Özdemir İnce

Derken merken Abdullah Gül

05 Aralık 2021 Pazar

“Eniştenin öpmesi” için bayram ve seyran vakti geldi galiba: Siyasetin Karagöz perdesine emekli cumhurbaşkanı Abdullah Gül getirildi. Belki de kendisi geldi, pusuda beklemekteydi. Olabilir! Bir perde, bir Karagöz, bir Karagözcü olabilir ama gösteri salonunun sahibi başkaları.

2014 yılının 22, 23, 24, 25 ve 29 Nisan günlerine gidelim: Kısa süren Aydınlık gazetesi durağımda “İkisi de Cumhurbaşkanı olamaz, olmamalı” başlıklı beş yazı yayımlamıştım. “İkisi” R.T. Erdoğan ile Abdullah Gül idi. “Olamazlık”larının, “Olmamalı”larının gerekçesi İslamcı sicilleri, Cumhuriyet ve devrimlerine karşı duruşları idi. R.T. Erdoğan’ın başbakan ve cumhurbaşkanı olmasının sonuçlarını hep birlikte yaşadık ve yaşamaktayız. Abdullah Gül’ün de bir Cumhuriyet cumhurbaşkanı ol(a)madığına görev yaparken hep birlikte tanık olduk. Son günlerde Abdullah Gül’ün bir kez daha Cumhurbaşkanlığı’na heveslendiği, heveslendirildiği fitnesi ortaya salındı. Bu nedenle 23 Nisan 2014 tarihinde yayımlanan ikinci yazımın bir bölümünü okumanıza sunuyorum:

***

İnsan hayatında 15-25 yaşları arası son derece önemlidir. Bu dönemde insanlar kişilik tezgâhında bir yandan dokunurlar bir yandan da kendi bezlerini dokurlar. Kendilerinin de itiraf ettikleri gibi, Abdullah Gül ile R.T. Erdoğan kumaşının dokumacısı, üstat ve mürşitleri N.F. Kısakürek’tir. Bu ikilinin Necip Fazıl’la ilişkisini Aydınlık’ta ayrıntılı olarak yazdım.

Necip Fazıl’ın Son Devrin Din Mazlumları (*) adlı kitabında hayranlıkla savunduğu II. Abdülhamit, Şeyh Said, İskilipli Atıf Hoca, Şeyh Esad Efendi (Menemen), Said Nursi, Süleyman Efendi ve Esseyid Abdülhakim Arvasi, Gül-Erdoğan ikilisinin de düşüncel ataları arasında yer almaktadır.

NECİP FAZIL VE CUMHURBAŞKANI GÜL (Aydınlık, 05.07.2012)

Devrim yasalarına karşı silah kuşandıklarını, sanki yanlarındaymışım gibi biliyorum. “Üstat ve mürşit”, hiç kuşkusuz, görüşmelerinde ve konferanslarında, devletten aldığı bursu Paris kumarhanelerinde nasıl yediğini anlatmıyordu. Necip Fazıl’ın özel internet sitesine girerseniz, neler anlattığını kendi gözlerinizle okur, kendi kulaklarınızla duyarsınız.                                                                        

Abdullah Gül, cumhurbaşkanı olarak, 4+4+4 yasası ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu bağlamında anayasanın ve devrim yasalarının hükümet tarafından ilga edilmesine neden göz yummuştur? Bunun için yüzeysel bir kazı yapalım:

Kuru deriden bal çıkarmıyorum! Tulum vıcık vıcık ıslak! Herkes tarihle, Cumhuriyetle yüzleştiğine, hesaplaştığına göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu zevkten neden mahrum kalsın?

1) 29 Ekim 1950 doğumlu ve 14 yaşından itibaren Büyük Doğucu Kısakürek’in müridi olan Abdullah Gül’ün 19 yaşında (1969’da) iki arkadaşıyla birlikte N.F. Kısakürek’e çektiği telgrafı okuyalım:

“İslam davasının zerre tavizsiz müdafii üstadımıza İslam davasının agora meydanlarında sağırların kulağını patlatacak gür seslilikte aksiyoneri Büyük Doğu gençliğinin ruh gıdası mecmuanızı tekrar çıkarışınızdan dolayı size minnettarlıklarımızı arz eder, hangi şartlar altında olursa olsun hal neyi icap ettirirse ettirsin, yüzde yüz emrinizde olduğumuzu bildirir, hürmetlerimizi sunarız. Yarın elbet bizim elbet bizimdir. Gün doğmuş gün batmış ebet bizimdir.” 

Bu telgraf metninden anlaşılacağı üzere Abdullah Gül, 1969 yılında, tam anlamıyla bir militan İslamcıdır. Mürşidi Necip Fazıl’ın izinde ve peşinde Cumhuriyet ve devrim karşıtıdır.

2) “Türkiye’de Cumhuriyet dönemi artık sona ermiştir. Laik sistemi kesinlikle değiştirmek istiyoruz.”

Bu cümle, İngiliz The Guardian gazetesinin 27 Kasım 1995 tarihli sayısında yayımlanmış. 1995 yılında TBMM Dışişleri Komisyon üyesi Abdullah Gül, gazeteyi tekzip etmiş ama söyleşiyi yapan gazeteci israrcı.

***

R.T. Erdoğan ve iktidarı, bilge Ahmet Necdet Sezer döneminde tebdil-i kıyafet yapıp pusuya yatmak zorunda kalmıştı. AKP’nin gerçek iktidarı 28 Ağustos 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasıyla başladı. Abdullah Gül görev döneminde Cumhuriyeti savunmak için hiçbir şey yapmadı, tam tersine başbakan R.T. Erdoğan’ın buyruk ve güdümüne girdi. Abdullah Gül, hiçbir zaman demokrat ve cumhuriyetçi olmadı. Günümüz Türkiyesi’nin ona ihtiyacı yoktur. Onurunu korumak istiyorsa, ortaya çıkıp “fitne tezgâhı”na son vermelidir.


(*) Büyük Doğu Yayınları



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları