı öyküsüne değinmek istiyorum.

Devamını Oku
17.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025
Bu çığlığı duyun! - Mustafa Gazalcı

MESEM, Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözde mesleki teknik eğitim merkezleri uygulaması.

Devamını Oku
16.12.2025
ABD’nin esnek realist stratejisi - Nejat Eslen

11 Eylül’ün hemen sonrasında ABD, tek kutuplu dünya düzeninin verdiği cesaretle küresel egemen güç olmanın hayallerini kuruyordu.

Devamını Oku
16.12.2025
Çağdaşlık yolunda bir ömür - Hüseyin Karataş

Çağdaşlık eksikliğine ve dokunulmazlara dokunan sevgili hocam Prof. Dr. Türkan Saylan...

Devamını Oku
13.12.2025
Geleceğin savaş alanı, Türkiye ve Karadeniz - Doğu Silahçıoğlu

“Erken Cumhuriyet dönemi”nde (1923-1938) savunma sanayisindeki gelişmeler Türkiye’yi; başta uçak olmak üzere harp silah araç gereçlerinde dış satım yapan bir ülke konumuna getirmişti.

Devamını Oku
12.12.2025
Gençlik MESEM’den büyüktür - Kaan Eroğuz

AKP iktidarı tarafından 2016 yılında örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınan mesleki eğitim merkezleri (MESEM), çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasında ve “kurumsallaşmasında” kritik bir rol oynuyor

Devamını Oku
12.12.2025
İnsan onuru ve demokrasi - Ayşe Atalay

TDK sözlüğünde “onur” kavramı insanın kendisine karşı duyduğu saygı olarak tanımlanıyor.

Devamını Oku
11.12.2025
Komisyonda emekçinin adı yok - Şükrü Karaman

Milyonlarca emekçinin yeni ücrete ilişkin alacağı kararı merakla beklediği Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarına yarın başlayacak.

Devamını Oku
11.12.2025
Karadeniz’de neler oluyor? - Can Erenoğlu

Dünyanın en güvenli ve istikrarlı denizi Karadeniz dünyanın en tehlikeli deniz alanına mı dönüştürülüyor?

Devamını Oku
10.12.2025
Gelir adaletsizliği tırmanıyor! - Devrim Onur Erdağ

Türkiye'de emeğin değeri uzun zamandır siyaset meydanında sıkça dile getirilen bir konu.

Devamını Oku
10.12.2025
Erdoğan’ın 2005’teki hayalleri - Kadir Serkan Selçuk

Yıl 2005. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönem henüz el konmamış olan Sabah gazetesinin 20. kuruluş yıldönümü için gazeteye bir yazı yazmıştı.

Devamını Oku
09.12.2025
Yeni feodal çağ ve dijital baronluk - Doğan Sevimbike

Yanis Varoufakis’in No Kings Means No Barons başlıklı yazısı, çağımızın ekonomik ve siyasal düzenini “yeni bir feodalizm” olarak niteliyor.

Devamını Oku
09.12.2025
Terörist başının ayağına gitmek... - Hatice Topçu

Ulus devletler; tarih bilinci, ortak coğrafya ve dil birliğine dayanır.

Devamını Oku
08.12.2025
‘Kırkyama’ siyaset… - Prof. Dr. Utku Yapıcı

Türk siyasetinde son yıllardaki en ilginç gelişme siyasi kimlikler düzleminde yaşanıyor.

Devamını Oku
08.12.2025
Çocuklarımız artık kimsesiz mi? - Özgür Hüseyin Akış

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında söylenmiş bir cümle hâlâ kulaklarımızda çınlar:

Devamını Oku
07.12.2025