Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.
Bu sözleri hiç ama hiç yadırgamıyoruz. Nasıl yadırgayalım ki, Ermeni mafyasının değişmez avukatı Gaston Deferre, Fransız hükümetlerinde İçişleri bakanlığı yapmıştır. Orly katliamı sırasında İçişleri bakanı olan da Deferre’dir.
Fransa’da Deferre’in ünlü “Venturi ailesi”nin avukatı olduğunu bilmeyen mi vardır?
Fransız Gizli Haberalma Örgütü SDECE’nin önde gelen görevlilerinden Victor Mertz, Roger Deloutte 1971 yılında uyuşturucu madde kaçakçılığı yaparken Amerika’da suçüstü yakalanmamışlar mıydı? Mertz’in karıştığı uyuşturucu madde kaçakçılığının patronu, Deferre’in avukatlığını yaptığı Dominic Venturi değil miydi?
Fransız istihbarat servislerinde Angel Simenpieri, Serge Constant ve Marcel Galvani de aynı suçlardan ötürü yakayı ele vermiş değiller miydi?
Ne ilginçtir, bakın, Orly davasında ASALA’nın avukatlığını yapan avukat Verges, aynı zamanda “Lyon kasabı” olarak bilinen Nazi savaş suçlusu Klaus Barbie’nin de avukatıdır.
Kimdir Klaus Barbie?
Barbie, İkinci Dünya Savaşı'nda Fransa’da görev yapmış bir SS subayıydı. Hitler’in yenilgisi üzerine Almanya’da Amerikalılara teslim olmuş ve “Counter Intelligence Corps” adlı haberalma örgütüne katılmıştır. Amerikalılar, Barbie’ye Alman İstihbarat Servisi BND’nin kurulması görevini vermişlerdi. Bu SS Subayı, “Gehlen Örgütü” olarak bilinen istihbarat biriminin kuruluşunda etkin görev almıştı. Barbie, daha sonra Amerikalılarca Fransız istihbarat örgütlerine karşı kurulan yeni bir birimde de görev üstlenmişti. 1951 yılında Amerikalılar tarafından Bolivya’da görevlendirilen bu SS subayı, burada “Yıkıcılar ile Mücadele” örgütünü yönlendirmiştir. Barbie yalnızca Bolivya’daki görevi ile yetinmemişti. İtalya ve Avusturya’da faşist örgütlerle de ilişkiler kurmuştu. Bolivya’da komando kamplarında terörist yetiştiren Barbie, Güney Amerika ülkelerinde CIA güdümündeki “antigerilla” örgütlerini yönetmişti.
Ne ilginç, ASALA örgütü, CIA emrindeki bu eski SS subayının avukatını arayıp buluyor ve savunmayı bu avukata veriyor!
Rastlantı mıdır acaba? Bilinmez ki...
Bu konular üzerinde düşünürken ASALA’nın yayımladığı “ASALA Interview” adlı broşürü okuyoruz. Broşürün 15’inci sayfasında “Joint ASALA Kürdish Workers Party Press Conference” başlıklı bölümde PKK adlı ayrımcı Kürt terörist örgütü ile ASALA’nın birlikte düzenledikleri basın toplantısının tutanağını okuyoruz.
İşte PKK- ASALA işbirliği, hem de kendi ağızlarından. Londra’da Collet’s Kitabevinde serbestçe satılan bir başka broşür “Interview With Mihran Mihranian” başlığını taşıyor. Bu broşürün 40’ıncı sayfasında da Kürt- Ermeni işbirliği ile ilgili açıklamalar yer alıyor.
Londra’da P.O.BOX, W37720 yazışma adresinde “Armenian National Committee” adlı broşürde de Ermenilerin Türklere karşı yönelttikleri kanlı eylemler savunulmaktadır. (Aynı adlı derginin Ekim 1984 sayısı, s. 4)
Türkiye’de “Eruh olayları” olurken, TKP Genel Sekreteri Haydar Kutlu’nun etnik kışkırtıcılığa dayalı konuşması yayımlanıyor (Information Bulletin, s. 10). Londra’da Collet’s kitabevinde satılan Gerçeğin Sesi adlı dergide de etnik terörizme yeşil ışık yakıcı yayınlar yer alıyor. TKP’nin yayın organı Atılım adlı broşürlerde de “Kürt” ve “Ermeni” sorunu ile ilgili yayınlar, etnik kökenli olayların nasıl değerlendirildiğini –hiçbir yorumu gerektirmeyecek biçimde– ortaya koyuyor.
Terör çokuluslu ve karmaşık bir olaydır. Bu çokuluslu ve karmaşık olay, bin bir türlü nedene bağlı olarak gündeme geliyor. Bu yüzden Türkiye’de teröre karşı olan insanların hiçbir siyasal ve ideolojik önyargıya saplanmadan yaşanan somut gerçekleri görmeleri gerekir.
Gerçeği yadsıyarak “devrimcilik” yapılmaz. Eğer Türkiye’de teröristlerin kullandıkları silahların “NATO ülkelerinde üretilip sosyalist Bulgaristan aracılığı ile Türkiye’ye sokulduğu” kanıtlanmışsa bu gerçeklere göz kapatarak “sosyalist” de olunmaz. CIA’nın yoksul ülkelerdeki kanlı darbelerdeki parmak izleri görmezlikten gelinerek Batı türü demokrasi de savunulamaz.
Bu gerçekleri sergilemek ne “antikomünizm”dir, ne de “antisovyetizm”... Yalnızca yurtseverliktir. Yurtseverlik bilinci de öyle alınıp satılamaz; insanların vicdanlarında ve yüreklerinde oluşur. Ermeni ve Kürt terörizmi, iki kanlı örgütü, PKK ve ASALA’yı bir araya getirmişken, bir Türk aydınının, Türk devrimcinin görevi, bu terörü destekleyen, dolaylı ya da dolaysız biçimde bu örgütlere arka çıkan bütün kişi ve kuruluşlara karşı açık savaşa girmektir. Bu hem insanlık hem de yurttaşlık görevidir.
Terörün acısını ülke olarak biz biliriz, biz!..
Nice yürekli aydınımızı, nice yiğit sendika liderini, nice bıyığı terlememiş gencimizi, nice seçkin diplomatımızı bu uğursuz teröre kurban veren bir ülkenin yazarı ve çizeri olarak görevimiz, teröre karşı demokrasi, uygarlık ve insanlık savaşı vermektir.
Yeniden Orly davasına dönüyoruz...
Orly katliamı, ASALA’yı ikiye bölmüştür. Agop Agopyan’ın liderliğindeki ASALA örgütünün bir kısmı Paris’ten Roma’ya taşınmıştır. Agopyan fraksiyonunun örgüt içi iktidar mücadelesini yürütmek için bugünlerde Roma ya da çevresinde Türklere karşı bir saldırı planladığı sanılmaktadır. ASALA ile Fransız hükümetinin “pazarlığı” da sanıyoruz, “ASALA merkezinin Fransa dışına çıkarılması” konusundaydı. Agopyan, şimdi Roma’da ve Şam’da Ermeni örgütlerine yeni saldırı planları hazırlamaktadır.
Ermeni teröristler, Orly davasına dikkatlerin çekildiği bir anda, bir başka ülkede Türklere karşı yeni bir eyleme girişebilirler. Dikkatli olmalıyız.