Türkçülüğün son esası, ‘asimilasyon’ mu?

17 Ocak 2018 Çarşamba

Konda Araştırma Şirketi müdürü Bekir Ağırdır önceki gün Hürriyet’ten İpek Özbey’le söyleşisinde üç partinin baraj problemine sahip olduğunu söyledi. MHP, İYİ Parti ve HDP bu partiler. Bunların ilk ikisi bağlamında perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğunu hesap ederek yol tutmuş bir siyasi şahsiyet de Devlet Bahçeli.
Geçen hafta, Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi partisinin aday göstermeyeceğini ve AKP “Reis”i Erdoğan’ı destekleyeceklerini açıklayan Bahçeli, bir anlamda “Başbuğ”u “Reis”le ikame ettiği de söylenebilecek bu simgesel jestiyle MHP’yi silerken, siyasi kişilik olarak kendi silinme riskini bertaraf etmeyi hedeflemiş görünüyor.

***

1 Kasım 2015 tekrar-seçiminde, beş ay önceki 7 Haziran seçimlerinde aldığı oydan (yüzde 16.3’ten yüzde 11.9’a) dramatik düşüş paralelinde AKP’ye kaybettiği oylarla onu yeniden tek başına iktidar kılan MHP’de Bahçeli’nin gidecek yerinin neresi olacağı aslında o zamandan belliydi denilebilir. AKP idi bu yer...
MHP’de parti-içi tartışma, çekişme ve kırılma, nihayetinde ortaya İYİ Parti’yi çıkardı. Kimilerinin umduğunun aksine İYİ, yeni bir “merkez-sağ” çekim merkezi olmak hak getire, sağ seçmen bloku üzerinde sarsıcı bir etki dahi oluşturamadı. Ancak onun MHP’yi “yiyeceği”, gayet açık şekilde belli oldu.
İşte şimdi İYİ’nin MHP tabanında bir oy bölünmesi yaratmasıyla her iki partinin de yüzde 10 barajına takılma riski, anket tahminleriyle karşımızda.

***

Aslında Devlet Bahçeli’nin 1 Kasım’da MHP’yi terk edip AKP’ye giden seçmenin yolunu izlediği söylenebilir!..
7 Haziran seçimleri sonrasında Bahçeli hiçbir koalisyon seçeneğini ve teklifini uygun bulmayıp adeta tekrar-seçimin önünü açtığında bir bakıma bindiği dalı kesti.
Çünkü özellikle taşrada AKP seçmeniyle muazzam geçişlilik içindeki MHP tabanı, bıçak kemiğe dayanmış bir sabırsızlıkla iktidar istiyordu. Bahçeli hükümet ortaklığına yanaşmayınca onların hayal kırıklığı büyük oldu. Aynı kültürel-ideolojik mayadan hısım-akrabaları yıllardır AKP’li olduğu için iktidar nimetlerinden ha bire yararlanırken hâlâ MHP’ye gönül vermeyi sürdürüp sürüm sürüm sürünen bu seçmen, “gayrı yeter” deyip gitti AKP’ye oy verdi tekrar-seçimde. (1 Kasım seçimleri öncesinde Orta Anadolu illerini arşınladığımda bu eğilimi çok net gözlemleme imkânı buldum.)
Dolayısıyla ilkin önemli bir seçmen kitlesi iktidara kaçtı MHP’de. Şimdi de Bahçeli, elbette Akşener’in yarattığı kötü hava koşullarının da etkisiyle sığınmakta iktidarın kanatları altına... 7 Haziran seçimleri sonrasından bugüne yaşananlar, Kürt coğrafyasının yangın yerine dönmesi ve tabii “15 Temmuz” da tuzu biberi bu “vuslat”ın...

***

MHP’nin (daha doğrusu Bahçeli’nin) AKP’ye bu yakınlaşmasını geçmişte Türkeş dönemindeki birtakım siyasi ittifaklarla aynı kefeye koyanlar var. Bence bu, ne 12 Eylül (1980) öncesinin “Milliyetçi Cephe”leriyle, ne de 1991’deki Refah Partisi ile MÇP arasındaki seçim ittifakıyla kıyaslanabilir bir durum. Onların hiçbirinde Türkeş’in MHP’si ( ve de MÇP’si) parti olarak kimliğinden ve “özgül”lüğünden bu ölçüde feragat etti.
Bugün ortada bir koalisyon, birleşme, hatta iki farklı “element”in kaynaşması, yani “füzyon” dahi yok.
Ortada “asimilasyon” var.
1960’ların sonundan itibaren sivil Türk milliyetçiliğine “ocak” olmuş MHP’nin, Erbakan’ın Milli Görüş İslamcılığından gelip post-İslamist bir dinbaz savrulmaya uğramış Erdoğan AKP’sine Bahçeli marifetiyle özümsetilmesi var.

***

MHP, Cumhuriyet döneminde sivil Türk milliyetçiliğinin içinde piştiği “ocak”.
Resmi Türk milliyetçiliğinin içinde piştiği “ocak”sa, malûm, Türk Ocakları’dır. Geç-Osmanlı döneminde orada bir siyasi ideal olarak benimsenip yaygınlaştırılmış Türk milliyetçiliği, ulus-devlet Cumhuriyet’le hayata geçti bu topraklarda. Ve milliyetçilik ideali, “Türkiye Cumhuriyeti” ile siyasi somutluk kazandığı için MHP’ye “sivil alan”da sadece Türk ulus-devletinin bekasını tehdit eden olgulara tepki kaldı; “komünist tehlike”, “bölücülük” gibi...
Türk Ocakları’nın savunduğu milliyetçilik, ulus-devlet Cumhuriyet’le resmiyetin inhisarına geçince Türk Ocakları tarihsel işlevini tamamlamıştır.
MHP’nin ideolojik tepkisellik olarak devletin bekasına tehditler karşısında savunduğu sivil Türk milliyetçiliği de artık AKP ve Erdoğan’ın inhisarında görünüyor.
Bu da sadece Bahçeli’nin mi, yoksa MHP’nin de mi tarihsel işlevini tamamlayıp kendini AKP’ye özümsettiği anlamına gelir acaba?..
Bunu tartışmak gerek.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları