Papa Davası...

Papa Davası...

01.04.1986 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Geçen yıl duruşmaların başında, bu davanın beraat ile sonuçlanacağını, yalnızca Ömer Bağcı’nın İtalya’ya silah sokmaktan mahkûm olacağını yazmıştık.

9 Haziran tarihli “Sonuç Belli” başlıklı yazı şöyle başlıyordu:

"Papa suikastı davasının ikinci haftası, komedi ile noktalandı. Bundan sonra eğer sağlam kanıt getirilmezse Antonov da, Çelebi de beraat ederler. Bir tek Ömer Bağcı mahkûm olur. O da İtalya’ya silah sokmaktan..."

Bu gözlemimiz, Roma Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile doğrulanmış oldu.

Bu dava üzerine bugüne dek çok kimse konuştu. Olayı yörüngesinden kaydırabilmek için büyük istihbarat servisleri seferber oldular. Olay üzerine televizyon programları yapıldı, televizyon açık oturumları düzenlendi. Makaleler yayımlandı, kitaplar yazıldı.

Yargılama sırasında, Ağca’nın “ülkücü” adı verilen kişi ve kuruluşlar ile ilişkileri iyice aydınlandı. Abdi İpekçi’nin katilini, Avrupa’nın çeşitli kentlerinde kimlerin sakladığı çok açık biçimde ortaya çıktı.

Bu arada, İsviçre’nin Basel kentinde sonuçlanan bir dava, Ağca’nın suç ve eylem arkadaşları Mehmet Şener ve Oral Çelik’in uyuşturucu madde kaçakçılığına karıştıklarını kanıtladı. Şener, beş yıl hapis cezasına çaptırıldı. ÜGD Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı, aynı suç nedeniyle Fransa’da tutuklandı.

Bu ilişkiler ile Papa suikastı girişiminin bir ilgisi var mıydı? İşte bu kanıtlanamadı.

Bulgarlar, devlet şirketleri aracılığı ile silah kaçakçılığı yapmaktaydılar. Bu kaçakçılığın birçok belgesi, Türk mahkemelerinde de ortaya çıkmıştı. Türk yeraltı dünyasının Bulgar şirketleri ile çok yakın ilişkileri bulunmaktaydı. Kaçakçılık yapmak suçtu; ancak suikast olayı ile kaçakçılık çok ayrı olaylardı.

Ağca, kaçakçılık trafiğine, kıyısından köşesinden karışmış psikopat yapılı bir teröristti. Bulgarların kaçakçılık öyküleri ile süslediği yalanlarını art arda sıralayarak İtalyan adaletini etkilemeye çalıştı.

Bu psikopat teröristi bu tür ifadeler vermeye zorlayan İtalyan Askeri İstihbarat Örgütü Başkan Yardımcısı General Musumici ve arkadaşlarıydı. General Musumici, bu ifadeleri aldıktan bir süre sonra, İtalyan mafyası ile ilişki kurarak, 1980 yılı Ağustos ayında Bologna tren istasyonunun bombalanması olayı soruşturmasında kanıtları değiştirmek suçundan tutuklandı. General Musumici ve arkadaşları bu suç nedeniyle mahkûm oldular.

Belki rastlantıydı; ama çok kuşkulu bir rastlantı... Ağca’nın devlet tarafından atanan avukatı D’Vidio aynı zamanda, Ağca’nın ifadelerini alan ve daha sonra mafya ilişkileri nedeniyle tutuklanan SİSMİ görevlilerinin de avukatlıklarını yapmaktaydı!..

Bu rastlantıyı da o günlerde saptamış ve siz okurlarımıza duyurmuştuk.

Papa suikastı davasında tozdan dumandan geçilmediği için, bu olayda varsayımlarla gerçekler; gerçeklerle de yalanlar birbirlerine karıştırılmıştır. Bu gürültü içinde olayların suikast girişimi öncesi ilgi çekici kronolojisi göz ardı edilmiştir.

