Adalet duygusu...

Adalet duygusu...

28.04.1985 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Cezaevlerinde bugün binlerce kişi çıkarılacak bir af yasasını bekliyor. Böyle bir yasanın da çıkacağı biliniyor. Ama kimlerin ne ölçüde af kapsamı içine alınacağı, bugünden kestirilemiyor.

Çeşitli suçlardan mahkûm olup cezasını çeken ya da yargılanan binlerce sanık dururken, Bakanlar Kurulu döviz ve gümrük kaçakçılarının suçlarını bağışlamak için tasarılar hazırlıyor.

Bu başlı başına bir adaletsizlik değil midir?

Bu memlekette af bekleyenler yalnızca ve yalnızca akçeli suçlardan mahkûm olanlar ve yargılananlar mıdır? Kaçakçı hükümlü ve sanıklarına göz göre göre öncelik tanımanın ve ayrıcalık sağlamanın hukuk açısından savunulur ne gibi inandırıcı nedenleri bulunmaktadır?

Hazırlanacak bu af yasasına döviz ve gümrük kaçakçılığı suçları da sokulur, böylece bu hükümlü ve sanıklar da af bekleyen öteki yurttaşlar gibi özgürlüklerine kavuşurlar.

Kaçakçılık suçlarına tanınan bu ayrıcalık ve öncelik “adalet duygusu”nu incitmektedir.

Sayın Başbakan cezaevlerinde siyasal nitelikli davalar nedeniyle hapis yatanları görmezlikten gelip “cezaevlerinde siyasi tutuklu yoktur” yolunda açıklamalar yaptığı günlerde, demek ki, kaçakçılık suçlarının affı için emirler de vermektedir.

Azgelişmiş demokrasimiz açısından bu tutum içler acısı bir görüntüyü sergilemektedir.

“Pişmanlık Yasası” diye sunulan ve ihbarcı teröristin cezasından indirim sağlamayı öngören yasa tasarısı da aynı adaletsizliğin bir başka örneğini oluşturmaktadır. İtiraf eden sanıklara ceza indirimi sağlayan maddeler bugünkü hukuk sistemimizde de vardır. Bu bakımdan tasarı, bu yönü ile herhangi bir yenilik getirmiyor.

Burada “adalet duygusu” şu bakımdan zedeleniyor.

Tasarı, Ceza Yasası'nın 125, 131, 141, 142, 146 ve 163’üncü maddelerinden yargılananların bu suçları ihbar etmeleri halinde ceza indiriminden yararlanacaklarını öngörüyor.

İşin “püf noktası” da işte burada yatıyor.

12 Eylül öncesi terör eylemlerinden yargılanan silahlı sağ eylemciler, yasada yer alan maddeler uyarınca mahkûm edilmiş değillerdir. Bu nedenle silahlı sağ eylemcilere, bu yasa ile herhangi bir itiraf sağlamanın olanağı yoktur. Eldeki kararlar, bu durumda, yalnızca silahlı sol eylemcilerden gelecek ihbarların indirime yol açacağını göstermektedir.

Silahlı sağ örgütler, kimlerden emir alıyorlardı? Kimdi bu örgütlerin arkasındaki çete başı? Bunları “Pişmanlık Yasası” ile ortaya çıkarmak olası değildir. Çünkü, yasa “adi suça” böyle bir indirim sağlamıyor. Silahlı sağ eylemciler de Pişmanlık Yasası'nda yazılı maddeler uyarınca yargılanıp mahkûm olmadıkları için bu tasarı onları hiç ilgilendirmiyor...

Silahlı sağ eylemciler, siyasal nitelikli suçlar nedeniyle mahkûm olmadıklarından “kader kurbanları” için çıkarılacak bir af yasasından yararlanacaklardır.

Anayasa, siyasal nitelikli suçlar nedeniyle mahkûm olanların affedilmelerini engelleyici madde getirmiştir. Bu durumda, lise bahçesinin duvarına “sol slogan” yazmak ya da bildiri dağıtmak eylemi nedeniyle mahkûm olan bir genç, siyasal nitelikli suç nedeniyle mahkûm edildiğinden af yasasından yararlanamayacak, buna karşı, kahve tarayıp sekiz kişiyi öldüren silahlı sağ eylemci “adi suç” kapsamı içinde görülen adam öldürme suçundan mahkûm olduğu için aftan kolayca yararlanacaktır.

Böylesine bir adaletsizliğin insan vicdanını tedirgin etmemesi düşünülemez.

Eski türküdür bilirsiniz:

"Mahpushane çeşmesi yandan akıyor yandan / Mahpusluk bir şey değil ayrılık var bir yandan..."

Mahpusluk bir şey değil; böyle adaletsizlik var bir yandan....

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

İmam-Subay!

TBMM Milli Eğitim Komisyonu, harp okullarına giriş koşullarını düzenleyen yasa tasarısını görüşürken verilen bir değişiklik önergesi ile imam hatip okullarını bitirenlerin harp okullarına girişlerine engel olan madde değiştirilmiş.

Devamını Oku
22.01.1993
Petrol ve siyaset...

Son yıllarda yaşanan olaylarda petrol kaynaklarının payı yok mu?

Devamını Oku
15.12.1992
Dipsiz kuyu...

Ortadoğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık bir dipsiz kuyudur.

Devamını Oku
27.09.1992
Hizbulkontra!

Son günlerde Güneydoğu’da işlenen cinayetlerin arkasında kimler var? Bir sava göre “Hizbullah”...

Devamını Oku
26.09.1992
Yeni dünya düzeni...

“Yeni dünya düzeni”, tek süper güç ABD’nin egemenliğindeki dünyada, Amerika’nın silah zoruyla bütün dünyaya “cebren ve hile ile” benimsettiği “Pax-Americano”dur.

Devamını Oku
05.08.1992
Paxam!..

Körfez Savaşı’nın kaçınılmaz sonuçları, yavaş yavaş Türkiye’ye siyasal faturalar çıkarmaya başladı.

Devamını Oku
21.07.1992
Örs ve çekiç...

Körfez savaşından sonra Kuzey Irak’ta doğan “iktidar boşluğu”nun bir Kürt devletinin doğumuna yol açacağı bilinmekteydi. İncirlik Üssü’nde Türkiye’nin de katkı ve desteği ile konuşlandırılan “Çekiç Güç”, bu Kürt devletinin kurulmasını kolaylaştırdı.

Devamını Oku
17.06.1992
Kürt İslamcılığı...

Diyarbakır’da 2000’e Doğru dergisinin temsilcisi Halit Güngen’in dergi bürosunda kimliği bilinmeyen kişilerce öldürülmesi, ardından da kitapçı M. Sabri Kızılkan’ın Tatvan’da kurşunlanmış cesedinin bulunması, Cizre’de Sait Türk ve Mesut Doruk adlı yurttaşların öldürülmeleri, Güneydoğu’da terörün daha da artacağını gösteriyor.

Devamını Oku
21.02.1992
Türk Memet nöbete!..

Gazetecilikte haber başlığı atmak ayrı bir hüner ve beceri işidir. Dünkü Cumhuriyet’in başlığı bu açıdan gerçekten dört dörtlüktü: Çevik Güç’e Kürt Nöbeti...

Devamını Oku
22.06.1991
Şovenizm ve militarizm...

Bugünlerde toplum olarak bir büyük tehlike sürecine giriyoruz.

Devamını Oku
01.04.1991
Bilardo...

Önceki gece Fransız “TV5 Europe” kanalında Kürtler ile ilgili bir program yayımlandı. Evlerinde “kablolu yayın” yoluyla Fransız yayınını izleyenler, ekranda, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu yörelerini de içine alan bir “Kürdistan” haritası önünde Kürt saz sanatçılarını, Kürt liderlerini ve Fransız yorumcuları gördüler. Programda, Bayan Mitterrand’ın Güneydoğu illerimizde yaptığı gezi ile ilgili görüntülere de yer verildi.

Devamını Oku
16.03.1991
Özel harp...

Genelkurmay Başkanlığı’nca yapılan açıklamada “Özel Harp Dairesi”nin, “savaş zamanında” işgal edilmiş topraklarda “işgal kuvvetlerine karşı mücadele” etme amacıyla Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak görev yapan bir “askeri kuruluş” olduğu belirtildi.

Devamını Oku
17.11.1990
On yıl sonra...

12 Eylül 1980’i bugün Ortadoğu olaylarından sonra yeniden değerlendirmekte yarar yok mu?

Devamını Oku
14.09.1990
Taş oynarsa...

Ortadoğu dünyanın en duyarlı bölgesidir. Bu bölgedeki en küçük bir değişiklik bile dünyayı altüst etmeye yetiyor.

Devamını Oku
30.08.1990
'Pentagonizm'

Türkiye, büyük bir hızla, Amerika’nın Ortadoğu’daki petrol bekçiliğine itiliyor. Ortadoğu, artık eski Ortadoğu olmayacak. Bu yeni Ortadoğu dengelerinde Türkiye’ye yeni roller verilecek. Türkiye’nin siyasal rejimi ve geleceği de verilecek bu rollerle biçimlenecek.

Devamını Oku
24.08.1990
Yine savaş...

Irak’ın Kuveyt topraklarına girmesiyle birlikte Ortadoğu’nun bitmez tükenmez sorunlarına bir yenisi daha eklendi.

Devamını Oku
03.08.1990
Türk ve Kürt...

Atatürk, Kürt sorununa nasıl bakıyordu?

Devamını Oku
05.12.1989
Sevr mi, Lozan mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimi için ikinci tur da yapıldı. Türkiye yeni cumhurbaşkanı seçimi ile uğraşırken, ABD iki duyarlı konu üzerinde yoğunlaşıyor. Bu duyarlı konulardan biri “Ermeni” öteki de “Kürt sorunu”.

Devamını Oku
25.10.1989
Basın...

“Terzi kendi söküğünü dikemez” derler. Gazeteler de kendi içlerinde olup bitenleri pek yazmazlar. Daha doğrusu yazamazlar.

Devamını Oku
04.03.1989
İpekçi Cinayeti...

Milliyet gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi’nin bir karanlık cinayete kurban gidişinin üzerinden on yıl geçti. Bu on yıl içinde cinayet aydınlatılamadı.

Devamını Oku
01.02.1989
Türban ve cilbab...

Bugünkü konumuz yılan hikayesine dönen “türban”. Bu konudaki kavram kargaşasını önlemek için öncelikle bu alandaki kavram ve ilkeleri yerli yerine oturtmak gerekir.

Devamını Oku
06.12.1988
Silah pazarı...

Silah ticareti 20. yüzyılın en ilginç konularından biridir. Silah üretimi hangi ülkelerin tekelindedir? Silah ticaretinden hangi şirketler kazanç sağlıyor? Ve kimler, bu şirketlerin Türkiye’deki temsilcileri?

Devamını Oku
04.11.1988
Kontr...

“Kontrgerilla” kavramı, 12 Mart döneminde siyasal sözlüklere girmişti. O günlerde, Ankara’da Muhabere Okul Komutanlığı Radyoevi binası ile Orman Çiftliği’ndeki Marmara Köşkü, İstanbul’da Ziverbey Köşkü, sorgu merkezleri olarak kullanılmaktaydı.

Devamını Oku
03.11.1988
Tören Atatürkçülüğü...

“Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” görkemli törenlerle kutlandı. Ankara’da tribünlerde renkli panolarla çeşitli görüntüler veren öğrencilerin gösterileri gerçekten nefes kesiciydi. Konuşmalar, marşlar, oyunlar, yürüyüşler, hepsi hepsi çok başarılıydı.

Devamını Oku
20.05.1988
Kürtler ve ABD...

Washington muhabirimiz Ufuk Güldemir’in bugünkü haberi ilginç:

Devamını Oku
24.11.1987
PKK ile savaş...

