İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.
Filmlere ve romanlara konu olan bu ilişkiler, en son, Fransız Askeri İstihbarat Örgütü tarafından bastırılan “Greenpeace” gemisi olayında bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilmiştir. Örgütün bağlı bulunduğu Milli Savunma bakanı olaydan haberi olmadığını söylemiş ve görevinden ayrılmıştır; yeni gelen bakanın masasına konan dosyada da olay ile ilgili bilgiler kazınmıştır.
Fransa başbakanı, olaydaki sorumluluğu açıkça üstlenmek zorunda kalmıştır.
Fransız İstihbarat Örgütü “SDECE”nin ünlü ajanlarından Victor Mertz, 1968 yılında Amerika’ya uyuşturucu madde sokarken yakalanmıştı. Mertz, İkinci Dünya Savaşında kahramanlıkları ile ün yapmış; 1961 yılında da General De Gaulle’ü, yapılan suikasttan kurtarmıştı. Aynı örgüt elemanlarından Roger Delouette de 1971 yılında Amerika’da uyuşturucu madde kaçakçılığı yaparken suçüstü yakalanmıştı. Operasyon bu iki kilit ajan ile bitmedi. Kısa adı SAC olarak bilinen “Service d’Action Civique” elemanlarından Serge Constant ve daha önce de Ange Simonpieri uyuşturucu madde kaçakçılığı nedeniyle yakalandı. Constant, Fransa eski devlet başkanlarından Giscard D’Estaing’in seçim kampanyalarını yönetenlerden biriydi. Yakalanan ilk ajan Mertz, Achille Cechini adlı bir kaçakçı ile çalışmaktaydı. Cechini, Dominik Venturi adlı mafya babasının emrinde çalışmaktaydı.
Venturi’nin yakın dostu ve avukatı da Marsilya Belediye Başkanı ve bir süre Mitterrand’ın İçişleri Bakanlığı'na getirdiği Gaston Deffere’di.
Andre Labay, Antoine Biondi ve Lascorz da uyuşturucu kaçakçılığına karışan “SAC” adlı örgüt üyeleriydi.
İtalya’da son zamanlarda buna benzer olaylar yaşandı. Trento Sorgu Yargıcı Carlo Palermo, İtalyan Gizli İstihbarat Şefi Giuseppe Santovito’yu uyuşturucu madde ve silah kaçakçılığı suçlarından sorguya çekti. General bir süre sonra öldü. Yardımcısı General Musumici, üç ay önce, dört yardımcısı ile birlikte İtalyan mafyası ile işbirliği yapmak ve terör olayları ile ilgili suç kanıtlarını değiştirmek suçundan mahkûm oldu. İşin ilginç yanı, bu grubun avukatlığını üstlenen D’Vidio’nun aynı zamanda Ağca’nın da avukatı olması; Ağca’nın itiraflarının bu görevlilerce Türkiye’ye yönelik silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığının en önemli adamlarından biri olan Henry Arslanyan’ın Amerikan Federal Narkotik Büro Örgütü “Drug Enforcement Administration” ajanı olduğu İtalyan Parlamentosunda belgeleri ile açıklanmıştı.
Yurtdışındaki ülkücülerin Federal Alman İstihbarat Örgütünden Dr. Kannapin ile kurdukları ilişki bu ülkücülerin kendi imzaları ile kanıtlanmıştır. Bunların belgelerini daha önce yayımlamıştık. Roma’da ifade veren ÜGD Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı da Alman istihbaratı ile kurdukları ilişkiyi anlatmaktadır.
Papa suikastında kullanılan silahı satan Avusturyalı silah kaçakçısı Hortz Grillmayer’in de Federal Almanya istihbarat elemanı olduğu ileri sürülmektedir. Grilmayer’in Viyana’daki duruşması bu nedenle gizli olarak yapılmaktadır.
İki eski CIA görevlisi Frank Terpil ve Edward Wilson da silah kaçakçılığının son zamanlardaki önemli adlarıdır. Terpil, bir televizyon programında, Türkiye’de Murat Bayrak adlı eski parlamenter ve işadamına silah sattığını açıklamıştı.
İstihbarat örgütleri görevlilerinin ne zaman devlet adına, ne zaman siyasal ve ideolojik gruplar adına ve ne zaman da kendi adlarına hareket ettikleri belli değildir. Belli olmadığı için birçok olay da ister istemez karanlıkta kalmaktadır.
Fransız Askeri Haberalma Örgütünün, dolayısıyla Fransız hükümetinin düştüğü durum, hükümetlerce yeterince denetlenemeyen bu kuruluşların nasıl “devlet içinde devlet” olacaklarını kanıtlayıcı bir örnektir.
Kendisine bağlı haberalma örgütünü yönetemeyen bir hükümet, zamanla, farkında olmadan, bu haberalma örgütünce yönetilir.