“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.
Cezaevlerinde bugün binlerce kişi çıkarılacak bir af yasasını bekliyor. Böyle bir yasanın da çıkacağı biliniyor. Ama kimlerin ne ölçüde af kapsamı içine alınacağı, bugünden kestirilemiyor.
Çeşitli suçlardan mahkûm olup cezasını çeken ya da yargılanan binlerce sanık dururken, Bakanlar Kurulu döviz ve gümrük kaçakçılarının suçlarını bağışlamak için tasarılar hazırlıyor.
Bu başlı başına bir adaletsizlik değil midir?
Bu memlekette af bekleyenler yalnızca ve yalnızca akçeli suçlardan mahkûm olanlar ve yargılananlar mıdır? Kaçakçı hükümlü ve sanıklarına göz göre göre öncelik tanımanın ve ayrıcalık sağlamanın hukuk açısından savunulur ne gibi inandırıcı nedenleri bulunmaktadır?
Hazırlanacak bu af yasasına döviz ve gümrük kaçakçılığı suçları da sokulur, böylece bu hükümlü ve sanıklar da af bekleyen öteki yurttaşlar gibi özgürlüklerine kavuşurlar.
Kaçakçılık suçlarına tanınan bu ayrıcalık ve öncelik “adalet duygusu”nu incitmektedir.
Sayın Başbakan cezaevlerinde siyasal nitelikli davalar nedeniyle hapis yatanları görmezlikten gelip “cezaevlerinde siyasi tutuklu yoktur” yolunda açıklamalar yaptığı günlerde, demek ki, kaçakçılık suçlarının affı için emirler de vermektedir.
Azgelişmiş demokrasimiz açısından bu tutum içler acısı bir görüntüyü sergilemektedir.
“Pişmanlık Yasası” diye sunulan ve ihbarcı teröristin cezasından indirim sağlamayı öngören yasa tasarısı da aynı adaletsizliğin bir başka örneğini oluşturmaktadır. İtiraf eden sanıklara ceza indirimi sağlayan maddeler bugünkü hukuk sistemimizde de vardır. Bu bakımdan tasarı, bu yönü ile herhangi bir yenilik getirmiyor.
Burada “adalet duygusu” şu bakımdan zedeleniyor.
Tasarı, Ceza Yasası'nın 125, 131, 141, 142, 146 ve 163’üncü maddelerinden yargılananların bu suçları ihbar etmeleri halinde ceza indiriminden yararlanacaklarını öngörüyor.
İşin “püf noktası” da işte burada yatıyor.
12 Eylül öncesi terör eylemlerinden yargılanan silahlı sağ eylemciler, yasada yer alan maddeler uyarınca mahkûm edilmiş değillerdir. Bu nedenle silahlı sağ eylemcilere, bu yasa ile herhangi bir itiraf sağlamanın olanağı yoktur. Eldeki kararlar, bu durumda, yalnızca silahlı sol eylemcilerden gelecek ihbarların indirime yol açacağını göstermektedir.
Silahlı sağ örgütler, kimlerden emir alıyorlardı? Kimdi bu örgütlerin arkasındaki çete başı? Bunları “Pişmanlık Yasası” ile ortaya çıkarmak olası değildir. Çünkü, yasa “adi suça” böyle bir indirim sağlamıyor. Silahlı sağ eylemciler de Pişmanlık Yasası'nda yazılı maddeler uyarınca yargılanıp mahkûm olmadıkları için bu tasarı onları hiç ilgilendirmiyor...
Silahlı sağ eylemciler, siyasal nitelikli suçlar nedeniyle mahkûm olmadıklarından “kader kurbanları” için çıkarılacak bir af yasasından yararlanacaklardır.
Anayasa, siyasal nitelikli suçlar nedeniyle mahkûm olanların affedilmelerini engelleyici madde getirmiştir. Bu durumda, lise bahçesinin duvarına “sol slogan” yazmak ya da bildiri dağıtmak eylemi nedeniyle mahkûm olan bir genç, siyasal nitelikli suç nedeniyle mahkûm edildiğinden af yasasından yararlanamayacak, buna karşı, kahve tarayıp sekiz kişiyi öldüren silahlı sağ eylemci “adi suç” kapsamı içinde görülen adam öldürme suçundan mahkûm olduğu için aftan kolayca yararlanacaktır.
Böylesine bir adaletsizliğin insan vicdanını tedirgin etmemesi düşünülemez.
Eski türküdür bilirsiniz:
"Mahpushane çeşmesi yandan akıyor yandan / Mahpusluk bir şey değil ayrılık var bir yandan..."
Mahpusluk bir şey değil; böyle adaletsizlik var bir yandan....