Güneydoğu yöremizde yaşanan, bir savaştır. Bunda hiç kuşku yok. Kuşku olmaması gereken bir nokta da devletin bu konuda pek başarılı olmadığıdır.

Devamını Oku
18.03.1987
İmambayıldı

Her şeyin sahtesi var... Paranın sahtesi var... Tablonun sahtesi var... Altının, gümüşün, elmasın sahteleri var... Var oğlu var!..

Devamını Oku
01.03.1987
Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984
Neoliberalizm...

“Neo” sözcüğü Yunanca “neos”tan türetilmiştir. Yeni ve genç anlamına gelir. Örneğin, kapitalizmin başına “neo” koyup araya da bir çizgi çekerseniz, bu, “yeni-kapitalizm” demektir. New York kentinin ilk hecesi new da İngilizce “yeni” demektir. Osmanlıca “nev” sözcüğü de yeni anlamına gelmektedir. Herhalde “Nevşehir” yenişehir anlamında kent adı olarak seçilmiştir.

Devamını Oku
24.06.1984
Galile

Ünlü bilgin Galile’nin yaşamı, bilim özgürlüğünün yiğitlik ve yılgınlıkla dolu yazgısını oluşturur. Özgür düşüncenin çeşitli ülkelerde çağlar boyu karşılaştığı baskılar, hep Galile’yi anımsatır. Oysa Galile, bilim özgürlüğünün ödün vermez bir yiğit savaşçısı değildir. Engizisyon Mahkemesi önünde, daha önce kanıtladığı bilimsel gerçeği yadsımış; egemen güçler karşısında diz çökmüş ve susmuştur.

Devamını Oku
07.02.1984
Tam bağımsızlık...

Ulusal Kurtuluş Savaşımız “tam bağımsızlık” inancından kaynaklanır. Atatürk, bu “tam bağımsızlık” kavram ve inancını, “siyasette, maliyede, iktisatta, adalette, askerlikte ve kültürde” bağımsızlık olarak tanımlamaktadır.

Devamını Oku
29.10.1983
Orhan Veli gibi

Kim ne derse desin, en iyisini Orhan Veli söylemiş: “Sarhoş oldum da/ Seni hatırladım yine;/ Sol elim / Acemi elim / Zavallı elim...”

Devamını Oku
30.04.1983
Cumhuriyetin anlamı

Atatürk, Cumhuriyet’in ilan edildiği gün TBMM’de yaptığı konuşmada, “Baylar” der; “yüzyıllardan beri Doğu’da kıyıma ve haksızlığa uğrayan ulusumuz, Türk ulusu, gerçekten yaradılışında bulunan erdemlerden yoksun sayılıyordu. Son yıllarda, ulusumuzun edimli olarak gösterdiği yetenek, anıklık (istidat) ve anlayış; kendisi için kötü sanıda bulunanların ne denli aymaz ve ne denli gerçeği görmekten uzak, dış görünüşe önem veren kimseler olduğunu pek güzel tanıtladı. Ulusumuz, kendinde bulunan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla, uygarlık dünyasında çok daha kolay gösterebilecektir...”

Devamını Oku
29.10.1982
Alaturka kapitalizm

Bazı gerçekler vardır ki, bunları tersyüz etmeye hiç olanak yoktur. Bu gerçeklerden biri, “24 Ocak kararları” adı altında sunulan programın kesinlikle bir IMF programı olduğudur. Bu nedenle, “istikrar tedbirleri” olarak adlandırılan uygulamaları Turgut Özal’ın kafasından çıkmış özgün bir program olarak görmek yanlış olur. Özal, yalnızca bu programın Türkiye’de nasıl ve ne koşullarda uygulanacağını yürütmekle görevlidir.

Devamını Oku
22.06.1982
Bağımsızlık ve özgürlük

Cumhuriyet gazetesinin bugüne dek onurla ve inançla savunduğu görüşleri iki sözcük ile özetleyebiliriz; birinci sözcük “bağımsızlık”, ikinci sözcük “özgürlük”tür.

Devamını Oku
08.05.1982