Öztin Akgüç

Dış ekonomi politikaları etkileşimi

09 Eylül 2020 Çarşamba

Dış politika, ekonomi politikasından bağımsız değildir. İktisat terminolojisi ile ekonomi politikası bağımsız, dış politika bağımlı değişkendir. İzlenen ekonomi politikası, dış politikayı yönlendirir. Bağımsız dış politika, ancak bağımsızlık amaçlayan ekonomi politikası üzerine oturur. Dışarıya hem finansal hem de stratejik girdilerin sağlanması açısından bağımlı bir ülke, zaman zaman kükrese de bağımsız dış politika izleyemez. Emperyal güçler ekonomiyi yönlendirdiği gibi, dış politikayı da yönlendirirler. 

Bağımsız dış politika için izlenecek ekonomi politikasının ana hatları: kaynakların verimli kullanılması için planlama, ithal ikamesi stratejisi ile temel girdilerin yurtiçinde üretilmesi, devletin kamu yararına ençoklamak amacıyla, üretici ve düzenleyici olarak görev alması, dış borçlanmanın yatırım amacıyla sınırlı tutulması, kalkınmanın olabildiğince iç kaynaklarla fonlanması olmalıdır. Yabancı sermaye teşviki, serbest ticaret, neo-liberal para politikası, dış borçlanma ile kalkınmış tam bağımsız bir ülke tarihte yoktur. Yabancı emperyal güçler, yerli sesyayarları aracılığıyla da serbest dış ticaret, kontrollerin kaldırılması, yabancı sermaye teşviki, özelleştirme, üretim yerine ithal etme, borçlanarak fonlama gibi telkinleriyle de ülkenin üretim gücünü azaltarak dışa bağımlılığını artırırlar. 

Dışa bağımlılık, dış güçler güdümünde politika izlenmesi, Osmanlı Devleti örneğinde olduğu gibi başarısızlıkla, siyasi yıkıntı ile sonuçlanır. Osmanlı Devleti’nin XIX’uncu yüzyılın ikinci yarısında hızla çöküşünde, emperyal güçlerin telkinleriyle dış borçlanma da etkili olmuştur. Dönemin emperyal gücü İngiltere, borçlandırarak kendi yönetiminde bir merkez bankası kurdurarak Osmanlı Devleti’ni kontrol altına almayı planlamıştır. 1855 Kırım Savaşı’ndan sonra Osmanlı’nın Batı finansal pazarlarından yüksek faizle borçlanmasıyla başlayan süreç, kısa sürede devletin borç ödeyemez duruma düşmesiyle sonuçlanmıştır. 1875 yılında dış ve iç borçların ödenmesini durdurmak zorunda kalan devlet, borç ödemek için bazı gelir kalemlerinin toplanmasını, idaresini, yabancı bir banka olan Osmanlı Bankası’na bırakmak zorunda kalmıştır. İngiltere de devletin mali müzayaka, güç duruma düşmesinden yararlanarak 1878 yılında Osmanlı Devleti’ne yardım ve koruma alalamasıyla Kıbrıs üzerine oturmuştur. Devlet, 1881 yılında çıkardığı Muharrem Kararnamesi ile borç ödemelerine tahsis edilen gelirleri alacaklılar lehine yönetmek üzere Düyunu Umumiye İdaresi kurulmuş; devlet, dış onay almadan bütçesini dahi düzenleyemez duruma düşmüştür. Bu gelişmelerin olduğu dönemde padişah II. Abdülhamit’tir. 

Cumhuriyet hükümetleri, dış borçlanmanın siyasal ve ekonomik sonuçlarını, vahametini bildiklerinden; denk bütçe, dolanıma para çıkarmama, dış dengeyi koruma, dış borçlanmadan kaçınma politikası izlemişlerdir. 1933 yılında, ithal edilen malları yurtiçinde üretme, milli sanayiyi oluşturma, sınayileşmeyi yurt düzeyine yayma amaçlı, her açıdan dengeli Birinci Sanayi Planı’nı uygulamaya koymuş, başarı ile uygulamışlardır. 1928-9 dünya büyük ekonomik krizi, ardından II. Dünya Savaşı hazırlıkları, altı yıl süren savaşın getirdiği kısıtlamalar, ülkenin kalkınmasını sınırlayan dış etkenler olduğu gibi, topluma yükler de getirmiştir. Çok partili siyasal yaşama geçildikten sonra, çekilen sıkıntıların amacı ve nedenleri göz ardı edilerek, DP tarafından her açıdan istismar edilerek siyasal rant sağlamıştır. 1950 sonrası ithalatta genişleme, savaş yıllarında biriktirilen dış rezervin kısa sürede tüketilmesi, izlenen enflasyonist politika sonucunda ülke, tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birine girmiştir. Ekonomi, 1960 sonrası yeniden dengelenmeye başlanmış, uygulamaya konulan I. Beş Yıllık Kalkınma Planı ile yıllık ortalama yüzde 7 dolayında büyüme hızına ulaşılmış, enflasyon bir ölçüde kontrol altına alınmıştır. İsmet Paşa hükümetlerinden sonra plan uygulaması bir ölçüde savsaklanmış, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası emperyal güçlerin ciddi ambargo, yaptırım uygulamaları ekonomide sıkıntılar yaratmıştır. Yaptırımlar, ülke dışında mal varlıkları olmadığından, ithalat güçlükleri yaratılması yoluyla olmuştur. Ecevit hükümeti bir yandan açılan akreditifleri öderken, öte yandan yeni  akreditif açmak için kuvertür tesisi, peşin ödeme yapmak zorunda bırakılması, ülkede ithal malları kıtlığı yaratmış, kuyrukların oluşma ve uzamasına yol açmıştır. Yaratılan ithal güçlüklerine ilaveten, emperyal güçlerin yerli uzantılarının vurgunsal amaçlı stoklama politikaları da ekonomik sıkıntıları artırmış, politika değişikliği için uygun ortam yaratılmıştır. 

24 Ocak 1980 Kararları ile, emperyal güçlerin önerdikleri şekilde finansal liberalizim, yabancı sermaye teşviki, dış borçlanma, kontrollerin kaldırılması, devletin küçültülmesi gibi uygulamalar, emperyal güçlerin ülke üzerinde etkinliğini artırmıştır. Ekonominin yabancı güçlerin güdümüne girmesinin bir sonucu olarak da siyasal İslamın iktidara getirilmesi süreci başlatılmıştır. IMF telkiniyle, ekonominin enflasyonu düşürme alalamasıyla krize sokulmasıyla, siyasal İslamın iktidara getirilmesi sağlanmıştır. 

Üretim gücü azalan, dış borcu artan, tarım ürünleri dahil ekonomi için stratejik girdileri dışarıdan sağlamak zorunda olan Türkiye, zaman zaman çıkışlar yapsa da tam bağımsız dış politika izleyemez. Bağımsız dış politika için ekonomi politikasının, ekonominin yapısının, ekonomi yönetiminin değişmesi gerekir.


Yazarın Son Yazıları

Peçenin ardını görmek 19 Ağustos 2020
CHP’li olabilmek 12 Ağustos 2020
Kriz derinleşiyor 22 Temmuz 2020
Kriz derinleşiyor 15 Temmuz 2020
Ekonomik sistem 8 Temmuz 2020
Ne hakla 1 Temmuz 2020
İnsana saygı 10 Haziran 2020