İtalyan mali polisi, 17 Mart 1981 günü, “P2 Mason Locası skandalı”nı ortaya çıkarmıştı. İtalyan iş çevreleri ile mafyanın denetimindeki mason locası, Vatikan ile ilişkiler içindeydi. İtalyan Askeri İstihbarat Örgütü SİSMİ’nin birçok görevlisi, bu arada SİSMİ Başkanı General Santovitio ve yardımcısı General Musumici de loca üyeleriydiler.

Bu operasyon başlayınca loca şefi Licio Gelli, İsviçre’ye kaçtı. Burada tutuklandı ve bir süre sonra cezaevinden kaçırılarak Güney Amerika’da bir ülkeye götürüldü.

“P2Locası” ile Vatikan arasında köprü kuranlardan biri Banker Calvi’ydi. Polonya’daki “Bağımsız Dayanışma Sendikası”na CIA’nın gönderdiği 50 milyon dolar, Calvi’nin bankası “Banco Ambrosiano”aracılığı ile ulaştırılıyordu. Calvi’nin bankası, aynı zamanda uluslararası mafyanın bankasıydı.

İtalyan mafyasının önde gelen liderlerinden Florio Carboni de Banker Calvi’nin en yakın dostuydu. Carboni de SİSMİ ve CIA ile ilişkisi herkes tarafından bilinen Francesco Pazienza ile her an beraberdi.

Banker Calvi’nin Vatikan ile mali ilişkileri bulunmaktaydı. Bu ilişkiler, Amerikalı Kardinal Mercinkus aracılığı ile yürütülmekteydi. Aynı halka içinde banker Michele Sindona da bulunmaktaydı.

Bu karanlık ilişkiler, 1978 yılında savcılıklarca incelenmeye başlandı.

Soruşturmayı yürüten Yargıç Emilio Alessandri, 1979 Ocak ayında öldürüldü. Alessandri cinayetini, mafya ve gizli örgütlerle ilgili giz dolu bilgilere sahip gazeteci Pecorilli’nin öldürülmesi izledi. Pecorilli’den sonra öldürülen, avukat Ambrosoli’ydi. Ambrosoli; Banker Calvi, Sindona ve Kardinal Marcinkus arasındaki karanlık ilişkilerin belgelerini ele geçiren “banka kayyımı”ydı.

1981 Mart ayında Banker Calvi hakkındaki soruşturma, son aşamasına ulaşmıştı. İtalyan hükümeti, Vatikan’a başvurarak, “Banker Calvi ile ilişkilerin kesilmesini” resmen istemişti.

Calvi tutuklanmak üzeriydi. “P2 Mason Locası”nın yasadışı belgeleri ele geçmişti.

Papa suikastı, işte tam o günlere rastladı. Ve bütün dikkatler, suikast üzerinde yoğunlaştı. Bu yüzden, “P2 Mason Locası” soruşturmasını yürüten Albay Rozi’nin öldürülmesi ve Yargıç Ugo Zilleti’ye soruşturmaları kapatmak üzere verilen rüşvetin ortaya çıkması da o kadar dikkat çekmedi.

Bir süre tutuklu kalan Banker Calvi, sahte kimlikle İtalya’dan kaçtı. 1982 yılı Haziran ayında Londra’da “Blackfairs Köprüsü”ne asılarak öldürüldü. Olaydan, Calvi’nin yakın dostu mafya lideri Carboni sorumlu tutuldu. P2 üyesi, SİSMİ Başkanı Santovitio, uluslararası silah kaçakçılığı suçuna karışmaktan sorgulandı, bir süre sonra da öldü.

Aynı zincirin bir başka halkası olan Michele Sindona, Amerika’da tutuklandı, İtalya’ya getirildi ve on gün önce hücresinde siyanürlü kahve ile öldürüldü. Böylece tanıklar bir bir ortadan kaldırılmış oldu.

İpekçi olayı gibi, Papa suikastı davasında da kuşkular yine sürüyor. Oral Çelik ve Abdullah Çatlı’nın istihbarat örgütleri içindeki birtakım adamlarla ilişkileri kanıtlanıncaya kadar, bu kuşkular hep böyle sürüp duracak.

Bütün yollar Roma’ya çıkmıyor; Roma’da çıkmaz sokaklar da son buluyor!

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984