Önce Silahlar Çöpe

18 Kasım 2014 Salı

Açılım Süreci lafı artık bezdirdi. İnsanların da durmadan bu sihirli sözcüklerin arkasına yığınak yapmaları yok mu?! Tamam, hangisi olursa olsun, bir iktidarın ülkedeki kanlı savaşı, ayrılıkçı terörist saldırıları durdurmak için görüşmeler yapması doğaldır. Kimse bundan kaçamaz. Balyoz’un yeniden başlayan yargılamasının ilk duruşmasında, özgürlüklerine kavuşan pek çok subayın, silahla bir sonuca varmanın olanaksızlığı üzerinde durmasını ilgiyle dinledim. Ülkenin birliğini ve esenliğini bir şekilde sağlamak gerekir.
Açılım/Çözüm Süreci’nde bugüne kadar aslında neredeyse sıfır kilometre yol alındığı ortaya çıktı. Evet 6-7 Ekim ayaklanması bunu net gösterdi. Birbirlerini oyalayıp kandırıp durmuşlar! İki tarafın da birbirine güvenmediği, ortada bir güven eksikliğinin bulunduğu ortaya çıkmış! Bu da yeni fark edilmiş! Trajik ve komik bir durum var. Masada oturanların birer elleri silahlı ve arkalarına kıvrık. Diğer elleriyle de müzakere ediyorlar!
Kafaları bozulunca silahı doğrultup ateş ediyorlar! Ortalık kan revan, 50 ölü! Ama müzakerelere devam... Gerçi görüşmekten başka çareleri de yok.

Üç odak ile görüşme olmaz
Ama görüşmelerin mantığı hatalı ve sağlığı baştan bozuk. Düşünün: Masanın bir yanında hükümet ve adamları... Karşı tarafta ise 3 muhatap var. Öcalan, Kandil ve HDP! Hepsinin de “bütünleşik” gibi görünen, ama ayrı ayrı politikaları - söylemleri var. Biri bir şey, diğeri başka şey söylüyor, öbürü de sürekli tehdit ediyor. Bazen hepsi tehditkâr. Ama İmralı, hükümetin sigortası gibi. Hemen devreye sokuyor onu... Ruşen Çakır, şuna benzer bir şey dedi: Öcalan bazen çeşitli güçleri birbiriyle rekabete sürükler, çatıştırır ve oradan bir sentez çıkartarak hepsinin üzerinde denetimi elinde tutar...
Hükümetin karşısında tek muhatap olmalı. Bu Öcalan’sa Öcalan! Şüphesiz, sivil siyaset açısından HDP’nin tek yetkili kılınması en doğrusu olabilir. Kandil’in, silahlı bir güç olarak, tamamen görüşmelerin dışında bırakılması ise en doğrulardan biridir.
Demek istediğim şu: Hükümet müzakere muhatabının kim olduğunu belirleme ve diğerlerini devre dışı bırakma başarısını bile gösteremedi. Sadece Öcalan’ı fren unsuru olarak kullanıyor.
İmralı’daki dinamiklerle Kandil’deki ve Türkiye’de legal siyaset yapmaya çalışan HDP’nin dinamikleri farklı. Bu dinamikler birbiriyle çatışabilirler. Aralarında, işin doğası gereği liderlik çatışmaları bile olabilir. Veya, silahı elinde tutan hepsini güdebilir...

Üçüncü göz bizleriz
Bu konularda hepimiz bir şeyler söylemeliyiz. Biz halkız, üçüncü göz bizleriz. Alınacak kararlar hepimizi ilgilendiriyor. Bu nedenle kesin ve tam saydamlık istiyoruz...
Çözüm sürecini tapınak haline getiren bazıları, masada silahlar çekildiğinde, çözüm sürecine karşı olanların çok sevindiğini söylüyor. Onları sevindirmemek için çözüm süreci devam etmeli gibi absürd bile denemeyecek zırvalıklar döktürüyorlar. Bazıları çok daha ileri giderek, çözüme karşı olanların görüşmelere fesat soktuğunu ve ortalığı karıştırdığını, hatta yaşanan son cinayetlerde bunların parmağı bile olabileceğini ileri sürüyor. Onlara sadece “kafayı sıyırmışlar” diyebilirim... Önlerinde olan bitenleri çıplak gözle bile göremeyenlerin topluma katkısı ne olabilir?..
Üçüncü bir taraf, göz var, evet: Millet... Merakla bekliyor, ne üretecekler diye... Canımızdan mı koparacaklar, yoksa canımıza can mı katacaklar?.. Bu kadar basit.
Hükümetin başaramadığı çok önemli başka bir şey daha var: Silahı bıraktırmak... Kürt tarafının elinde silah olduğu sürece, o masadan bir şey çıkmaz. Ne kadar görüşürseniz görüşün... En azından bu ülke, bu millet yararına bir şey çıkmaz.
Başbakan Yardımcısı, Cumhurbaşkanı’nın en has adamı Yalçın Akdoğan bütün ipleri eline aldı. Hükümette alayıvala ile ilan edilen ‘çözüm komitesi’ yeni kuruldu ki, sözcüsü Arınç tasfiye edildi. Kaçak Saray’ın ‘israf’ olduğu yolundaki sözleri, Arınç’a erken tasfiye getirmiş olabilir.

Silahlar altında da anlaşma olmaz
Yalçın Akdoğan ve Kürt muhatapları iki kez görüştüler.
Ama görüşmelerde yine bir elleri silahlı... Akdoğan’ın ‘kamu düzeni’ açıklaması elbetteki doğru. Ama çözüm eskisi gibi yine silahların gölgesinde, tehditler altında başladı. Değişen bir şey yok!
Masa yeniden, bence sıfırdan kuruluyor! Kandil yöneticileri dün “Kobani düşerse çözüm de biter” diyordu. Şimdi buna bir de “Afrin düşerse çözüm de biter”i eklediler. Afrin, biliyorsunuz, Kürtlerin Suriye’deki diğer kantonlarından birinin adı.
Tehdit üzerine tehdit... Afrin de Kobani de Suriye toprakları... Türkiye girecek ve Kobani’yi de Afrin’i de ve üçüncü kanton Cizire’yi de IŞİD’den koruyacak veya kurtaracak ve PKK’ye teslim edecek. Görüşme şartı neredeyse buraya getiriliyor! Orada, yani genel adı Rojava olan bölgede bir ‘Kürt devlet yapısı’ oluşturulacak. Türkiye sınırları ile Rojava arasındaki sınırlar da kaldırılacak...
Kandil yönetimi, bir de ABD arabulucu veya üçüncü taraf olsun görüşmelerde istedi.
Kürt tarafının en büyük müttefiki ABD. Ortadoğu’yu paramparça eden, mezhepleri, ülkeleri, etnisiteleri birbirine düşüren de ABD... Kürtleri, ABD’nin bu emperyalist parçala ve yönet politikası hiç ilgilendirmiyor.
Diyeceğim şu: Kürt Silahlı ve Siyasi Hareketi, silahları bırakmalı...
Gelin özgürce Kürt kimliği üzerine, bu ülkenin birliğine ve bütünlüğüne zarar vermeden neler yapılabilir, hep beraber milletçe tartışma başlatalım. Silahların gölgesinde demokrasi hiç mi hiç olmaz.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları