Olaylar Ve Görüşler

Türkiye-ABD İlişkilerinde Gidiş Nasıl Değişebilir? - Uluç ÖZÜLKER

06 Mayıs 2021 Perşembe

Türkiye-ABD ilişkileri Başkan Trump döneminde zor bir sürece girmişti. Bunda Başkan Trump’ın temel politik yaklaşımındaki katı neo-con (yeni muhafazakâr) felsefe önemli bir rol oynamaktaydı. Basit tarifiyle, 1935te New York City Kolejinde hayat bulan bu felsefenin temelinde, ABDnin çıkarlarının her şeyden önde geldiği ve bunu sağlamak için her yolun mubah olduğu anlayışı yatmaktaydı.

Güçlü silahlı kuvvete sahip olmak bu hedefe varmanın ana unsuruydu. Trump’ın seçilmesinden hemen sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu açış konuşmasına ABD ve ötekiler” diye başlaması bu anlayışın açık göstergesiydi.

Trump Türkiyeye yaklaşımında da bu felsefeyi uygulamıştır. Örneğin Rahip Brunson’ın iadesi olayında Türkiye ile ilişkiyi kolaylıkla ikinci plana itebilmiştir. Kongre ve Pentagonun Trump üzerindeki baskısının Türkiye ile ilişkilerin oluşturulmasında ayrıca zorlayıcı rol oynadığı da gerçektir.

TEAMÜLLERİ İHMAL ETTİ

Biden’ın başkan seçilmesinin durumu değiştirmek bir yana, daha da zorlaştırdığı görülmektedir. Üstelik, her şeye rağmen, Trump döneminde Cumhurbaşkanımızla kişisel düzeyde var olan, karşılıklı sempatiye bağlı olarak sürdürülebilen diyalog da sıkıntıya girmiştir. Biden’ın daha seçilmeden ülkemiz hakkında yaptığı değerlendirmeler aslında bunun habercisidir.

Biden Aralık 2019da New York Times gazetesine verdiği röportajda, mealen, Türkiyede iktidardan memnun olmadığını ve seçimlerde muhalefeti destekleyeceğini dile getirebilecek kadar ileri gidebilmiştir. Seçildikten sonra da ilişkilerini artık kişisel bazda değil kurumsal düzeyde sürdüreceğini, bu bağlamda Avrupa Birliği ile işbirliği halinde Türkiyeyi zorlayacağını söyleyebilmiştir.

Dışişleri Bakanı Blinken da, NATOnun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiyeyi sözde müttefik şeklinde tanımlayabilmiştir. Biden, baş düşman olarak değerlendirdiği Rusya ile yakın ilişkisi dolayısıyla Türkiyeyi suçlayabilmiştir. Başkanların seçildikten sonra ilk temaslarını NATO müttefikleriyle gerçekleştirme teamülünü Türkiye konusunda ihmal edebilmiştir. Örnekler çoğaltılabilir.

Son olarak da sözde Ermeni soykırımı konusunda yaptığı, hukuki geçerliliği ve haklılığı bulunmayan, tümüyle siyasi açıklamasıyla niyeti hakkında her türlü tereddüdü ortadan kaldırmıştır. Bunu yaparken 14 Haziran 2021 günü yapılacak NATO zirvesinde gerçekleşecek ikili görüşmede Türkiyeye farklı bir tutum sergileyebileceğine dair açılımda da bulunabilmiştir. Bu hususta ABD yetkililerinden de yatıştırıcı benzer değerlendirmeler gelmiştir.

BEKLENTİ YARATMAZ

Kanımca bu gidişat, Türkiye-ABD ilişkilerinde olumlu gelişme beklenmesi umudu yaratacak nitelikte değildir. ABD, bir bölümü Türkiyenin hayati çıkarlarını içeren mevcut sorunlar yumağında egosunu aşamamakta ve sadece emperyal çıkarlarıyla hareket etmektedir. Önümüzdeki dönemde farklı bir tutum sergileyebileceğine dair bir işaret de yoktur. Halen ABD ile gündem oluşturan, şimdi sayacağım sorunlara bakıldığında bu savımın nedeni daha net anlaşılabilecektir.

Mevcut sorunlar yumağı şöyledir: Fırat’ın doğusunda PKK-YPG-PYD sorunu, 15 Temmuz 2016 kalkışmasında ABDnin rolü ve FETÖ’nün iadesi sorunu, Halkbank sorunu, S-400 ve yaptırımlar sorunu, F-35 uçakları ile ilgili olarak Türkiyenin dışlanması sorunu, ABDnin Yunanistan’ı silahlandırması ve Türkiyeyi kuşatması sorunu, Kıbrıs sorunu, sözde soykırım ve başkanın açıklamasından sonra oluşabilecek gelişmeler sorunu, Karadenizdeki gelişmeler ve Ukrayna sorunu, Doğu Akdenizdeki yaklaşım sorunu, İran politikasının Türkiye açısından yarattığı sorunlar, Filistin ve Kudüs sorunu, Rus doğalgazının Avrupaya ulaşması sorunu.

KAYBETMEKLE EŞDEĞER

14 Haziran toplantısında ABDnin, bugüne kadar ısrarla sürdürdüğü politikasından geri adım atabileceği hususunda ümitli bir beklenti içinde olunabileceğini gösteren bir gelişme mevcut değildir. Aslında ABDnin bu politikasının hedefinde, palazlanan ve hak ve hukuk kapsamında çıkarlarını savunmaya başlayan Türkiyeyi kendi deyimiyle biat etmeye zorlama saiki yatmaktadır.

Ancak 21. yüzyılda bu beklenti demode kalmıştır. Biat etmeyen Türkiyeye yaptırımlarla sonuç almaya çalışmak kanımca Türkiyeyi kaybetmekle eşdeğerdedir. Halen Türk kamuoyunda ABDye olan güven duygusunun iyice gerilediği görülmektedir. Son kamuoyu araştırmaları bunun yüzde 85lere kadar çıktığını göstermektedir. ABDnin yaklaşımında bu hususu da dikkate almasında yarar bulunmaktadır.

ULUÇ ÖZÜLKER

EMEKLİ BÜYÜKELÇİ 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları